Sinif Mucadelesi

Yeni bir mali felaket tehlikesi gittikçe artıyor

Cumartesi 6 Ağustos 2011
“Yunan” krizindeki son gelişmeler, kapitalist dünya yöneticilerinin 2008-2009 krizinden daha feci bir mali krizle karşılaşma kaygısıyla pusulayı şaşırdıkları, endişelendikleri ve hatta paniğe kapıldıklarını iyice ortaya koyuyor. İş çevrelerinin en azından bir pusulası var: En kısa zamanda ne kadar çok para kazanabiliriz! Ancak gelecek için ne orta vadede ne de uzun vadede hiç iyimser değiller. Hatta içlerinden biri “eğer Lehman Brothers krizini beğendiyseniz, borç krizine tapacaksınız” diye bir yorum yaptı. İşe yöneticiler açışından bakıldığında, Avrupa Birliği daha doğrusu Avrupa Birliği’nin avro ülkeleri, tamamen çılgınlar evine dönüştü. Ard arda zirveler ve aralarda ikili ve gizli toplantılar yapılıyor ve de ardından çelişkili açıklamalar. Yani pusulasız bir gemi gibi davranıp bir gürültü patırtı içerisinde günü kurtarmaya çalışıyorlar. Onları bu şekilde paniğe sürükleyen her an çıkabilecek olan ve bu defa çok daha şiddetli olacak bir mali krizin patlamasıdır. {{“Devlet” borçları …}} Mali piyasalar tamamen istikrarsız ve belirsiz. Herkes Yunanistan'ın borcunun göreceli olarak fazla olmadığını biliyor ve bunu açıkça ifade ediyor. Ancak “yatırımcı” diye adlandırılanların ama aslında sayıları bir düzine civarında olup mali pazara hakim olan bankaların, doğru veya yanlış bir şekilde, Yunanistan'ın borçlarını ödeyemeyecek diye paniğe kapılıp Portekiz, İrlanda ve İspanya’ya da aynı gözle bakmaları bir panik ortamının yaratılmasına yetti. Günlük ekonomi gazetesi Echos’nun bir köşe yazarı çok anlamlı olarak “Büyük panik hayaleti” başlığını atıp Yunanistan’ın sadece “küçücük bir borçlu olduğunu” ve onun borcunun sadece 350 milyar avroya çıktığını, yani Fransa’nın borcunun ancak beşte biri kadar olduğunu hatırlattı. İşte böyle bir ortamda büyük mali çevrelerin Lehman Brothers'ın iflasının yol açtığı bir durumun yeniden yaşanabileceği korkusuna kapılmaları biraz tuhaf görünebilir. Ama onların esas uykularını kaçıran korku, 15 Eylül 2008’de bir anda yaşanan panik sonucu dünya piyasalarının çöküşe sürüklenmesinin, Yunanistan'ın borcumu “ödeyemiyorum” demesi halinde, yeniden yaşanmasıdır. Mali pazarlarda yapılan işlemlerin hacmi 100 trilyon doların üzerinde. Yunanistan’la ilgili 350 milyar avro, devede kulak kalır! Bu yüzlerce milyar ve hatta trilyonla işlem yapanların bir tanesinin tedbir için batmakta olan bir devletten parasını kurtarmaya çalışıp olayı tetiklemesi halinde büyük bir panik yaşanabilinir. Bu panik sonucunda bankalar, kredi vermeyebilir, hatta bazı bankaların iflas eşiğine gelen devletlerden alacakları olabilir diye korktukları için artık kendi aralarındaki işlemleri de durdurabilirler. İşte Eylül 2008’de yaşananlar bundan ibaretti. Ardından ekonominin uçuruma yuvarlanmasını engelleyip yeniden harekete geçirebilmek için devletler, trilyonları mali piyasaya yeniden sürmek zorunda kalmıştı. Ancak devletlerin 2008’de kullandıkları bu trilyonlar, onları bugünkü çıkmaza getirdi. Borç batağına saptandılar ve “devasa devlet borçları” olayı ortaya çıktı. Ancak bugün durum daha vahim. Çünkü 2008’den farklı olarak bugün güvensizlik sadece bankalar arasında sınırlı kalmayıp devletler arası güven de sarsılmıştır. Yeniden tekrarlamak gerekirse şu an tamamen akıl dışı bir panik havası hakim. Örneğin kredi notu veren kurumların bir tanesi, bir bankanın veya bir