Sinif Mucadelesi

Tunus : Diktatörü alt eden hareketin dört haftası

Çarşamba 9 Şubat 2011
Tunus, Cezayir, Mısır, Arnavutluk'ta kitleler harekete geçti Her geçen gün durum gelişip farklı sınıf çıkarları olan güçlerin çelişkilerini daha açıkça ortaya çıkarıyor. Bu durum sadece Tunus ve kitlelerin tepkilerinden dolayı hükümetin kolluk ve baskı güçlerini seferber etmek zorunda kaldığı Cezayır ile sınırlı değil. Aynı olaylar, Arnavutluk'ta da ve şimdi Mısır’da yoğunlaştı. Şekilsel yaklaşıp farklı ülkelerdeki bu olayların bir bulaşma mı yoksa bir rastlantı mı diye tartışmak mümkün. Ama her ülkenin farklı özelliklerinin de ötesinde bütün bu sözü edilen ülkelerde, kitlelerin büyük çoğunluğu yoksulluk içinde. Halkları susuturmak için var olan koyu diktatörlük rejimlerinde kitleler, patlama aşamasına geldi. Bütün yaşananlar salgın değilse de, salgına çok benziyor. Hreketlerin daha nasıl yayılacağı, gelişeceği ve birbirlerini nasıl etkileyeceklerini önceden tesbit etmek olanak dışı. Üstelik gelişen ve gittikçe radikalleşen kitle hareketleri karşısında deneyimli, tecrübeli, bütün baskı güç ve yöntemlerini kullanmaya ve de isyan, devrim kavramları bile kullanıp içini boşatmaya hazır düzenin düşman güçleri var. Henüz iki yıl önce, Gafsa bölgesindeki yoksul kitleler, tahammül edilemez duruma karşı gösteri yapmış ve devamında protestocular, diktatörün hapisanesini boylamışladı. Ama geçen 17 Aralık’ta yüzlerce gencin, işsizin, annenin, 40 bin nüfusu olan Sidi Bouzid’te hoşnutsuzluğu patlak verdi. Yerel yetkililerin, borçla aldığı mallarına el koymasının ardından genç bir seyyar satıcı kendini yakarak öldürmeye çalıştı. Bu gencin, Muhammed Bouazizi’nin, yakın çevresi, onun gibi bir seyyar satıcılar, üç gün süren öfkeli gösteriler yaptı. Polis sert bir şekilde bu gösterileri bastırdı ve tutuklananlar ve hapse atılanlar oldu. Komşu şehirlerde gösteriler artarken, 22 Aralık’ta başka bir gencin yüksek gerilim hattı direğine çıkarak ve «sefalet, işsizlik, yeter artık!» çığlıklarıyla intiharı, derin sefaletin ifadesi olarak görülüyor. Meknassi, Bouzaiane gibi şehirlerde polis karakolları ve resmi binalar ateşe verildi. Diğer şehirler de alevlendi. 24 Aralık’ta bir gösterici silahla öldürüldü, başkaları yaralandı: Polis, kalabalığın üzerine ateş açmıştı. 27 Aralık’ta, yüzlerce insan, UGTT (Tunuslu Emekçiler Genel Birliği) sendikası militanlarının çağrısı üzerine, çalışma hakkı istemek, Sidi Bouzid’te tutuklananların serbest bırakılması, Bin Ali’nin ve onun yozlaşmış ekibinin fesedilmesi için, şehrin başkentindeki sendika merkez binası önünde toplandı. Ertesi gün, yüzlerce avukat, başbakanlık konutunun önünde gösteri yaparken, Bin Ali, Muhamed Bouazizi’nin yatağının başucunda fotoğraf çektirip ardından TV7 kanalına çıkarak söz aldı: Göstericileri cezalandırılacağını söyleyerek tehdit etti, yasak olan muhalefeti «üzücü bir olayı kullanmakla suçladı». Takip eden günlerde, Medya Bakanı’nın görevden uzaklaştırılması ile birlikte ilk taviz verildi. Sidi Bouzid’in de dahil olduğu birçok şehirde gösteriler devam ediyor ve yayılıyordu. 