Sinif Mucadelesi

Kitleler, emperyalist güçlerin çıkar oyunları ile iç savaş tehdidi arasında sıkıştırılıyor

Cuma 10 Ağustos 2012
Beşar Esad diktatörlüğüne karşı başlayan tepkilerden 18 ay sonra, öldürülen insan sayısının 15 bini geçti. Zamanla baskı daha yoğun ve kanlı hale geldi. Artık ordu “isyan” etmiş semtleri ve köyleri ağır top ateşine tutarken, sivil milisler, karşılarına çıkan her sivili öldürüyor. Baskının amacı, protesto gösterilerini engellemek değil, kitlelerin tümüne korku salmak. Diğer yanda büyük güçler, Suriye’de yapılan katliam için timsah gözyaşı döküyor. Emperyalist güçlerin temsilcileri Birleşmiş Milletler’in askeri müdahalesinin gerektiğinden söz ediyorlar. Çünkü Rusya ve Çin’in veto edeceğinden eminler. Libya’da askeri müdahale sonucu ortaya çıkan karışıklığa bakıldığında Suriye’deki kitlelerin bir emperyalist askeri müdahaleden kesinlikle olumlu sonuç beklememeleri açık. Emperyalistler, Esad rejiminin, şimdiye kadar onlara hizmet eden bir rejim olduğunu çok iyi biliyor ve bu rejim yıkılışının bölgede yol açacağı karışıklıktan çok zarar görebileceklerini de gayet iyi biliyorlar. Suriye isyanı, Şubat 2011’de bir gencin kendini yakmasından sonra yapılan yürüyüşle başladı. Bunu takip eden haftalarda, ülkenin diğer önemli kentlerine yayıldı. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra Esad, tepkilerin önünü kesmek için bazı küçük reform vaatlerinde bulundu. Ama hem bunlar yetersizdi hem de artık çok geçti. Bölgeyi saran isyan ateşi; Tunus, Mısır, Bahreyn, Yemen ve Libya diktatörlüklerini götürüp Suriye’ye gelmişti. Ancak Suriye’deki isyanın gelişmesi diğer ülkelerden çok farklı oldu. Tunus ve Mısır’a göre çok daha yavaş yayıldı ve hiçbir önemli kent veya merkezde rejimin baskı güçlerine karşı belirleyici bir hal alamadı. Mısır’da isyancıların rejime karşı Tahrir Meydanı ve Libya’da ise Bingazi bölgesi vardı. Suriye’de böyle bir durum gerçekleşemedi. İsyancıların, Suriye’nin kuzey-batısındaki Hama kentinde yoğunlaşma girişimleri, Esad rejimi tarafından kolayca bastırıldı. Suriye’deki baskı rejimi diğer ülkelere göre çok daha etkili ve feci. Devlet aygıtı, fazla sorun yaşamadan birlikte tepki gösterdi. Tunus ve Mısır’dan farklı olarak ordu ve özel baskı güçleri, rejim ile kitleler arasında arabuluculuk yapma girişiminde bulunmadı ve Libya’daki gibi rejimin üst düzey yöneticileri veya ordu genelkurmayı arasında önemli kopmalar olmadı. Bir yıl aradan sonra rejimden kopan tek üst düzey yönetici, fazla önemi olmayan petrol bakan yardımcısı idi. Emperyalist ülkelerin hükümetleri, Esad rejimini fazla yıpratmamayı tercih ettiler ve bu durum, rejimin başındakilerin karşı tarafa geçmesini cesaretlendirmedi. Birleşmiş Milletler güvenlik konseyindeki veto bahanedir. Çünkü Suriye konusundaki tereddütleri açıkça görülürken, bölgedeki bazı diktatörlere çıkarları icabı sert davranmak istediklerinde Rusya veya Çin’in görüşlerini hiç de takmamışlardı. Aslında Suriye’deki durum, emperyalist güçler için gerçek bir sorun. Bazı emperyalist yöneticiler, uzun süre onlara gayet güzel hizmet etmiş olsa da, artık daha hoş, yeni bir rejim istiyorlar. Ancak böyle bir değişikliğin bölgedeki bütün güç dengelerini sarsacağını ve kendileri için de hoş olmayacak şeylere yol açıp emperyalist düzene de darbe vurabileceğini biliyorlar. Haziran 2000’de baba Esad ölünce yerine Beşar Esad’ın geçmesiyle batıda birçok çevre bunu, rejimin “liberalleşmesi” olarak sundu. Aslında “liberalleşme” Suriye’nin, batılı çokuluslu şirketlerin talanına açılmasıydı. Zaten bu süreç, sınırlı da olsa baba Esad döneminin sonunda başlamıştı. Batılı çokuluslu şirketlerin, yerli ortaklarıyla birlikte kitlelerin cebindeki paraya el atmasıyla rejimde siyasi bir “liberalleşme” olmadığı, takip eden aylarda bunun aksi yaşandığı görüldü. Mayıs 2000’den sonraki 14 ay boyunca, bir sürü imza kampanyası, “bağımsız” geçinen aydınlar, siyasetçiler, sanatçılar ve de “ilerici” iş çevreleri arasında yoğun tartışmalar ve forumlar tertiplenip Suriye toplumunun geleceği hakkında “ulusal bir tartışma” yaşanmıştı. Hafız Esad’ın askeri darbesinin ardından 30 yıl boyunca olağanüstü hal rejimi uygulandı. Kendini “sivil toplum hareketi” diyen bu hareketin tek isteği, rejimin yavaş yavaş “normal” burjuva demokrasisine dönüşmesi ve dünya pazarına açılmasıydı. Bu hareket ne hedefleri, ne de hedeflerine ulaşmak için seferber ettiği olanaklar açısından radikal bir hareketti. Kitlelerin harekete geçmesini ve yardımcı olmasını kesinlikle istemedi ve bundan da özellikle uzak durdu. 