Sinif Mucadelesi

Çalışma yasaları işçiyi ve işi, patronun keyfine bırakıyor!

Cuma 10 Ağustos 2012
Resmi rakamlara göre 6 milyon kişi taşeron şirketlerde çalışıyor. 20 yıl boyunca taşeronlarda çalışmış hatta hiç sigortası olmayanlar var. Neredeyse hiçbir hak olmadan, kuru bir ücrete çalıştırılan bu işçilerin durumu iyileştirileceğine, tam tersine eskiden yasa dışı sayılan çalıştırma biçimleri yasal hale getiriliyor. Sözleşmeli çalışma, çağrı üzerine çalışma, geçici sözleşmeli çalışma bunlardan bazıları. Kamuda da 4C, 4B, diye gidiyor. Şimdi yeniden bir değişiklik daha gündemde. Tüm bu çalışma biçimlerinin söylenen tek gerekçesi var: Esneklik. Ama gerçekte tek sonucu var: Ucuz işçilik. Bir işyerinde birden çok statü ile çalışan olunca, çalışanlar bölünmüş oluyor ve hep birlikte hak talep edemiyorlar. Örneğin sağlık işkolunda ve belediyelerde, yasaya aykırı olarak “ana iş” taşerona devredilip hem kadrolu hem de taşeron işçi çalıştırıyor. Nitekim, taşerondan atılan ve mücadele eden CHP'li Maltepe belediyesi işçileri, açtıkları davayı kazandı. Mahkeme, işçilerin belediyenin çalışanı olduğuna ve belediye tarafından işe alınmasını, işçilere en üst düzeyden tazminat ödenmesine hükmetti. Benzer şekilde Adana Balcalı Devlet Hastanesi'nde, İstanbul Üniversitesi'ne bağlı Tıp Fakültesi Hastanesi'nda çalışan işçilerin de kadroya alınmasına ilişkin mahkeme kararları var. Hasanelerde, işçi ve memurlar, taşeron işçileri, sözleşmeli çalışanlar, teknisyen ya da hemşire veya doktor olup işçi kadrosunda çalışanlar, var da var! Adana'da, işçilerin uzun mücadelesi sonucunda, hastane yönetimi mahkeme kararını uygulamak zorunda kaldı ve işçilerin ücretleri artık taşeron değil, hastane bütçesinden ödenecek. Bu kazanımların, mahkeme kararlarının alınmasının, uygulanmasının her aşamasında, işçilerin mücadelesi var. İdareciler, mecbur kaldıkları için geri adım attı, atıyor. Çünkü kağıt üstünde işçiye çok sınırlı da olsa hak veren düzenlemeler, çoğu zaman işçinin mücadelesi olmadan uygulanmıyor. Kimse de onları, bu nedenle suçlamıyor, kanuna uymadıkları için ceza almıyor, işlerinden olmuyor hatta eleştirilmiyorlar bile. Tam tersine uyanık patronların, müdürlerin yaptıkları, örnek olup bir süre sonra, yaygınlaşıyor ya da yasa haline getiriliyor. İşçiler açısından çalışma koşulları iyileşmezken işçi başına yapılan üretim artıyor. Bu şekilde patronlar büyüdü, özellikle gıda, iletişim, sağlık işkollarında cebini tıka basa dolduranlar, en büyük şirketler listesine girenler arttı. Bu düzeni sürdürenler, ceplerini tıka basa dolduran, özellikle büyük patronlardır. Hükümetleri çekip çevirmekle kalmıyor, doğrudan siyasi partilere, hükümetlere girip etkili oluyorlar. Bugün işçilerin başına bela olan taşeron sistemi, kaçak çalışma ve benzeri keyfi çalışma biçimleri can yakıyor. Ancak geçmişte onlar yokken de işçilerin çalışma ve yaşam koşulları çok daha iyi değildi. Patronlar her zaman işçiyi daha çok kulanmanın, daha ucuza getirmenin yolunu arayıp buluyorlar. Esas sorun, herşeyi işçilerin hep birlikte üretmelerine ve onların ürettiklerinden herkesin yararlanmasına rağmen ne işçinin ne de ürünleri kullananların, nasıl üretileceği, ne kadar üretileceği ve ne üretileceğine ilişkin söz sahibi olmamasıdır. Her şeyi yapan işçinin, ne fabrikada, ne madende, ne inşaatta, ne hastanede, tüm üretim yerlerinde söz söyleme hakkı yok. Her şey patronun malı, kârını ölçü alarak her kararı veriyor. İşte esas sorun budur ve karşı çıkmamız gereken esas hef bu olmalı. (31.07.2012)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2012  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 170 - 3 Ağustos 2012  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?