Sinif Mucadelesi

Libya

Pazar 13 Kasım 2011
Ağustos’un sonunda, Trablusgarp’ın Libyalı direnişçilerin tarafından alınmasıyla 42 yıllık Muhammed Kaddafi diktatörlüğüne son verildi. NATO’nun, ABD’nin ve Fransa’nın askeri gemilerle yaptığı desteğe ve bombalamalara rağmen, isyancıların başkenti alması altı aydan fazla sürdü. Arap dünyasındaki isyanın ortasında, Libya’da yürüyüşler 15 Şubat’ta başladı. Takip eden haftalarda Tunus’ta, Bin Ali devrildi ve birkaç gün sonra da Mısır’da, Mübarek devrildi. Kaddafi karşıtı ilk gösteriler, ülkenin doğusunda bir kent olan Bingazi’de başladı. Bu kent yıllardan beri diktatörlük muhaliflerinin merkeziydi. Bu gösteriler, diktatörlük rejimine ve onun keyfi tutuklamalarına, muhalifleri öldürmesine karşı isyanı dile getiriyordu. İsyanın başlangıcından beri, rejimin isyana karşı tepkisi bastırma, zor kullanarak, göstericilerin üstüne ateş açarak yok etme yönündeydi. Bölgedeki baskıcı rejimlere karşı isyanlar arasında Libya’da yeterince hızlı ilerleyen isyancılar farklı bir nitelik aldı. Kitlelerin diktatöre karşı olan hareketi şeklinde değil, Kaddafi’nin tarafında olanlar ile Kaddafi’nin karşısındaki saflar arasında, ülkenin denetimini ele geçirmek için yapılan bir sivil savaşa dönüştü. Bu çerçevede, büyük güçler, tıpkı Mübarek’e ve Bin Ali’ye yaptıkları gibi kendi iradelerini Kaddafi’ye zorla benimsetmeyi tercih edebilirlerdi. Ancak Kaddafi, büyük güçler tarafından zorlanmaya çalışılan siyaseti kabul etmediği gibi birkaç gün içinde, isyancıları ezeceği tehdidini savurarak onlara karşı üstünlük elde etti. İlk gösterilerden bir ay sonra, Kaddafi yanlısı kabileler, Bingazi’yi tekrar almak için hazır görünüyordu. Şunu söylemek gerekir ki emperyalizmin Libya ile ilişkisi, Mısır ve Tunus ile olan ilişkilerle aynı değil. Özellikle Mısır’da, ABD tarafından yetiştirilmiş, kurulmuş ve ABD ile sürekli ilişki içerisinde olan bir ordu var. Bu ordu, diktatörü kovdu ve yeni iktidarı denetim altında tutuyor. Libya’da böyle bir ordudan bahsedemeyiz. Kaddafi’yi kovmak için silahlanan muhalifler, daha öncesinden kurulmuş bir aygıt değildi. Libya’ya askeri müdahalenin ne demokrasinin savunulması ne de insan haklarıyla hiçbir ilgisi yok. Sivil savaşın büyümesi, büyük güçlere daha bağımlı ve tıpkı öncekiler gibi onlara boyun eğen onların iradesinde bir gücün iktidara gelme seçeneğini ortaya çıkarmıştı Sonunda, sivil savaş Libya’da emperyalizmin siyaset değişikliğine olanak sundu. Böylece, büyük güçler, dünya üzerinde kendi düzenlerini dayatmak için anlaştılar. Ancak kendi aralarındaki rekabeti de unutmamak gerek. Fransız emperyalizmi, isyancıların tarafını seçti ve böylece destekleyicilerinin başında yer almış oldu. Bu temel olarak Libya’da, gelecekteki düzenin arasında, özellikle de petrol ve inşaat sektörü ile ilgili daha uygun bir yer bulmak anlamına geliyor. Kaddafi’nin Libyası uzun zamandan bu yana silah tüccarları için önemli bir pazardı. İsyancıları öldürmek için kullanılan uçaklar ve bombalar gökten zembille inmedi. Kaddafi’nin cephaneliğine bakmak yeterli: Fransız silah ihracatçılarının faturalarını görürsünüz. 1962 yılında, 9 milyon ton olan petrol üretimi, 1968 yılında, brüt 126 milyon tona ulaştı. 1969’da, 150 milyona ve 1990’da da 492 milyon tona ulaştı. Ancak tüm bu zenginlikler ülkenin koşullarında ve tarihinde büyük alt üst oluşlara yol açtı. 1969’a kadar ülkede kalan İngiliz birliklerinin koruması altında batılı petrol şirketleri kendi fiyatlarını dayattılar. Kaddafi, milliyetçiliğinden ötürü, ABD için yavaş yavaş istenmeyen adam haline dönüştü. Başlangıçta, sömürgeci yağmanın tahribatı, ardından büyük güçlerden bağımsız olmaya kaçan eğilimleri nedeniyle Kaddafi’nin emperyalizmin karşıtıymış gibi görünmesine sebep olurken kitlelerin bir kısmının arasında belli ölçüde destek bulmasına olanak tanıdı. Libya ile İngiltere arasındaki diplomatik ilişkiler 1998’den bu yana yeniden gündemdeydi. 