Sinif Mucadelesi

15-16 Haziran mücadelesini hatırlayalım

Perşembe 6 Haziran 2019

1960’lı yıllarda, bugünkü gibi ihracatı hedefleyen değil, “ithal ikameci” olarak adlandırılan, iç tüketimi arttırmayı ve tüketim mallarının ülke içinde üretilmesine dayanan bir ekonomik sistem vardı.

Bu, her köşe başında taklit mallar üreten imalathane açılmasına, montaj sanayinin gelişmesine yol açtı. Artan işçi ihtiyacı, köyden göçü hızlandırdı, şehirlerde çalışan işçi sayısı, hızla arttı. Ekonomik sisteme uygun olarak patronlar, tüketimi teşvik için ücretleri düşük tutma siyaseti izlemiyordu. 1970’lerde bu sistem tıkandı.

Kriz karşısında patronların ilk siyaseti, kârı korumak için ücret artışını engellemek oldu. Hakları en kolay geriletebildiği özel sektörde ücretleri düşüren patronlar, özel sektörden başlayarak, genel olarak ücretleri düşürmek istiyordu. Bunun önündeki ilk engel, işçilerin sendikalarıydı ve sendikaların geriletilmesi gerekiyordu. Patronların isteğiyle Demirel hükümetinin, muhalefetteki CHP’li milletvekilleriyle birlikte hazırladığı yasa değişikliği, patronların işyerlerinde sözleşmelerle yapmak istediğini bir adım ileriye götürecekti.

İşçi sınıfının durumu
Türkiye işçi sınıfı, 1960’lara kadar çok sınırlı gelişti. Sonrasında işçi sayısında hızlı artış oldu. Ancak esas gelişme 1970’lerden sonra yaşandı. Burjuvazi ise, ilerisini düşünerek hareket ediyordu. ABD ve Avrupa burjuvazilerinin akıl hocalığıyla, daha gelişmeden işçi sınıfını denetim altında tutmak için 1952’de Türk-İş’i kurduracak ve sendika tekeli yaratacaktı.

1965’lere kadar Türk-İş, burjuvazi için işçileri denetim altında tutma görevini başarıyla yerine getirdi. Ancak işçi sınıfının sayıca artması, sınıf bilincinin gelişmesini de beraberinde getirdi.

1960’tan sonra, Ford, Fıat, Mercedes, Renault, Pirelli, Unilever, Goodyear, Grundug, Philips, Sandoz gibi önemli tekeller fabrikalar kurdu. Yine Türk sermayesi tarafından devletle birlikte Erdemir, İsdemir, Oyak gibi büyük sanayi işletmeleri kuruldu. Bu fabrikalarda her gün on binlerce işçi toplanıyor, fabrika üretim sistemi onlara örgütlenmeyi, örgütlü çalışmayı öğretiyordu. Nüfusun üçte biri İstanbul, Ankara, İzmit, İzmir ve Adana gibi sanayi şehirlerinde, fabrikaların çevresindeki gecekondu mahallerinde yaşıyordu.

Sonunda, yasaların tüm sınırlamalarına ve patronların sert tutumlarına rağmen, en bilinçli ve mücadeleci işçilerin zorlamasıyla, 1967 yılında 40 bin üyeli DİSK ortaya çıktı. 3 yıl sonra, 1970’te DİSK’in üyesi 100 bini aşacaktı. Türk-İş’e bağlı işçiler, DİSK’e geçiyor, özel sektör işçileri, hızla DİSK’te örgütleniyordu. Yine de Türk-İş’te 600 bin ve o dönem yaygın olan bağımsız sendikalarda 400 bin işçi örgütlüydü.

Resmi rakamlara göre, 1970’te kayıtlı çalışan 3 milyonu aşkın işçinin 1 milyon 250 bini sendikalıydı. Oran olarak işçiler bugünkünden daha örgütlüydü. İşyerlerinin %60’ında sendika vardı. Tıpkı işçiler gibi patronlar da örgütlüydü. (120 adet işveren sendikası vardı.)

