Sinif Mucadelesi
Suudi Arabistan

Emperyalizmin bir orta direğinin hevesleri (III)

Pazartesi 9 Temmuz 2018

Rejimin istikrarsızlığı
Kitleleri hedef alan ilk kemer sıkma kararları alındı. Artık kamuda çalışanlar da gaz, su ve elektrik faturalarının tümünü ödemek zorunda. Sınırlı olsa da, 2016’nın ilk üç ayında internet yoluyla yüksek faturalar protesto edildi. “2030 Görüşü” planına göre özel sektörde daha çok Suudi emekçi çalıştırılacak. Ancak bu yıllardan beri söyleniyor.

Göçmen işçilere karşı savaş yıllardır sürüyor ve zaten zor olan yaşam şartları daha da zorlaşıyor. Onlara kesilen cezalarla birlikte polis baskısı da artıyor. Ülkenin, bu çok sömürülen emekçilere ihtiyacı var ama aynı zamanda bu emekçiler, egemen sınıf için sürekli bir tehdit olarak görülüyor.

Ekonomik krizin büyümesinin sonuçları katlanıyor; bu durumda, rejimin muhalefete karşı feci bir diktatörlük uygulamasına, insanları falakaya yatırmasına ve kelle uçurma yöntemleri uygulamasına rağmen, kitlelerin ayaklanma olasılığı var. 2011’deki Arap Baharı isyanları döneminde o zamanın kralı Abdullah, isyanın Suudilere yayılmasını engellemek amacıyla belirli istisna sosyal kararlar almıştı: Ücretlere zam yapıldı, işsizlere işsizlik maaşı bağlandı.

İktidarın sorunları ekonomik sıkıntılarla sınırlı değil. İktidar çok gerici Sünni Vehhabi çevrelere dayanıyor; Şii çevreler onlarca yıldır buna karşı çıktığı için siyasi bir sorun oluşuyor. Şiiler, toplam nüfusun %10’unu oluşturuyor ve yoğunlukla ülkenin Doğu illerinde, yani Lahsa ve Katif bölgelerinde yaşıyor.

Bu bölgeler önemli, stratejik bölgeler çünkü Suudi Arabistan’ın doğal kaynakları buralarda. Şiiler en yoksullar olduğu gibi, kamu yönetiminde, orduda ve güvenlik güçlerinde de hiçbir yüksek mevkiye getirilmiyorlar. Petrol üretimini tekelinde bulunduran Aramco, %40 oranında Şii kökenli çalıştırıyor.

1980-81 yıllarındaki Katif ve Hüfuf isyanlarında ve Arap Baharında, Bahreyn’deki Şiileri desteklemek için yapılan yürüyüşlerle, Şiiler baş kaldırdı. Her defasında feci baskılara maruz kaldılar. Yine de isyan duyguları, küllerin altında yaşıyor.

Devletin zirvesindeki dengeler çok kırılgan ve her iktidar değişikliğinde sorun yaşanıyor. Muhammed Bin Selman, şu anda Kralın oğlu olduğundan, en azından babası sağ olduğu sürece, meşru bir desteğe sahip. Selman iktidarını güçlendirmek için bazı manevralar yaptı: Haziran 2017’de, önceki veliaht prens olan Muhammed Bin Nayef’i, 4-5 Ekim’de onlarca prensi, bakanı ve iş adamını yolsuzluk iddiasıyla tutuklattı. Ancak bunların yeterli olacağı kesin değil.

Şu anki veliaht prens, kadınların araba kullanma hakkı olması ve sinema salonlarının yeniden açılması gibi bazı kararlarla kendine modern görüntüsü vermeye çalışıyor.

Buna rağmen, bu orta çağ krallığı kadınları baskı altında tutmaya devam ediyor -örneğin kadın eşi dışında birisiyle ilişkide olursa idam ediliyor- kitleler ahlak polisi baskısıyla ve fetva ile yönetiliyor ve en küçük özgürlük girişimi anında bastırılıyor. En küçük internet haberi yıllarca hapis cezasına sebebiyet verebiliyor ve hatta bazen kelle uçurularak idam kararına yol açıyor.

2014 yılında yayınlanan bir krallık kararı, terörizmi şu şekilde tarif etti: “Kamu düzenini bozmayı… veya toplumun güvenliğini veya devletin devamlılığını… veya devletin şeref ve haysiyetini hedefleyen eylemler.” Aynı yıl İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı bir karara göre, “ateizmi savunmak” ve “herhangi bir hareket, kurum, örgüt veya siyasi partiyi desteklemek, ona katılmak veya sempati duymak” terör suçudur. Rejim hiçbir muhalefete imkan tanımamak için korku salıyor.

