Sinif Mucadelesi

Hükümetin Suriye siyasetine karşı işçi sınıfının siyaseti

Cuma 11 Mayıs 2012
Suriye’deki çatışmalara taraf olan devletler ve uluslararası örgütler arasında, bir düzeyde anlaşmaya varılmış olsa da, özellikle başbakan ve dış işleri bakanı, Esad yönetimine karşı savaş çığırtkanlığı yapmaya devam ediyor. Hükümetin bu konudaki tutumu, sadece göstermelik politikacı laflardan ibaret değil: Muhalif örgüt olarak kabul edilen ve desteklenen “Suriye Özgür Ordusu” üyelerini mali olarak ve askeri eğitimle destekliyor, sonra da Suriye’ye savaşmaya gönderiyor. Sınırdaki sığınmacı kamplar sadece savaştan kaçanları barındırmıyor, bu amaçla da kullanılıyor. Yıllarca, Suriye’yi PKK militanlarını barındırmakla suçlayan Türk devleti, şimdi aynı şeyi kendisi yapıyor. Başbakan, kameraların önünde, sözde uluslararası çözüm toplantılarında, ezilen Ortadoğu ve Arap halklarının sözcüsü gibi konuşuyor ama yakından bakınca durum hiç de böyle değil. Geçen hafta, zenginlerin eğlencesi olan ralli yarışlarının yapıldığı Katar’da da halk, yönetime karşı yürüdü ve polis halka şiddet kullandı. Bu hafta, Malezya halkı 52 yıldır hileyle iktidarda olan yönetime karşı ayaklandı ve devlet şiddetine maruz kaldı. Suudi Arabistan’da, Yemen’de de başta kadınlar olmak üzere toplum üzerinde müthiş bir baskı var. Tayyip hiçbirini dile bile getirmedi. Uzağa gitmeye gerek yok, kendi ülkesinde Kürtler, en temel ekonomik, demokratik ve kültürel hakları için mücadele ettiklerinde “terörist” ilan ediliyor. Sebebi ne olursa olsun savaş, emekçiler için büyük bir yıkım. Savaşta ölen, çalışma koşulları ağırlaşan, hakları “olağanüstü hal” bahanesiyle kısıtlanan, ücretleri budanan, işini kaybeden işçi sınıfıdır. Ne Tayyip ne onu itekleyen, cesaretlendiren patron çevreleri ne de şakşakçıları, savaştan bir şey kaybetmez. Patronlar için savaş kazanç kapısıdır; hem siparişleri açılır hem de işçinin sırtından daha çok kazanırlar. Siyasetçiler için de kazanç kapısıdır, patronlara hizmetin karşılığında koltukta kalırlar. AKP hükümeti ekonomik ve siyasi olarak biraz sıkışırsa, askeri bir saldırı olmasa bile gerginliği bahane ederek, sanki savaş varmış gibi işçi sınıfının haklarını kısıtlayan, toplumu baskı altına alacak kararlar dayatabilir. Böyle bir ortamı hazırlamak için hem askeri olarak çatışma tırmandırılabilir hem de milliyetçilik. Suriye yönetimi, geçmişte de şimdi de kendi halkına baskı uyguluyor. Elbette böyle bir diktatörün yıkılması halkların yararına. Ancak bunun, Libya’da olduğu gibi hakların refahı için değil, ülkenin ve Ortadoğu’nun zenginliklerinin talanı için emperyalist devletlerin yararına olacak şekilde gerçekleşmesi bölge halklarına bir kazanç getirmeyecek. Tayyip, okyanusun öteki ucundaki ABD başkanına özenip demokrasi nutukları atıyor olabilir. Ancak Türkiye, okyanusun öteki ucunda değil, Suriye hemen ötede. Suriye en uzun sınırımızın olduğu ülke (Hatay, Kilis, Antep, Urfa, Mardin, Şırnak). Binlerce ailenin yakın akrabaları iki ülkede yaşıyor. ABD, yoksul gençlerden oluşan ordusunu oraya buraya gönderiyor ama Türkiye’de durum sadece askerlerin ölmesiyle sınırlı olmayacak. Orada yaşanacak olanlar, burada da yaşanacak. Başbakanın ve dışişleri bakanının ısrarlı saldırgan tutumuna rağmen, partisinin tamamı aynı çizgide değil, patronların durumunu yansıtıyorlar. Patronların önemli bir kesimi, iş bağlantıları nedeniyle gerginlik, çatışma istemiyor. Ancak eğer gelişmeler farklı bir seyir izlerse durum kısa sürede değişebilir. Bu durumda, birden bire her yerde savaşın borazanlığını yapanlar ortaya çıkacaktır. Böyle bir gidişat işçi sınıfı için tehlikenin yolunu açacaktır. İşçi sınıfı, böylesi bir gidişatın önünü kesebilecek tek güçtür. Savaşa ve düşmanlığa karşı tüm dünya işçilerinin birliğini, şu veya bu yönetimin ötesinde onların ipini tutan büyük sermayeye karşı mücadeleyi ileri sürmeliyiz. (01.05.12)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2012  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 167 - 5 Mayıs 2012  Site yaşamını izle Başyazı   ?