devletin güvenilirlik notunu düşürdüğünde artık o banka veya devlet kolay kolay borç para bulamaz veya çok yüksek faizlerle borçlanabilir. Bütün mali çevreler, kredi notu veren kuruluşların güvenilir olmadıklarını söyledi ve söylemeye de devam ediyor. Bu kuruluşların falcılardan farksız oldukları açıkça anlatılıyor. Hatta örnek olarak, 2008 krizi hakkında bir öngörüde bulanamadıkları gibi krizden kısa bir süre önce 2008’de batan bazı bankalara en yüksek notu verdikleri hatırlatılıyor. Böyle olmasına rağmen mali piyasalarda hüküm süren yine kredi notu veren bu kuruluşlar. Bir devlerin kredi notu düşürüldüğünde o devlet mali piyasalarda almak zorunda olduğu borcu çok daha yüksek faizle almak durumda kalır. Sonuç itibarıyla kredi notu veren kuruluşlar, büyük bankalara bağlı oldukları için bu çevreler, zevkten dört köşe olurken “kredi notu düşürülen ülkelerin” kitleleri ise maruz kaldıkları kemer sıkma önlemlerinden dolayı daha çok eziliyor, yoksulluk ve açlığa sürükleniyor. Mali kuruluşlar güzel laflarla yetinmiyor. Devletlerden kesin güvenceler istiyorlar. Eğer bazı Avrupa Birliği üyesi devletler iflas durumuna gelirse bunların yerine, mali kuruluşların alacaklarını güvence altına almış devletler, gerekiyor. Ancak onlar için sorun bu devletlerin bu iş için ayrılan miktarlar yeterli olup olmayacağı gibi sorular da başka tür spekülasyonlara zemin hazırlıyor. Bütün bunların sonucu olarak da Dexia Bankasının bir mali yatırımlar uzmanı: “Bir barut fıçısının üzerinde oturduğunuzda kibritlerle oynarsanız durum çok daha tehlikeli olur! Yunan borçları güvence altına alınınca, mali pazarlardaki dinamikler göz önünde tutulduğunda, bu olay İrlanda ve Portekiz’e de sıçrayacak” diyor ve şunu ekliyor “eğer sözü edilen zor durumdaki bu ülkeler iflas ederse, ardından sıra mali çevrelerin orta derecede tehlikeli buldukları İspanya, İtalya ve Belçika’ya gelecek. Bu sözü edilen devletlerin bankalara olan ve ödemeleri gereken borçlarını ödeyemedikleri takdirde bu miktarlar 523 milyar avroya ulaşıyor. Avrupa Birliği’nin farklı finans kuruluşları ve İMF bu amaç için en çok 750 milyar avro harcayabilir. Bu durumda bu miktar yeterli görünüyor. Ancak bu ülkelere İtalya da eklenirse o zaman iki katı, yani 1 trilyon 123 milyar avro gerekiyor. İşte bu durumda ne yapacaklar? Anlatılan bu tehlike ve panik havası mali çevreler için bir fırsat. Mali kuruluşlar bu tehlikeyi bir silah olarak kullanıp hükümetler üzerinde tehdit oluşturup kararlarını etkiliyor. Böylece siyasi yöneticiler bu çevrelerin isteklerini yerine getiriyor. Üstelik buna karşı da değiller. {{… ve özel sektör borçlarının durumu}} Yunan devletine olan güvensizlik hem başka devletlere sıçrıyor hem de Yunanistan’daki zengin çevrelerine verilen borçlar artarak panik daha da büyüyor. Örneğin 17 Haziran Le Monde gazetesinin aktardığına göre “Bazı Avrupa Birliği ve özellikle de Fransız bankalarının borsalardaki zor durumu, Yunan borçlarındaki payın büyük olmasından. 