Sinif Mucadelesi
Almanya

Model ekonominin arkasına artan işçi sömürüsü var

Çarşamba 18 Eylül 2013
Geçen mayıs ayında Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD), kuruluşunun 150. Yılını kutladı. İlk işçi partilerinden biri olan SPD, zamanla burjuvazinin hizmetine girdi ve Alman burjuvazisinin, Alman emekçilere karşı uyguladığı siyasetin uygulayıcısı oldu. Kutlama sırasında konuşma yapan Fransa başkanı Hollande, Schroder zamanında çıkartılan Hartz yasalarını övdü. Schroder, Doğu Almanya’nın yıkılmasının ardından, işçilerin haklarını kısmak için burjuvazinin işçi sınıfına karşı siyasetini yürüten adamdı. Savaş sonrası ve soğuk savaş döneminde gerileyen ekonomiye ve işçi sınıfının kazanımlarına kendince çözüm bulmak isteyen Alman burjuvazi, Schroder’i tercih etmişti. Schroder, iktidara gelir gelmez ilk olarak sendikacılar ve patronlarla ekonomi toplantısı yaptı. Bu toplantıdan çıkan sonuç, devlet kasasındaki parayı arttırmak için sosyal hizmetlerde sert ve radikal kararların alınması oldu. Sosyal hizmetlerde radikal değişiklikler yapmak demek; emekliden, sağlık sigortasından, işsizlerden kesinti yapmak demekti. Bu tedbirler adım adım yasalaşacak ve adı da Hartz yasaları olacaktı. Asıl olarak işçi haklarını, sosyal hakları geriletme amacı taşıyan yasalar, kitlelere Almanya’nın ekonomik olarak rekabet gücünü arttırmak ve yaşam standartlarını yükseltmek için atılması gereken adımlar olarak gösterildi. {{Hartz yasaları }} İlk kısıtlamalar 2004 yılında sağlık sektöründe oldu ve Hartz 1 denilen yasalarla birlikte bedava olan muayene hizmeti paralı hale getirildi. Aslında bu, sağlık sisteminde yapılacak kısıtlamaları içeren upuzun listenin ilk maddesiydi. Bunun dışındaki diğer maddeler 2013 yılında Merkel tarafından, Hartz 3 yasaları ile tamamlandı ve böylece sağlık sistemi neredeyse tümüyle özelleştirildi. Emeklilik sisteminde de önemli değişiklikler yapıldı ve değişik ölçütler kullanılarak emeklilik ödenekleri parça parça azaltıldı. Günümüzde tüm dünyada yaygın hale gelen geçici, sözleşmeli, taşeron çalışma, Almanya’da bundan birkaç yıl öncesinde bile çok ama çok azdı. Ancak 2002’de Hartz 2 yasalarıyla birlikte dünyanın en zengin ülkelerinden birinde, büyük fabrikalarda asgari ücretin altında çalışma yasalaştırıldı. Bu yasaya göre kısa süreli, sözleşmeli çalışma yasal olacak ve en iyi şartlarda dahi aylık ücret 400 avronun üzerine çıkamayacaktı. Bununla birlikte sosyal haklardan da faydalanılamayacaktı. On yıl sonra günümüzde, bir işçinin aynı koşullardaki işte elde edebileceği en iyi ücret 200-300 avro seviyesinde. Ancak bu kadarla sınırlı değil! Hartz 3 yasalarıyla birlikte sosyal sigortadan faydalanma ölçütleri daha da zorlaştırıldı. Yasaya göre kısa süreli, sözleşme usulü çalışan işçilerin sosyal sigortadan yararlanabilmeleri için bir yıl boyunca sözleşmeli çalışma zorunluluğu getirildi. Bu koşullarda çalışan yoksul işçileri bekleyen bir başka tehditse emeklilik. Aynı Hartz yasaları onları, emekli olduktan sonra çalışır durumdakinden daha kötü şartlarda bir hayata sürüklüyor. Hartz yasalarının etkilediği bir başka konuysa işsizlik. Hartz 3 yasaları, patronlara işten çıkarmayı kolaylaştırdı. İşten atılan ve kendisine önerilen düşük ücretli, sözleşmeli işi reddeden işçi, işsizlik parası da alamaz. Hartz 4 yasalarında, 2003 yılında daha da ileri gidildi ve işsizler için ödenen işsizlik ödeneği süresi 32 ay ile sınırlandırıldı. İşsizlik aylığı günümüzde devletin yaptığı kira ve ısınma yardımı ile birlikte 382 avro. Öte yandan işsizlerin faydalandığı sosyal sigorta da aynı şekilde 32 ayla sınırlandırıldı. Bugün Almanya’da milyonlarca işçi için bir fabrikada çalışabilmek adına tek seçenek kısa süreli çalışma ya da koşulları git gide kötüleşen bir sözleşme imzalamak. Hartz 4 yasasının getirdiği bir başka başlıksa kısa süreli çalışma için bir kurumun kurulması oldu. Yasaya göre, işsiz kalan bir işçi eğer iş bulmak için kuruma başvurursa, kurumun ona önerdiği işi kabul etmek zorunda! Önerilen işler arasında saati 3 avroluk işler de var. Eğer işçi, önerilen işi reddederse kendisine ödenen 382 avroluk sosyal yardım üç ay boyunca yüzde 30 oranında düşürülüyor. Bu koşullarda Alman emekçiler, sosyal sigortalarından olmamak için önerilen işleri kabul etmeyi tercih ediyorlar. Hükümetin koruması altındaki patronlar, sendikacılar, işsizlik korkusu altındaki işçileri bu şekilde fabrikalarda daha da kötüleşen koşullarda sömürmeye devam ediyorlar ve patronların