2000 yılındaki bu hareketin, son 18 ayda yaşanan kitle eylemleriyle hiçbir ortak yönü yok. Bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde olduğu gibi kanlı baskılar nedeniyle kitlelerin rejimlere karşı olan tepkis arttı ve Suriye'de de, rejimin başında olanların gitmesi ve hatta idam edilmesi isteniyor. Yine kitlelerin sokaklara dökülüp rejimin gitmesini istemelerindeki ortak belirleyici unsur, ekonomik kriz. Örneğin Suriye’de 1980’li yıllarda petrol üretiminin artması sonucu yaşanan göreceli ekonomik iyileşme Beşar Esad’ın iktidara geldiği dönemde artık sadece geçmişte kalmış bir hatıradan ibaretti. 2000’de borç giderleri, petrol gelirinin %25’ini yutuyordu. Beşar Esad’ın iktidara gelmesinden sonra, kitlelerin hayat seviyesinde sürekli bir gerileme yaşandı ve özellikle 2007 dünya ekonomik krizinden sonra, daha da hızlandı. İsyan yürüyüşleri başlamadan önce çalışabilecek durumda olanların %25’i işsizdi ve bunların dörtte üçünü, 25 yaş altı gençler oluşturuyordu. 2011’de Suriye’de genel olarak nüfusun %30’u yoksulluk sınırının altındaydı ve yıllık enflasyon %10’geçiyordu. Üstelik 1.2’si Irak’tan gelen, 2 milyonluk bir göçmen nüfus genel yoksulluğu daha da artırıyordu. Bu yoksul kitlelerin hangi oranda yürüyüşlere katıldığını tahmin etmek oldukça zor. Ama şu kesin; Suriye’de, Tunus ve Mısır’da olduğu gibi yürüyüşlerin başlamasından bu yana işçi sınıfı, sınıf olarak kendini ifade edemedi. Hama gibi kentlerde grev diye ortaya çıkan eylemler, işçi grevleri olmayıp daha çok, küçük esnafın ağırlıkta olduğu ve kitlelerin denetiminde değil tepeden gelen kararlarla uygulanan kepenk kapatma eylemleriydi. Kitlelere, en iyi şekliyle pasif bir görev veriliyordu. Aynı şekilde yapılan eylemlerin hiç birinde sınıf içerikli hiçbir istek ön plana çıkmıyor. Esad, ailesi, yakınları ve rejimin başındakilerin bir kısmı alevi kökenli olmalarına rağmen bir derneğin belirttiğine göre: “Rejim, alevilerin kaderini kendine bağladığı için aleviler fiilen tutsak konumunda. Güvenlik güçlerinin çoğu alevi kökenli olup büyük bir çoğunluğu çok düşük ücret alıyor ve de çalışma saatleri çok uzun. Genellikle de geri kalmış köylerden geliyorlar.” Medyanın anlattıklarının tam aksine alevilerin çoğunluğu hiç de ayrıcalıklı değil. Önemli bir kısmı, batılı medyanın kışkırtmalarıyla da, düşman çevrelerden gelebilecek intikam saldırılarından korktukları için kendilerini, rejime mahkum hissediyorlar. Rejimi desteklemeleri hiç de iddia edildiği gibi sözde “ayrıcalıkları” nedeniyle değil. Suriye’deki farklı güçlerin somut konumu ile ilgili kesin bir bilgiye ulaşmak oldukça zor. Aktarılan birçok habere göre köktenci İslamcı hareketler güçlendi ve bu gerici güçler, diğer azınlıklara ve özellikle de alevilere karşı büyük düşmanlık besliyor. Özgür Suriye Ordusu, sanıldığı gibi ne Suriye’de ne Suriye dışında merkezi bir güç değil, küçük karışık gruplardan oluşuyor. Suriye Ulusal Konseyi’ne gelince kesin olan şudur: Ülke ile fazla bağları yok ve bu nedenle de ülkede fazla bir etkinliği yok. Üstelik oluşmasından 8 ay sonra iki tane daha ayrı Suriye Ulusal Konseyi ortaya çıktı ve bu yeniler, gerçek temsilciler olduklarını iddia ediyorlar. Parayı veren düdüğü çalar hesabı, Müslüman Kardeşler, batının desteğiyle bu konsey içerisinde önem kazanıyor ve batılı hükümetler, onlar sayesinde Suriye’ye “demokrasiyi” getireceklerini iddia ediyorlar! Batılı güçlerin siyaseti, Suriye’deki kitlelerin çıkarlarını savunmak değil. Emperyalizmin bölgedeki esas siyaseti, petrol zenginliğini talan etmeye devam etmek ve petrol tekellerinin devasa kârını garantilemektir. Emperyalistler bölgede bu siyaseti devam ettirecek uşaklar arıyor. (Class Struggle, Nisan 2012)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2012  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 170 - 3 Ağustos 2012  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?