Bu dönemde, Kavel, Singer grevi gibi işyerlerini aşan ve ülke çapında etkili olan önemli mücadeleler yaşandı. Bu mücadeleler, işçilerin sınıf bilincini geliştiriyor, genel ve politik mücadeleye katılmalarına yol açıyordu.

Yine de patronların şikayet ettiği grevler ve greve katılan işçi sayısı, aslında diğer ülkelerle kıyaslandığında azdı. Ancak grevde geçen süre, örneğin Fransa’ya göre 10 kat daha fazladır. Bunda, işçilerin haklarını sınırlayan yasalar kadar patronların uzlaşmaz tutumları ve grevleri iş olmayan dönemlere getirmeleri de etkilidir.

En çok ve uzun grevler, ihracat çalışan dokuma işkolunda oldu. Rekabet nedeniyle ücretleri yükseltmemek için en katı davranan ve en örgütlü patronlar bu işkolundaydı. Grevlere çoğu zaman polis ve asker saldırıyordu. Kamuda ise, bugün olduğu gibi petrol tesislerinde veya demiryolu gibi önemli işkollarında grevler hükümetçe erteleniyordu.

15-16 Haziran mücadelesi
Yasalar, polis ve askerle, çetin grevlerle bilinçlenen, örgütlenen ve sayıca artan işçileri durdurmak isteyen burjuvazi, 15-16 Haziran mücadelesine neden olacak yasa değişikliğinin yapılmasını istedi. Açıkçası, ne hükümet ne patronlar ne de DİSK bürokratları, işçilerin burjuvazinin saldırısına bu kadar sert karşılık vermesini bekliyordu.

“İşçiler savaşa hazır olun” başlıklı bildirilerle, yasanın mecliste görüşüleceği 15 Haziran günü için eylem çağrısı yapan DİSK bürokratlarının, patronlara tahditle geri adım attırmaktan başka bir amaçları yoktu.

Oysa, her gün işyerinde patronuyla mücadele eden işçiler, DİSK’in bu çağrısından da moral destek alarak adeta savaşa giriştiler. İstanbul ve İzmit’te işçiler, iki günde en modern ve en büyük 173 işletme ve fabrikada üretimi durdurup bantlarını, fabrikalarını bırakıp yürüyüş yaptılar, hükümeti protesto ettiler. İşçilerin tepkisi, sonraki günlerde ve aylarda, Adapazarı, Bursa, Eskişehir, Ankara, Adana, İzmir ve Zonguldak gibi sanayi şehirlerinde devam etti.

Çalışan işçilerin %5’i, sendikalı işçilerin %10’unu oluşturan 150 bini aşkın işçinin katıldığı, Türkiye tarihinin en kalabalık işçi eylemleri sadece kapsadığı işçi sayısı açısından değil, militanlığı açısından da önemini sürdürüyor. Çünkü bu mücadelede işçi sınıfı, toplumdaki önemini ve toplumsal mücadeledeki önder rolünü ortaya koydu.

İşçiler, üretimi durdurmakla yetinmedi, sokakları fethettiler, polis ve askerle çatıştılar, karakolları, devlet dairelerini bastılar. İki gün boyunca İstanbul ve İzmit’te yaşam durdu. Mücadele, kamu emekçilerini sıçradı, Kadıköy kaymakamlığı işçiler tarafından işgal edildi. Olaylara müdahale etmek isteyen İçişleri bakanı, işçiler yolları kestiği için İzmit’ten öteye geçemedi. İşsizler, yoksullar, gençler, kendine sol diyen tüm kesimler, işçilerin peşinden harekete geçti.

