Sinif Mucadelesi
Borç krizi

Burjuvazinin sorunları... ve emekçilerin sorunları

Çarşamba 10 Ekim 2012
2008 mali krizinden bu yana 4 yıl geçmiş olmasına rağmen dünya banka sistemi yine çöküşte. Avrupa’da bugün devlet borçları üzerine yapılan spekülasyon, 2008’de ABD’deki emlak spekülasyonunun oynadığı aynı rolü oynuyor: Çok hızlı ve büyük kazanç getirse de bütün mali sistemi havaya uçuracak bir bomba. Üstelik 2008’deki ortamdan farklı bir ortam var; o zaman mali sektörü milyarlar harcayarak kurtaran devletler artık bunu yapacak konumda değil, çünkü borca battılar. Son krizin can damarı, tek para birimi olan avro ile birbirlerine bağlı olan Avrupa Birliği ülkelerinin borçları. İki buçuk yıldan beri arada bir patlak veren finans sektörünün paniği, siyasi çevreleri de etki alanına alıp avroyu parçalama eşiğine getiriyor. Her defasında geçici önlemler alınıyor. Ama hemen ardından yeni panikler yaşanıyor. En son panik İspanya’nın banka sisteminin iflas durumuna gelip Avrupa Birliği’nin 100 milyar avro harcayarak onu kurtarmasıyla yaşandı. İspanyol bankaları genel olarak, ABD’de de olduğu gibi, 2008’deki emlak krizi sonucu borç batağına sürüklendiler ve o dönemden bu yana kasalarında “kokuşmuş borç”miktarı 184 milyar avronun altına inmiyor. Geçmişte defalarca olduğu gibi bu defa da devlet başkanları son kurtarma planı ile bir hayli övündüler ve herkesi sakin olmaya davet ettiler. Bu şovlar vurgunculara karşı sağlam durduklarını göstermeye yönelik olsa da tamamen gülünç. Çünkü bütün bu vurguncu çevreler, Avrupa Birliği devletlerinin, İspanyol devletinin imdadına koşmak zorunda kalmasının nedeninin artık İspanyol bankalarına yardım edemeyecek durumda olduğunu, çünkü tıpkı Yunanistan gibi aşırı borç batağına saptandığını çok iyi biliyor. Ayrıca Yunanistan’ın durumu da vehametini koruyor. Avrupa Birliği devletlerinin en büyük endişesi, en küçük bir kıvılcımın bile yeniden mali çevrelerde bir paniğe yol açılması. Çünkü artık tüm dünya banka sistemi çıkmazda. Bankaların notlarının düşürülmüş olması da bu durumu yansıtıyor. Bütün dünyada ama özellikle de Avrupa Birliği’nde, devletler tarafından borçları ödeyebilmek için dayatılan kemer sıkma uygulamalarının sonucu olarak ekonomiler, otomatik bir şekilde krizi daha da kötüleştiriyor ve de bunun sonucunda, devletlerin yeni borç bulma imkanı azaldığı için mali pazarlardaki panik artıyor. Mali sektördeki krizin, boğazını daha da sıkan ipin nasıl oluştuğunu anlamak için 2008 mali krizine ve hatta son birkaç on yıl öncesi dönemde kapitalist ekonominin nasıl mali sektör bataklığına battığını görmek gerekiyor. 1970’li yılların başından itibaren ekonomide bir yavaşlama oluştu ve özellikle de “30 muhteşem yıl” dönemi sonunda, kapitalist ekonomiye damgasını vuran, üretime giden yatırımların giderek azalmasıydı. Üretim sektöründe elde edilen kârın, giderek daha önemi bir kısmı üretime yatırılmadı ve başka alanlara yöneldi. Elde edilen kâr, artık başka rakip şirketleri, özelleştirilen şirketleri almaya, devletlere borç olarak verilmeye veya çok farklı mali yatırımlara gitti. Böylece, genel açıdan bakıldığında, üretim alanlarına giden sermayede önemli düşüş oldu. Tüm bunların sonucu olarak ekonomi giderek geriledi, çünkü gerçek zenginlik ancak üretim yoluyla olabilir. Banka faaliyetleri kapitalizm kadar eski ve onun için mutlak bir gereklidir. Çünkü üretimin ve ürünlerin dağıtımının yapılması ve böylece hem günlük işlemler ve hem de üretimin artıp ekonominin büyümesi için banka faaliyetleri gereklidir. Bir şirketin, çalışanlarının ücretlerini veya satın aldığı malzemeleri ödemek için paraya ihtiyacı var. Bu şirket ürünlerini satıp para elde edince bu paraları bankaya yatırır, kâr elde eder ve bu paralar da başka kapitalistlere yarar. Böylece banka sistemi, sermayenin dolaşımını sağlar ve kazanç getirir. Kısacası banka sistemi, ekonomideki sermaye dolaşımı görevini yerine getirir. İşte bu sermaye dolaşımı aynı zamanda spekülasyon zeminini de hazırlar. Hatta bir açıdan, üretime giden sermaye de bir nevi spekülasyondur. Bir kapitalist ürettiği ürünleri eğer satabilirse kâr elde eder. Belirli miktardaki sermaye spekülatif amaçla, yani yapılan mali işlemle daha çok para kazanmak için kullanılıyor. Mantık aynı, ancak üretime giden sermaye yeni zenginlikler üretirken spekülasyona giden sermaye üretim yapmadığı gibi üretim kârına ortak oluyor. Genel olarak spekülasyon hiçbir zenginlik yaratmıyor. Ama kısa zamanda büyük servetler edinilmesine olanak sağlıyor! Büyük talepleri olan ürünlerin