Emperyalizmin ayrıcalıklı jandarması
Kendi kendilerini çok demokratik bulan ABD, İngiltere ve Fransa’yı, bu azılı diktatörlük rejimi hiç rahatsız etmiyor. Öyle ki 28 Ekim 2016’da Suudi Arabistan, Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Komisyonu’na yeniden seçildi. Bölgede başka diktatörlükler de var ama Suudi Arabistan onların en fecisi. İsrail’den sonra, genel düzeyde ABD’nin, özel düzeyde daha çok ABD petrol şirketlerinin çıkarlarının en büyük savunucusu da Suudi Arabistan. Verdiği hizmetlerin listesi oldukça uzun.

Suudi Arabistan, 1950’li yıllarda Arap milliyetçiliği akımına ve Sovyetler Birliği’ne yaklaşan Nasır rejimi ve benzerlerine karşı bir set görevi üstlenmişti. 1970’li yıllarda, tıpkı İran Şah rejimi gibi, bölgede güvenlik direği görevi yaptı: ABD’nin, Suudi Krallığı için yaptığı askeri harcamalar 1970’te 16 milyon dolar iken 1972’de 312 milyon dolara tırmandı.

Suudi rejimi, 1991’de Körfez Savaşı esnasında, Irak’taki Saddam Hüseyin rejimine karşı destek verdi. Hatta Suudi dini liderleri (Ulema), ABD birliklerinin Kuveyt’e geçmeden önce Suudi topraklarında konuşlandırılmasına izin veren özel bir fetva bile yayınladı.

Suudi Arabistan ayrıca, 1980’li yıllarda Afganistan’daki Taliban’a mali destek vererek ABD’ye yardımcı oldu. Ancak Taliban, ABD’nin ümitlerini boşa çıkardı, çünkü onlar Sovyet askerlerinin, Afganistan’dan çekilmesinden sonra, 1988-1989 arasında, ülkedeki kargaşa ortamına çözüm getiremediler.

Talibanlar, Suudi ve Pakistan desteği olmadan bölgeye egemen olamazlardı. Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın, Yemen’de sürdürdüğü savaş, ABD’li yöneticilerin onayı ve desteğiyle yapılıyor. Ancak Suudi rejiminin ABD’ye karşı gösterdiği bu sadakatin büyük bir bedeli var ve onu da Ortadoğu’daki kitleler ödüyor.

Yangın çıkarıp, yangın var diyenler
Yemen’deki savaş ortamında Husi milislere ek, yeni cihatçı milisler ortaya çıktı, var olanlar da güçlendi: Arap yarımadasındaki El Kaide (AQPA) ve İslam Devleti (IŞİD) gibileri. Kargaşa ortamından yararlanan El Kaide, ülkenin beşinci büyük kenti olan Mukelle’yi ele geçirdi. Yerli aşiretlerle ittifak kurup kentte bir yıl boyunca iktidarını sürdürdü.

Bu cihatçı hareket, ABD’nin İHA (insansız hava aracı) saldırılarından veya Trump’ın iktidara gelmesinden bu yana, özel askeri güçlerin düzenlediği saldırıların artmasıyla gerilemedi, durum bunun tam tersi. Yemen, yabancı cihatçılar için bir cephe gerisi üssüne dönüşebilir.

Eğer savaş devam edip daha da büyürse, tam aksine Yemen’deki cihatçılar burayı terk edip tüm bölgeye ve hatta daha uzaklara yayılabilir. Tıpkı Libya’da emperyalist güçlerin yaptığı müdahaleden sonra yaşandığı gibi.

Yemen’in kargaşaya sürüklenmesi, en yoksullardan biri olan bu ülkede yoksulluğun giderek daha da artması, bombardımanlar ve tüm bu ortamın yarattığı umutsuzluk, ülkeyi daha derin bataklığa sürükleyip milisler için çok güzel bir ortam yaratabilir. Böyle bir gelişme daha önce Irak’ta, Suriye’de ve başkalarında önceden yaşanmıştı.

Emperyalistlerin başlattığı yangın, yerli iş birlikçilerinin başlattığı yangınlarla birleşerek tüm bölgeye yayılıyor. Emperyalist güçler, bölgede ekonomik ve sosyal egemenliklerini sürdürebilmek için kanlı bir diktatörlüğü kullanıyor. Bu da bölgeyi, bütünüyle bir barbarlığa sürüklüyor. LDC, No 189 (04.01.2018)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:241 - 6 Temmuz 2018  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?