Hükümet, polisin 2 işçi ile bir esnafı öldürmesine rağmen durduramadığı isçilere karşı, orduyu harekete geçirdi. Önündeki her şeyi yıkıp aşan, sel gibi akan işçileri durdurmak ve birleşmelerini engellemek için kara ve deniz ulaşımı durduruldu, köprüler açıldı. İşçilerin eylemleri ancak sıkıyönetim ilanı durdurulabildi.

16 Haziran günü İstanbul ve İzmit’te 3 ay süreyle uzatılacak olan sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim bu illerdeki gösterileri durdurdu ama İzmir, Ankara, Adana ve Gaziantep’te işçilerin protestoları devam etti. Hükümetin çıkarmak istediği yasa 12 Ağustos’ta çıktığında tepkiler devam ediyordu.

Mücadeleye katılan 5 bini aşkın işçi işten atıldı. Binlerce işçi yargılandı ya da aylarca hapis yattı, binlercesi patronların kara listesine alındı.

Ancak burjuvazi işçilerin mücadelesi karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Yasa meclisten geçse dahi hiçbir zaman uygulanamadı. (1972’de iptal edildi)

Burjuvazi, gerek sendikal ve gerek siyasal düzeyde işçi sınıfı örgütlerini dağıtmak, işçi militanları etkisiz kılmak için ileride daha sert tedbirler almak zorunda kaldı. 1971 askeri müdahalesi, işçi ve sol hareketi geriletmek için ilk girişimdi. 1971’de sıkıyönetim ilanından seçimin yapıldığı 1973’e kadar, işçi hareketleri tamamen durdu. Burjuvazi ancak 1980 askeri darbesi ile amacına ulaşabildi.

Sonuç

Bugün uzun zamandır işçi haklarının gerilediği, işçi mücadelesinin fabrika düzeyini aşamadığı bir dönemde yetişen genç kuşaklar için 15-16 Haziran’ı anlamak zor.
Nitekim 15-16 Haziran mücadelesinden farklı sonuçlar çıkarılıyor. Bazı çevreler, işçilerin “kendiliğinden” harekete geçtiğini söylüyor. Oysa biz, bir bantta veya bölümde bir iş bırakma eyleminin bile hazırlık ve örgütlenmeyle sürdürülüp yayılabileceğini çok iyi biliyoruz. Birkaç şehri ve günü aşan bir mücadele, çok daha ileri düzeyde bir örgütlenmenin ürünü olabilir.

O güne kadar fabrikalarda özveri ve kararlılıkla çalışan devrimci işçi militanların çalışması olmadan böyle bir mücadelenin gerçekleşebileceğini düşünmek doğru yaklaşım değil. Dönemin işçi militanları, fabrikadan fabrikaya bağ kurarak, bir düzeyde örgütleyip mücadelenin genişleyerek sürmesini sağladılar.

Burjuvazi, bu işçi militanlardan haberdardı. Bu nedenle olayları, işçilerin birbirleriyle bağ kurmasına engelleyerek durdurabileceğini bildiği için sokağa çıkma yasağı ve sıkıyönetim ilan edildi. Daha ileri bir düzeyde örgütlenme oluşturamamış olan işçi sınıfı, devletin baskı güçleri karşısında mücadeleyi sürdüremedi. Ancak bu, 15-16 Haziran mücadelesinin kendiliğinden olduğunu göstermez, devletin baskısına karşı mücadeleyi sürdürecek güçte bir örgütlülüğün olmadığını gösterir. İşte böyle bir örgüt, bu gün de işçi sınıfının ihtiyacı.

İşçi sınıfı, bu mücadeleyle şehirleri aştığını, burjuvazinin düzenini, yasalarını silip süpürdüğünü, kısacası toplumdaki gücünü gösterdi. Tüm bunlara rağmen, 15-16 Haziran mücadelesi, sadece daha iyi ücret ve yaşam koşulları için değil, aynı zamanda sömürü düzenini yok etmek için örgütlenen devrimci işçiler için aşılması gereken bir hedeftir. (09.06.2004)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:252 - 7 Haziran 2019  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?