2010 yılı sonunda Yunanistan’ın ödeyemediği borç miktarı 162 avro idi. Bu borcun kamu bölümü, yani devletin borcu 52 milyar idi. Borcun en büyük kısmı Fransız ve Alman bankalarınadır”. Aslında özellikle de Fransız bankalarına. Bankalar bir yandan borç batağına saptanmış Yunanistan’a borç para vermek için yarışıp Yunanistan’ı sıkıştırdılar. Diğer yandan paramızı geri alamayız yaygarası koparıp faiz oranlarını bir hayli artırdılar. Bilindiği gibi her devlet her gün harcamaları için borç alır ve vadesi gelmiş borçlarını öder. Yunan hükümeti vadesi dolan her borcu ödemekte zorlandığı için her fırsatta belirli mali çevreler bunu kullanıp faizleri daha da artırıp kısa vadede daha çok kazanç elde ediyor. Böylece şu anda Yunan devletinin on yıllık borç senetlerinin faiz oranları yüzde 27.55’lere tırmandı. Bu, tefeci oranıdır, ancak Yunanistan özel pazarlarda sadece bu faiz oranlarıyla borçlanabiliyor. Bu oranları uygulayan bankalar (daha doğrusu tefeciler) de paralarını geri alabileceklerine dair güvence istiyor. İşte hükümetler de ellerinden gelen gayretleri gösterip gerekli güvenceleri veriyor. Yeniden tekrar etmek gerekirse, bankalar siyasi yöneticilerin sözlü güvencelerine inanmıyorlar. Onlar parayı masada görmek istiyor ve para da devlet kasalarından çıkıyor. Çıkan paranın karşılığı olarak da hükümetler diğer harcama kalemlerinden tasarruflar yapıyor. Bu siyasetlerden en çok etkilenenler en yoksullar. İflasa en yakın olan Yunanistan, Portekiz, İrlanda ve İspanya’da bunu somut olarak görüyoruz. Kamuda çalışan sayısında önemli azalma olup özelleştirmeler artıyor. Ücretler donduruluyor ve hatta azaltılıyor. Vergiler, özellikle de KDV gibi bütün kitleleri etkileyenler, artırılıyor. Sosyal güvenceler giderek yok oluyor. Emeklilik maaşları ise azalıyor. Çare diye dayatılan bu saldırılar ülkelere göre bazı farklılıklar gösterse de temelde aynı. Devletlerin 2008 krizinden önce ve özellikle de sonra yaptığı devasa borç, emekçilere ve yoksullara ödetilip mali çevre ve kurumlara kan taşıyıp onları canlandırmaya çalışıyorlar. Bu siyasetin tahribatları Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi ülkelerde şimdiden somut olarak görülmeye başladı. Borçlanan devletlerin mali dengelerini iyileştirmek için uygulanan “çareler” aslında devlet borçlarını daha da artırıyor. Örneğin kamu sektörlerinde çalışan sayısındaki önemli azalma kitlelerin harcama olanaklarını önemli ölçülerde azalttığı için ekonomi iyice frenleniyor. Devlet gelirleri azalıyor ama devlet daha önceki borçlarını ödemek için yeni borç alarak eskilerini daha da artırıyor. Bu mali dolap cehennem azabına dönüşüp mali çevrelere önemli kazanç sağlayıp devletleri ve kitleleri yoksullaştırıyor. Bu ortamda eğer yeni bir mali kriz patlak verirse bu defa mali sektöre ek olarak devletler de etkilenecek ve sonuç itibarıyla etkisi üretim sektörü için 2008 krizinden ve hatta 1929’daki borsa paniğinden çok daha feci olacak. Bilindiği gibi 1929 ekonomik krizi kapitalizmin şimdiye kadar yaşadığı en büyük krizdi ve sonuçları toplumsal ve siyasi olarak feci olmuştu. Henüz o aşamaya gelinmemiş olsa bile, ABD şimdiden önlem alıyor. Örneğin ABD merkez bankası FED, ABD devletinin piyasaya sürdüğü devlet tahvillerini satın almaya başladı. Böylece devlet karşılıksız olarak bastığı para ile özel bankalarda bulunan ve değere çökme tehlikesi içeren tahvilleri satın alıyor. Yani ABD devleti, karşılıksız milyar hatta trilyar dolar basıp enflasyonun zeminini hazırlıyor. Bazılarına göre bu olay mali çevrelerde olumlu bir hava yaratmış! Ama aynı zamanda ileride patlayacak bir balonu şişiriyor! Oluşan mali kriz artık sadece AB’yi değil kapitalist düzenin bütününü tehdit etmeye başladı. (Temmuz 2011)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2011  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 158 - 1 Ağustos 2011  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?