Sinif Mucadelesi
Almanya

Merkel’in sözde seçim zaferi

Çarşamba 16 Ekim 2013
Yorumcular, seçim sonuçlarının açıklanmasından beri, üçüncü kez başbakan (şansölye) olan Angela Merkel'in zaferinden söz ediyorlar. Gerçekten de, Merkel’in partisinin [Hristiyan Demokrat Birlik ve Hristiyan Sosyal Birlik Partileri (CDU/CSU)] oy oranı, 2009'daki seçimlerden bugünkü seçime, %33.8’den %41.5’e yükselerek %8 oranında arttı. Ama iktidardaki ayrıcalıklı müttefikleri, sağda yer alan Hür Demokrat Partisi FDP’nin liberalleri, bu 4 yıllık aynı dönemde yaklaşık %10 oranında oy kaybettiler. Almanya tarihinde ilk defa %5 barajının altında kalan FDP’nin parlementoda milletvekili olmayacak ve CDU ile birlikte hükümette yer alamayacak. Yine sağda, aşırı sağcı Milliyetçi Demokratik Partisi (NPD) ortalama %1.3 oranında oy alırken, avroya karşı olan yeni sağ parti Almanya İçin Alternatif, AFD de %5 barajını geçemedi. CDU kimlerle birlikte hükümet edeceğini belirlemek üzere görüşmelere başladı. Bu çok da kolay bir durum değil çünkü SPD’nin liderleri, emekçi karşıtı bir politikaya karışmamak, gözden düşmemek için sadece ikincil derecedeki rolleri oynamak için çok aceleci davranmıyorlar. Merkel'in partisi bir hafta önce de Bavyera Parlamentosu (Landtag) seçimlerini kazanmış olsa da, diğer bölgesel seçimlerde yenilgi üzerine yenilgi aldı. Bugün diğer bölgelerin büyük çoğunluğunu SPD yönetiyor. Milletvekili seçimlerindeki başarısı, parti başarısından çok tek bir kişinin, Angela Merkel’in başarısı gibi görünüyor. Son yıllarda, istikrarsızlık, güvensizlik hızla yayıldı. Yaklaşık 8 milyon emekçi saatte 8.5 avrodan az bir ücret alırken, ücretli çalışanların dörtte biri, fakir sayılıyor. Bütün bunlara rağmen, geniş kitlelerde bile medya tarafından da kuvvetle desteklenen bir fikir olan, eğer komşu ülkelerle kıyaslanırsa Almanların en kötü durumdan korunduğu izlenimi var. SPD’ye gelince, CDU’ye gerçek bir muhalefet gibi bile görünmüyor. Sağda CDU ve solda SPD olacak biçimde iki parti, emeklilik 67 yaşına çıkarıldığında, büyük bir koalisyon içinde birlikte yönetiyorlardı. Her iki parti de kampanya süresince, sürekli olarak SPD’li başbakan Schröder’in mirasını ve onun emekçi karşıtı kanunlarını devraldıklarını söylediler. SPD’nin adayı Peer Steinbrück, Merkel’i çok iyi tanıyor, çünkü 2005 ve 2009 yılları arasında onun maliye bakanıydı. Ayrıca, SPD patronlara en yakın Steinbrück’ten başka kimseyi de seçemezdi. Steinbrück, Aralık 2012’ye kadar, en sevdiği zaman geçirme uğraşı olan iş çevrelerince yüksek paralar ödenerek finanse edilen konferanslarını vermeye devam etti. Bu son aylarda, en zenginlerin vergilerinin arttırılması olasılığını rakamlara dökmeden dile getirerek, seçim kampanyasına sosyal bir görünüm kazandırmak için kendisini zorladı. Almanya çapında, bütün meslek dallarında genel asgari bir ücretin yaratılacağına söz verdi. SPD cesurca, asgari saat ücretini brüt 8.5 avro olarak sabitledi. Yani uygulamada, son yıllarda değişik meslek dallarında ödenen bütün asgari ücretlerin altında, çok düşük bir saat ücreti olarak, bir sefalet ücreti belirledi. Açıkçası, verilen bu söz bile her şeye rağmen, bundan daha az kazanan milyonlarca emekçi arasında ümit yarattı. Steinbrück ve SPD daha sonra, anti komünizm ve bazı seçmenleri korkutmamak, kendilerinden uzaklaştırmamak için, Die Linke’nin (Fransa’daki Sol Cepheye denk düşen parti) tehlikeli “kızıllarıyla” birlikte yönetimde bulunmanın söz konusu olmayacağını açıklayıp, sürekli tekrarladılar. Sonuçların açıklandığı akşam, sol olarak değerlendirilen üç partinin yani oyların %26.5’ini alan SPD’nin, %8’ini alan Yeşiller’in ve %8.5’ini alan Die Linke’nin, CDU-CSU’nun karşısında, oyların ve parlamentodaki koltukların çoğunluğunu elde ettikleri ve Merkel’e karşı bir koalisyon oluşturabilecekleri görünür bir biçim aldığı zaman, SPD’nin ileri gelenlerinin acil olarak yaptıkları ilk şey, sert bir biçimde, Die Linke ile birlikte yönetme olasılığını yadsımak oldu. Die Linke’ye gelince, 2009 yılında %12 olan oy oranına göre gerileyerek, oyların %8.5’ini aldı. Programı, diğer partilerin çığlık atmasına neden olan bu parti, aslında olması gerekene göre gülünç derecede az talepleri ön plana koydu. Die Linke örneğin, SPD 8.5 avroluk asgari saat ücretine karşılık 10 avroluk saat ücreti önerdi. Die Linke en yüksek gelirlere (servet üzerinden vergi alma da dahil) vergi uygulamayı, 67 yaşında emekliliği, Hartz IV kanununa son vermeyi, aylık 500 avroluk asgari sosyal geliri dayatmayı istiyor. İşte bu nedenle SPD’ye çok radikal görünüyor. Gelecekteki koalisyon hükümeti ne olursa olsun, emekçiler sınıfına yapılacak saldırılar kuşkusuz yağmur gibi yağacak. Ve bu saldırılara karşı harekete geçmek için işçi sınıfı içinde azınlıkta olsa da, emekçilerin çıkarlarını ve bakış açısını ifade edip duyuracak bir akımın doğması hayati bir sorundu. LO (27.09.2013)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2013  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 184 - 4 Ekim 2013  Site yaşamını izle Uluslararası Gündem   ?