Sinif Mucadelesi

Kürt halkının talepleri için yol alınmadı: Bedelini Kürt ve Türk emekçiler ve yoksullar ödüyor

Pazar 13 Kasım 2011
Devletin başındaki hükümet ile PKK arasında yapılan doğrudan görüşmeler, basına yansıdı. 2008 yılında başlayan görüşmelerin, bu yılın ortalarına kadar sürdüğü ve bir protokolde uzlaşıldığı artık biliniyor. BDP yöneticilerinin defalarca dile getirdiği bu gerçekler, hükümet tarafından hep reddedildi. CHP ve MHP’nin de eleştirilerine hakaretle ve inkarla karşılık veren başbakan, ortaya çıkan ses bandından sonra çark etmek zorunda kaldı. Ama elbette yine “yavuz hırsız” misali. Hükümetin, iktidar dönemini ve elbette genel seçimi sorunsuz atlatabilmek için PKK ile bir uzlaşmaya vardığı açık. Ancak seçimde oylarını arttırmasının ardından, protokolden cayan da yine hükümet oldu. Protokole uymadığı gibi Kürt siyasetçilerine karşı saldırılar arttı ve de silahlar devreye sokuldu. BDP yöneticileri, üstü kapalı bir şekilde hükümetin verdiği sözleri tutması için uyardılar. Çünkü BDP, KCK ve PKK içinde şu veya bu düzeyde örgütlü olan veya etkilenen Kürtlerde, bir beklenti oluşmuştu. Elbette devlet katındakiler, BDP’nin mesajını çok iyi aldılar ama umurlarında olmadı. Sonuçta Kürt ve Türk gençler, emekçi ve yoksul çocukları ölmeye devam ediyor. Herkes “barış olsun”, “gençler ölmesin”, “analar ağlamasın” diyor ama bunun gereğini yapması gereken başta hükümet olmak üzere siyasiler, gerekeni yapmıyor. Hiç kimse bu doğrudan görüşmeleri, söz verildiğini ne de bu sözlerin ne olduğunu açıklamadı. “Demokratik Açılım” ile başlayan AKP’nin Kürt siyaseti, artık Kürde ya ölüm ya hapishane diyor. Başbakanın ağzında artık, “demokrasi” değil “bedel ödetmek”, “kardeşlik” değil “terör” var ve başta Kürtler olmak üzere kendisi gibi düşünmeyen herkes terörist olabiliyor. Asker, özel tim, polis öldürdüğü PKK’lı sayısıyla övünüyor, binlerce Kürt, bazıları yıllardar bazısı aylardır yargılanmadan hapiste tutuluyor. Devlet olanakları çözüm için değil, baskı için kullanılıyor. Buna rağmen başbakan, Van depreminin acılarını bile Kürt siyasilerine karşı kullanıyor, “taş atamak için hemen organize olanlar, şimdi nerede” diyor. Oysa bu işleri yapması gerekenleri, neredeyse tüm önemli Kürt siyasetçiler ve seçilmiş yöneticilerin önemli bir kısmını hapiste tutan, uygun gördükleri dışında her tür örgütlenmeyi terör örgütü sayan kendisi. Türk burjuvazisi ve onun çıkarlarını savunan hükümet, siyasi çözümü Kürtlere en aza razı ederek sağlamak amacında. Tıpkı emekçilere en az hakları dayattığı gibi. BDP’li yöneticiler başta olmak üzere Kürt siyasileri de, hem kendilerine umut bağlayan Kürtlerin hem de sorunun çözümü lehinde tavır alanların ellerini güçlendirecek bir siyaset izlemedi. Aksine bir burjuva partisi gibi, “düzenin yüksek menfaatleri” için gerçekleri anlatmadı. Hatta hükümetin gerçek niyeti ortaya çıkıp KCK operasyonları hızlandığında bile. Oysa hükümet ile PKK arasındaki uzlaşma protokolünü açıklasalardı, Kürt ve Türk kitlelerin elinde somut, konuşulacak bir yol olurdu. Ancak onlar, düzenin kurumlarından, kurallarından, pazarlığından kopmadılar. Bu da aldatılmalarından başka bir işe yaramadı. Buna rağmen yüzlerini Kürt ve Terk emekçilere değil, siyasilerle görüşmeye dönük tutuyorlar. Açık veya gizli, bu düzen içinde yapılan pazarlıklardan bir şey çıkmayacağını bilecek kadar deneyim var. Acıların sona ermesinin tek yolu, Kürt ve Türk emekçilerin ortak çıkarlar temelinde kendi taleplerini ve çözümlerini dayatmalarıdır. (03.11.11)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2011  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 161 - 4 Kasım 2011  Site yaşamını izle Siyasetin Gündemi   ?