2003 yılında, uluslar arası yaptırımlar kaldırıldı. Ancak emperyalist güçler, donanım yönünden yetersiz olan bu zengin ülkenin pazarlarına ve petrol bölgelerine el atmak için BM’nin yaptırımları kaldırma kararını bile beklemediler ve on beş yıl boyunca dondurulmuş olan pazarlar ve petrol bölgeleri aniden yeniden açıldı. Trablusgarp’ın düşüşü beraberinde Kaddafi ile büyük güçler arasındaki bu iğrenç anlaşmaların bir bölümünün ortaya çıkmasını sağladı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Amerikan, İngiliz, Fransız gizli servislerinin Kaddafi ile işbirliğini kanıtlayan belgeler buldular. Bu işbirliği, esir değişimi, Kaddafi’nin muhaliflerine baskı uygulayabilmesi ve buna karşılık terörist olduğu varsayılanların tutuklanabilmesi için Kaddafi’ye yapılan yardımlar gibi çeşitli şekiller alıyor. Ayrıca farklı hükümetler, Libya hapishanelerinde işkence yapıldığını biliyor ve belgeler, işkencede İngiliz işbirliğini iddia ediyor. Savaş yoluyla yapılan bu emperyalist müdahale, Trablusgarp’ın düşüşünden önce beş aydan fazla sürdü. Libya’daki savaş tıpkı tüm diğer savaşlar gibi bombardımanlara, tahribatlara yol açtı. Birkaç hafta boyunca, çıkışı zor bir batağa saplanmış gibi duruyordu. Ancak Libya ordusunun harap durumu ve emperyalist bombalar, isyancıların zafer kazanmasına olanak tanıdı. Bunun kesin bir zafer olup olmadığını zaman gösterecek. Ancak bombardıman uçaklarının Libya şehirlerinin üzerine ölüm yağdırdığı sırada Fransız diplomasisi muhaliflerle bağ kuruyorlardı. İsyancıların hareketinin başında isyancılara katılmak gerektiği kokusunu alan Trablusgarp hükümetinin eski adalet bakanı Mustafa Abdülcelil’in başkanlık ettiği 31 üyeli Ulusal Geçiş Konseyi, 27 Şubat’ta oluşturuldu. Bu konseyin başkanı, sözcüsü ve diğerleri Kaddafi rejiminde önemli görevleri yürütmüşlerdi. Ancak bu konseyde eski monarşi yanlıları ve İslamcılar da bulunabilir. Trablusgarp’ın düşüşü ile Kaddafi rejiminin üst düzey yetkililerinin bir kısmı Ulusal Geçiş Konseyi ile uyum sağlamıştır. Görünen odur ki isyancılara şehrin kapısını açan Kaddafi’nin kuzeni general Muhammed Barani İhkal oldu. Aynı şekilde, 1969’da diktatörün en yakın arkadaşı sonrasında rejimin sonradan gözden düşen iki numaralı adamı, başkentin alınmasının arifesinde muhaliflere katıldı. Bu grubun dışında kalan ise Libya güvenlik servisinin iki numaralı adamı Muhammed Hamali el-Kahsi olmuş gibi görünüyor. Bu kişi yeni rejime katılmak için Trablusgarp’nin alınmasını bekledi. Daha önceleri de diktatörün diğer güçlü adamları muhaliflere katıldı. Ulusal Geçiş Konseyi’nin kuruluşuna katılan eski adalet ve iç işleri bakanlarından başka, dışişleri bakanı Musa Kusa, Petrol bakanı Chokri Ghanem de muhaliflere katıldı. Bunlardan geriye kalanlar, eski rejimin bakanlığını yapmış olanlar ise bir bir kaçtı. Tüm bu katılımlar, yeni rejimin demokratik olmayan doğasını vurguluyor. Bu arada, daha yeni iktidara gelen Ulusal Geçiş Konseyi, rengini belli etti ve yeni rejimin siyasi kaynağının İslam olduğunu açıkladı. Büyük güçlerin temel problemi şimdilik Libya petrolu ve onun paylaşılması. 15 Eylül’de Sarkozy ve Cameron’un zafer kazanmış biri gibi Trablusgarp ve Bingazi’ye gidişleri, Libya’daki savaşın gerçek galiplerinin lafların ötesinde kimlerin olduğunu simgeliyordu. Sarkozy, Libya’da yeni ve güçlü bir konumda olmak istedi. İsyancıları savunmak amacıyla Libya’ya askeri müdahale için yaptığı ısrarlı desteğe bağlıyor. Bu müdahale, Libya’da kurulan yeni iktidardan yararlanmayı, bu iktidarı tamamıyla büyük güçlerin ellerine bırakmayı hedefliyordu. Bu iki devletin şefleri, tarihin büyük bir bölümünde yağmaladıkları kıtada kendilerini kurtarıcı gibi alkışlattılar. Ulusal Geçiş Konseyi, kitleler tarafından tanınan bir iktidar değil. Şimdilik sadece birbirleri ile rekabet halinde olan silahlı çete gibi. Libya’nın yoksul kitleleri, silahlı cepheler arasında iktidarı ele almak için yapılan sivil savaşta rol oynamış gibi görünüyor. Bu savaştan emperyalistlerin kuklası olan istikrarlı bir rejimin, dini ya da askeri bir veya ikisini de içeren bir diktatörlüğün çıkıp çıkmayacağını söylemek için henüz çok erken. Bu rejime ya da diktatörlere verilen tek görev Libya halkına karşı baskı uygulamak olacak. Veya bölgede sık sık yaşandığı gibi ülke sonu olmayan bir iç savaşta, sınırların parçalanmasıyla batacak. Emperyalizmin askeri müdahalesi, ülkeyi Kaddafi’den kurtardı ama yoksul sınıflar kesinlikle sevinmemelidir. LO

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2011  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 161 - 4 Kasım 2011  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?