Sinif Mucadelesi

Türkiye ve Suriye’deki iç savaş

Salı 22 Ocak 2013
Türkiye’de bir yıldan fazla bir süreden beri en çok konuşulan konu Suriye’deki iç savaştır. Durum gerçekten de endişe vericidir. Tabi ki Türkiye, Suriye sorunu ile yakından ve birkaç açıdan dolayı etkileniyor: Göçmenler açısından, ekonomik ve siyasi açıdan. Dışişleri bakanı geçen yıl “kapılarımız Suriyeli göçmenlere sonuna kadar açıktır” demişti. Ancak birkaç aydan beri eğer göçmen sayısı 100 bini aşarsa sorunlar çıkacak diye açıklamalar yapmaya başladı. Ama geçen aydan itibaren göçmen sayısı 120 bini aşmış durumdadır. Özellikle de kışın gelmesiyle göçmen kamplarındaki hoşnutsuzluklar giderek artıyor. Öyle ki bazı kamplarda bazı Türk polisleri göçmenler tarafından rehin alındı ve bölgede suni alevi; Kürt, Türk; Kürt, Arap bölücü temellerde gerginlikler yaratılıyor. Amaç bu bölünmeler sayesinde hoşnutsuzlukları çıkmaza yönlendirmektir. Turkiye ile Suriye arasındaki sınırın uzunluğu 900 km’yi geçiyor. Son yıllarda Türkiye, Suriye ile olan ilişkilerini çok önemli oranlarda geliştirmişti. Son yıllarda Erdoğan, Beşar Esad ile kardeş gibiydiler, ilişkiler bakanlıklar düzeyine çıkmıştı, ortak bakanlıklar toplantıları ve hatta ortak bakanlıklar kurulları yapılıyordu. Ama şimdi, bir yıldan fazla bir süredir büyük düşman kesildiler. Bu iyi ilişkiler döneminde ekonomik ilişkiler çok büyük boyutlara gelmişti: Türkiye bu dönemde hem Suriye ile olan ekonomik ilişkilerini hem de Suriye kara yollarını kullanarak bölgedeki diğer komşu ülkelerle olan ilişkilerini bayağı geliştirmişti. Öyle ki en az 3-4 milyon insanın geçim kaynağı bu ekonomik ilişkilere bağlıydı. Ama bugün savaş yüzünden bu insanların durumu çok zorda ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplardan söz ediliyor. Bazı veriler bu bölgedeki sadece turizm gelirlerinde 2 milyar dolara yakın bir kayıp yaşandığından söz ediyor. Tabii ki bunlara tarım, tekstil, inşaat ve sanayi alanlarındaki kayıpları de eklemek gerekiyor. Erdoğan hükümeti Suriye’deki gelişmelerin Libya’da olduğu gibi hızlı bir şekilde gelişeceği hesabını yapmıştı. Büyük bir olasılıkla bunu ABD’in de teşvikleriyle yaptı ve Suriye Ulusal Konseyi üzerinden bir strateji geliştirmeye çalıştı. Ama bu strateji ABD ve NATO’nun doğrudan müdahaleye yanaşmamasından dolayı suya düştü. Bunun sonucu olarak da Erdoğan hükümeti hem umduğu büyük vurgunu gerçekleştiremedi hem de üstelik durumu çok daha da kötüye gitti. Bu gelişmeler hükümeti çok daha zor durumu soktu. Çünkü büyümekte olan ekonomik sorunlara ek olarak parti içerisindeki sorunlar da giderek büyümeye başladı. {{Suriye’deki son gelişmeler}} Emperyalist liderler çok temkinli davranarak Esad rejiminin çökmesi durumunda yaşanacak sorunlara karşı gerekli tedbirleri aldılar. Ama kendilerini hiç de tehlikeye atmadılar. Ön cepheye Türkiye ve diğer bölge güçlerini sürmeyi tercih ettiler. İlk başlarda Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar, Suriye Ulusal Konseyi’ni ve Özgür Suriye Ordusunu kurdular ve Esad rejimini yıkmaya çalıştılar. Türkiye, El Kaide silahlı milislerini askeri kamplarda eğiterek Suriye sınırlarından geçirerek, Suriye’de silahlı eylemler ve kışkırtma eylemleri yapmak için onlara yardımcı oldu. Bu İslamcı milislerin eğitildiği kampları denetlemek isteyen muhalefet milletvekilleri ise bir türlü gerekli izinleri bile elde edemedi! AKP