Sinif Mucadelesi

Zenginleştik mi borçlandık mı?

Perşembe 7 Temmuz 2011
Gerek seçimlerin çok öncesinde gerekse şimdilerde tüm medya ağız birliği ederek Türkiye’de insanların yaşam standartlarında çok önemli iyileşme olduğunu söylüyor. Yunanistan ve İspanya’nın başını çektiği birkaç Avrupa ülkesinin ekonomik krizden derinden etkilendiği bir ortamda, Türkiye’de benzer bir durumun olmaması, insanların böyle bir sonuca ulaşmasına neden oluyor. Elbette bu durum ülkeyi yöneten partiye, AKP’ye, yarıyor. Onların ekonomiyi iyi idare ettiği ve önceki hükümetler gibi çalıp çırpmadıkları sonucunu doğuruyor. Ancak durum bu kadar basit değil. Türkiye’de insanların ekonomik durumunda, Yunanistan örneğinde olduğu gibi, birden bire çöküş olmadı. Ancak bu, insanların gelirlerinde bir artış olduğu anlamına da gelmiyor. Türkiye ekonomisi önceki on yıllara göre önemli oranda büyüdü ama bu büyümeden, büyümenin asıl kaynağı olan kitleler, kendilerine düşen payı alamadılar. Bunu Merkez Bankası’nın rakamları da doğruluyor. Merkez Bankası’nın rakamlarına göre Türkiye’de bankalara olan borç, geçen yıla oranla arttı. Bu rakam geçen yılın haziran ayında 108 milyardı. Bir yıl içinde borç artışı neredeyse %100. Yine Merkez Bankası’nın tespitlerine göre yılda 100 TL harcanabilir geliri olanın 41,2 TL borcu var. Bu rakam iki yıl önce 36 liraydı. Buna göre emekçiler, her geçen yıl daha fazla borçlanarak hayat standartlarını korumaya çalışıyor. Henüz kazanılmamış para birkaç ay hatta birkaç yıl öncesinden harcanıyor. Kısaca zenginleşmedik, daha fazla borçlandık. Tüketim kadar önemli olan başka bir gösterge ise harcamayı kimlerin yapabildiği. TÜİK’in verilerine göre, AKP’nin iktidarda kaldığı süre boyunca, Harcama Esaslı Göreli Yoksulluk Sınırı %19,86’dan %34,20’ye yükseldi. Bu rakamlar, AKP’nin iktidarda kaldığı süre boyunca, zaten bozuk olan gelir dağılımının, katlanarak arttığını gösteriyor. Yani toplumun bir kısmı borçlanarak harcama yaparken önemli bir kısmı ise harcama bile yapamıyor. Yine TÜİK’in yaptığı bir çalışmaya göre, en az geliri olan %20’lik grup, gelirinin %23’ünü gıdaya, %28’ini kiraya, %14’ünü ulaşıma, %5’ini giyime harcıyor. Türkiye’nin en yoksul kesiminin gelirinden sağlığa ve eğitime ayırdığı toplam oran ise yalnızca %3,8. Yine her 100 aileden 60’ının borcu var ve bu 60 ailenin 30’u borç yükünün altında ezildiği söylüyor. Tüm bunlar resmi rakamlar. Yani en iyimser olan tablo! Peki ama bankalar neden ve bu kadar çok kredi veriyor? Ekonominin lokomotifi üretim, yani fabrikalardır. Ancak büyük sermaye kuruluşları için getirisi daha çok ve daha çabuk olan bir başka yöntem var ki o da “finans sektörü” olarak bilinen para üzerinden ticaret yapma biçimi. Fabrika açıp ürettiği malın satılmasını beklemek yerine faizle kredi vererek, para kazanıp tefecilik yapmak, sermaye sahipleri için daha kârlı bir yöntem. Türkiye’deki patronlar bu yöntem ile o kadar büyük kar elde ediyorlar ki faize yatırmak için yurtdışından borç alıyorlar. Yurtdışından %2-3 gibi düşük faizle elde ettikleri dövizi Türkiye’de, %10-12 gibi daha yüksek faizle kullanarak kâr elde ediyorlar. Yani üretimin olmadığı sadece dışarıdan gelen sıcak para ile dönen bir ekonomi. Böyle bir ekonominin ne kadar ayakta kalabileceğine, bu düzeni yönetenler bile akıl erdiremiyor. Evet, AKP iktidarı ile birlikte Türkiye ekonomik bir zenginlik elde etti. Ancak bu zenginliğin gittiği yer, her zaman olduğu gibi yine zenginlerin kasaları oldu. Birçok Türk patronu artık dünya çapında pazarlarda söz sahibi oldular ve Amerikan ekonomi dergilerinin yaptığı en zenginler listesine girebiliyorlar. Onları bu listelere sokan emekçiler ise rakamların gösterdiği gibi sadece borçlandılar. Medya da bunun adına “zenginleşme” diyor. (01.07.2011)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2011  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 157 - 1 Temmuz 2011  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?