işçiler karşısında talepleri, küstahlıkları bitmek bilmiyor. Kurumun önerdiği kötü koşullardaki gülünç ücretli işleri kabul etmeyen işçilere “tembel” damgası vuruluyor. Hartz 4 yasası bununla da bitmiyor. Yasaya göre işsizlik parası alan tüm işçiler, tasarrufları ve tabii varsa gayri menkulleri de dahil olmak üzere tüm gelirlerini bildirmek zorunda. Buna göre hükümet, gerektiğinde bu tasarruflarını (ki çocuklarının eğitimi ya da geleceği için yapılan tasarruflar da buna dahil) işsizlik yardımı kesilirse harcamak zorunluluğu getirdi. Ya da yine işsizlik yardımı alıyorsa ve oturduğu ev, yasanın belirlediği metrekareden daha büyükse daha küçük bir eve çıkmak zorunda. Bu ev kendisine aitse satmak zorunda! Eğer bir arabası varsa ve değeri 5 bin avrodan fazlaysa satmak zorunda! Görüldüğü gibi patronlar, sadece çalışma koşullarını değil, hükümet eliyle, hayat standardını ölçme gibi romantik lafların ardında işçilerin yaşamının her yerini kontrol etmek istiyorlar. İşte bu zorlayıcı koşullara rağmen bugün yaklaşık 1 milyon Alman, özel sektörde saati 3-4 avro, kamudaysa saati 1 avroya çalışmak zorunda. Emekçilere bu kadar zor koşullar dayatılırken zenginlerin vergilerinde de özel indirimler yapıldı. Örneğin gelir vergisi %51’den %42’ye indirildi. İşletmeciler, fabrikatörler her geçen gün daha az vergi ödüyor. Sadece vergi indirimleri sağlanmıyor aynı zamanda hazır para tabakta patronlara servis ediliyor. Devletin muhasebe hesapları incelendiğinde bu açıkça görülmüyor çünkü hükümet bunu gizleme konusunda son derece uzman. Özetlemek gerekirse, işletmeler için vergi oranı, 1990 yılında, Avrupa Birliği’nde %52 ile en yüksek seviyesindeydi. Bu oran Schroder’le birlikte 2003’te %39’a kadar çekildi. 2009’daysa Merkel tarafından %30’a indirildi. {{Merkel iktidarda }} 2005 yılına gelindiğinde iktidarda Scroder yerine Merkel vardı. Merkel döneminde de bir yandan işçi sınıfını hedef alan Hartz yasaları devam ederken diğer yandan patronların devlet kasasında açtığı gediği kapayabilmek için yoksullara yüklenildi. İlk olarak KDV oranları %16’dan %19’a yükseltildi. Ardından da bankalara 450 milyar avro saçıldı. Bu para birinin cebinden çıkacaktı. O da emekliler oldu ve emeklilik yaşı 65’ten 67’ye yükseltildi. Durum bununla da sınırlı değil. Federal yapıya sahip Almanya’da federal belediyeler uzun zamandır ekonomik kriz tarafından darbe yemiş durumda. Merkel, 2009’da ekonomik durumları üzerine federal belediye başkanlarıyla toplantı yaptı. Belediye kasalarındaki açıkları kapatmak isteyen federal belediye başkanlarına Merkel, “ekonomi yapmak” için dahiyane fikirler sundu ve toplantıdan sonra da birçok belediye hizmeti kaldırıldı. Özellikle yoksul mahallelerde olmak üzere okullar, kütüphaneler, toplu taşımanın bir kısmı kaldırıldı. Merkel, ulusal çaptaysa özel sektörde yapılan işten çıkarmalara arka çıktı. Sadece 2013 yılının mayıs ayında, hatta mayısın sadece iki haftasında, 3 bin işçi işten atıldı. Thyssen, Daimler, EON, Ikea gibi büyük şirketler hükümetin de arka çıkmasıyla tamamen sözleşmeli işçi çalıştırmaya başladılar. {{Günümüzde işçi sınıfının koşulları }} Bugün Almanya’da resmi olarak 3 milyon işsiz var. Ancak bu rakam son derece iyimser. Çünkü Almanya’da eğer bir işçi yılda 8 hafta da olsa, sözleşmeli çalışabilmişse işsiz statüsünde sayılmıyor. Yaklaşık 8 milyon işçi de saati 1 avroya çalışıyor. Bu kesim Almanya’da yoksul olarak kabul görüyor. Öte yandan sözleşmeli çalışma her geçen gün artıyor. 2008’de sözleşmeli işçi sayısı 130 binken 2009’da bu rakam 1,5 milyona çıktı. Üstelik patronlar işçilere, sözleşme yoluyla aslında iki kez daha az ücret veriyor. Hem işçiye düşük ücret veriyor hem de verdiği ücretin %40’ını devlet ödüyor! Eurostat gibi uluslararası kaynakların rakamlarına göre, Almanya’da 2000 yılında, işçilerin %10’u yoksulluk seviyesindeyken bugün bu oran %20’ye çıktı. Almanya’da ekonomik istikrarın arkasında yoğun işçi sömürüsü var ve aslında Avrupa’yı krizden çıkarmak için Almanya modelini önerenlerin aslında neyi önerdikleri gayet açık. Şunu unutmamak gerekir ki işçi sınıfının yaşam standardını geriye götüren sadece Hartz yasaları değil aynı zamanda tarihi zaferlerle dolu mücadeleci karakterinin henüz devreye girmemiş olmasıdır. (Lutte de Classe /153/ Temmuz – Ağustos)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2013  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 183 - 6 Eylül 2013  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?