hükümeti, Suriye’ye karşı askeri bir harekat gerçekleştirebilmek için Özgür Suriye Ordusu’nu alet olarak kullandı. Amacı, Suriye iç savaşını, özellikle de göçmen sorununu ve diğer ekonomik sorunların kısa bir sürede halledilmesiydi. Ancak AKP hükümetinin umduğu dağlara kar yağmadı! Türkiye “askeri uçuşa yasak” bir bölge oluşmasını elde edemedi. Çünkü başta ABD olmak üzere büyük emperyalist güçlerin böyle bir şeye ihtiyacı yoktu. Ek olarak da Özgür Suriye Ordusu homojen bir yapı ve yönetime sahip olmadığı gibi radikal İslamcı gruplar ve farklı Arap ülkelerinden gelen El Kaide milisleri “özerkleştirdikleri” bölgelerde keyfi davranış ve uygulamalarla, denetlenmelerinin olanaklı olmadığı ortaya çıktı. Emperyalist güçler bu durumu göz önünde bulundurarak ve de Irak, Afganistan, Libya’da saptandıkları bataklıktan ve bu deneyimlerinden de ders çıkararak Özgür Suriye Ordusu önderliğinde bir çözüme yanaşmadılar. Üstelik buna ek olarak Türkiye’ye, Suriye’ye karşı bir askeri harekat yapma iznini vermediler. Türkiye de buna rağmen bir askeri müdahale yapmayı göze alamadı. ABD’ye kafa tutup Kuveyt’i işgal eden Saddam Hüseyin’in başına gelenler unutulmadı! Emperyalist güçlerin yöneticileri, bölgede onlara karşı kafa tutacak bir büyük gücün oluşmasına hiç de olanak tanımak niyetinde değiller. Bunu İran’a, Mısır’a, Irak’a karşı uyguladıkları siyasetlerle açıkça ortaya koydular. Bu siyasetleri Türkiye için de geçerlidir. AKP’nin “yeni Osmancılık” siyasetini çıkarlarına hizmet verdiği oranda teşvik etmeye ve desteklemeye hazırdırlar. Ancak bu siyaset onların çıkarlarına ters düştüğü anda hemen tepki göstermekten hiç de çekinmiyorlar. İşte bu nedenle Kasım 2012’de Esad rejimine karşı yeni bir muhalefet oluşturma girişimi başlatıldı. Böylece şimdi “Suriye Ulusal Konseyi” yerine “Suriye Devrimci ve Muhalefet Güçleri Ulusal Konseyi” oluşturuldu. Bunu oluşturanların başını ABD ve Fransa çekiyor ve bu defa, bu olaya bölgedeki güç olarak, Mısır de dahil edildi. Bu yeni oluşumun diğer eski oluşuma göre daha etkili olacağını şimdiden kestirmek güçtür. Ancak şu kesindir ki bu olayla Türkiye artık ikinci plana düşürüldü. Tüm bunlara ek olarak AKP hükümetinin aldığı başka bir darbe ise, Esad ordusu kuzey Suriye’de, Türkiye sınırına yakın Kürdistan bölgesinden askeri güçlerini çekip o bölgede güçlü olan ve de PKK ile sıkı bağları olan ulusalcı Demokratik Birlik Partisi’nin bölgeye hakim olmasını sağladı. Sonuç olarak Suriye krizi nedeniyle Mısır, Yemen, Tunus, Libya ve de Filistin daha da istikrarsızlığa girip bölgede daha büyük istikrarsızlık oluşmasına yol açıyor. Tabii ki bu gelişmeler de Türkiye’ye kaçınılmaz olarak yansıyor. Patriot füzelerinin Türkiye’ye, Suriye sınırlarına yakın bölgelere, yerleştirilmesinin temel nedeni de budur. Emperyalist güçler Suriye’ye karşı bir askeri müdahale kararı alırlarsa, Türkiye’nin askeri güçlerini kullanacaklar. Bu durumda, Türkiye emekçileri büyük bir bedel ödeyecek ve karşılığında bir şey de alamayacak. Bu son gelişmeler de AKP hükümetinin “yeni Osmanlıcılık” siyasetinin gerçekten ne olduğunu ortaya koyuyor. Ne Türkiye’deki ne de diğer komşu ülkelerdeki emekçilerin bu siyasetten hiçbir çıkarları yoktur. (02.01.2013)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2013  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 175 - 4 Ocak 2013  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?