fiyatları aniden fırlayınca anında alıp satmak büyük kazançlar getiriyor ve üstelik bu işlemler defalarca tekrarlanıyor. İşlemler sonucu ortaya çıkan vurgun balonları buz dağının sadece görünen kısmı. Vurguncuların koyun sürüsü gibi davranmalarının sonucu: Şu veya bu nedenle bir ürünün değeri artınca hepsi o ürüne yöneliyor ve böylece o ürünün değeri daha da tırmanıyor. Yine ardından şu veya bu nedenden dolayı bu ürüne artık rağbet azalıyor ve işte o zaman da yine aynı koyun sürüsü davranışı sonucu hepsi değeri düşmeye başlayan bu ürünü değeri fazla düşmeden satışa çıkarıyor ve de böylece de ellerindeki ürünün değerinin aniden dibe vurmasına yol açıyorlar. Dev boyutlardaki sermaye sürekli, hızlı ve çok kazanç getiren işlemler peşinde. En küçük bir kapitalist bile elindeki, yatırıma yönlendirmediği sermayeyi spekülasyona yönlediriyor. Yani bir tarafta yatırımcılar ve diğer tarafta vurguncular diye iki ayrı çevre yok. Mali ve spekülatör sermayesinin tümü kapitalistler sınıfına ait. Burjuvazi, kârını, 40 yıldan fazla bir süreden beri, üretimi artırmaktan çok, bütün toplumu ve özellikle de işçi sınıfını daha çok sömürerek arttırıyor ve böylece toplum sürekli bir ekonomik krize sürükleniyor. Durgunlaşan sanayi üretimi ve mali işlemlere yönelen sermayenin giderek sürekli artması, kapitalist ekonominin iki temel özelliği. Yani spekülasyon, üretimi boğuyor ve bunun sonucu olarak da biriken sermaye sürekli mali sermayeye dönüşüyor. 2008 krizindeki banka paniğini durdurabilmek için devletler, bankaların yardımına koştu ve hiçbir büyük bankanın iflas etmesine müsaade etmeyeceklerini duyurdular. Bütün devletler, ellerini cebe atarak hem kasalarındaki parayı hem de bazı bankalardan aldıkları borcu zor durumdaki özel bankaları kurtarmak için kullandılar ve ek olarak, merkez bankası aracılığıyla sorunlu borçları kurtarmak için piyasaya bol miktarda taze para sürdüler. Devletler, özel bankalara devasa miktarlarda ve haddinden ucuz krediler verdi. Örneğin ABD Merkez Bankası’nın 2008 yılında bankalara yüzde 0.01 faiz ile 1 trilyon 200 milyar dolar borç verdiğinden söz ediliyor. Avrupa Birliği Merkez Bankası da aynı dönemde buna benzer bir siyaset izledi. Merkez bankaları bol keseden verdikleri bu krediler nedeniyle mali çevreler nezdinde kendi paralarının itibarını zedelediler. Bu tür kredilerin en önemli miktarını ABD Merkez Bankası vermiş olsa da, doların dünyanın en güçlü ekonomiye bağlı olmasından gelen güvencesi nedeniyle mali işlem peşinde olanların çoğu doları tercih etmeye devam ediyor. Bir de bol keseden kredi verme siyasetini bütün büyük devletler uyguladığı için, en azından şimdiye kadar, bazı para birimleri çöküşe sürüklenmedi. Devletler, 2008’de feci bir şekilde borçlanarak bankaları kurtardı. Şimdi ise bu özel bankalar para sıkıntısı çeken devletlere büyük kazançlar elde ederek borç veriyor. Örneğin Fransa’da devlet borçlarına 2008 ile bugün arasında 500 milyar avro eklendi (toplam borç 1 trilyon 800 milyar civarında). Borcun artması, mali çevreler tarafından vurgun için kullanılıyor. Son zamanlarda devlet borçlarının artması özellikle Yunanistan, İspanya ve İtalya’da yoğun bir şekilde spekülatörler tarafından kullanılıyor. Sıkışan bu devletler borç para bulabilmek için çok yüksek faizler ödemek zorundalar. Ancak burjuvazi bu derin kriz ortamında kârının kırıntısının bile elinden çıkmasına kesinlikle izin vermek istemiyor. Hatta tam aksine kârını artırabilmek için emekçileri çok daha fazla sömürebilmenin yollarını arıyor. Bu amaçla, sıra ile bir sağ bir sol hükümetlerini kullanıyor. Kendisine hizmet vermeyen hükümetin iktidara gelmesine izin vermiyor. İstediği, işçi sınıfına karşı sınıf savaşı veren iktidarlar. Seçimler yoluyla iktidara gelen hükümetler, temel olarak burjuvaziye hizmet edenler. İktidardaki tüm hükümetler, emekçilerden daha çok para sızdırıma siyaseti uyguluyor. Mevcut kemer sıkma siyasetlerine yenileri eklenebilir. Enflasyon giderek daha da artırılabilir. Belki de önümüzdeki dönemde ikisini birden yoğun bir şekilde uygulamaya çalışacaklar. Kısacası önümüzdeki dönemde ekonomik kriz nedeniyle burjuvazinin işçi sınıfına karşı saldırısı daha da aratacak. İşçi sınıfının bu saldırılar karşısında kendini koruyabilmesinin tek yolu, bir kurtarıcı beklemeden, kendi sınıf mücadelesi vermesidir. (Lutte de Classe no 145)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2012  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 172 - 5 Ekim 2012  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?