3 Ocak’ta, Thala’da, işsizliği, hayat pahalılığını ve rejimin yozlaşmasını protesto etmek için RCD'in (Bin Ali’nin partisi) merkezine saldıran yüzlerce lise ve üniversite öğrencisi, polisin cop darbesi ve silah kullanması ile dağıtıldı. Iki intihardan sonra öfke patlamasına dönüşen cenaze korteji, durdurulması imkansız hale geldi. Thala-Kasserine-Negueb üçgeninde (ülkenin batı merkezi) elliden fazla ölen oldu. Üniformalı ve sivil polis, kitleleri copladı ve üstlerine silah çekti ve diğer yandan pusuya yatmış keskin nişancılar, insanların üzerine ataş açıp onları öldürüyordu. Bin Ali, 10 Ocak’ta, göstericileri kınamak için, yeniden televizyona çıktı ve protestocuları «kar maskeli serseriler, teröristler», «yabancıların ajanları» olarak niteleyip lise ve üniversitelerin kapatıldığını duyurdu. Ama bu arada, iki yıl içerisinde 300 bin kişilik iş sahasının açılacağını açıklayarak gösterileri durdurmayı da deniyordu. Iktidarın şaşkınlığı karşısında kitle hareketi, onlarca şehirde, gittikçe daha net bir biçimde «özgürlük, iş, onur» kelimelerini ileri sürerek genişleyerek devam etti. Rejimin yozlaşmasına ve diktatöre karşı öfke, «Bin Ali, defol» şeklinde ifade edildi. 13 Ocak’ta yeniden televizyonda görünerek 2014’te yapılması öngörülen seçimde aday olmayacağını açıkladı. İkiyüzlü bir biçimde, polisi kitlelere karşı daha fazla silah kullanmamaya çağırdı ve basın ve internet özgürlüğü ve bazı ürünlerin fiyatlarının düşürülmesi sözü verdi… ve belki de birinin onun gömleğine ihtiyacı olursa gömleğini de verecekti! Ama ertesi gün, 14 Ocak’ta, ordu savaş düzenine geçerken, başkentin merkezinde daha önce zafer kazanan devasa bir protesto gösterisi dalga dalga ilerliyordu. Akşama doğru, önceden kaydedilmiş son televizyon konuşmasında Bin Ali, olağanüstü hal ilan ettiğini, hükümetini görevden aldığını ve erken seçim kararını duyurdu. 14 Ocak akşamında kitleler, diktatörün kaçtığını, Suudi Arabistan’a kaçan eşinin ve yakınlarının yanına gittiğini öğrenerek sevinç duydu. Bununla birlikte, mücadele henüz sona ermedi. Bin Ali’nin ülkeden ayrılışı, her şeyden önce, bir aydan beri ayaklanan Tunuslu emekçilerin, işsizlerin, gençlerin, yoksul kitlelerin zaferi. Genç bir seyyar satıcının polisin zorbalığını protesto etmek için kendini yakmasından sonra, berbat sosyal durumu, işsizliğin zirveye çıkışı ve nüfusunun çoğunluğu için sefaletin yükselişini protesto eden gösterilerin yayılması durmadı. Polisin ateş açmasına ve birçok ölünün, yaralının olması, göstericilerin kararlığını, gücünü etkileyemedi. Küçük bir kentten başlayan hareket, tüm ülkeye yayıldı ve Bin Ali’ye çekip gitmekten başka bir seçenek bırakmadı. Yirmi üç yıldan beri, devasa polis aygıtına dayanan, görevden alınamaz olarak görülen, özellikle Fransa’nın başta olmak üzere, büyük güçlerin desteğinden faydalanan diktatör, alt edildiğini kabul etmek zorunda kaldı. Görülüyor ki, yoksul kitleler harekete geçtiğinde ve tahammül edilemez olan şeylere daha fazla katlanmamaya karar verdiğinde her şeyi devirebilir. Bununla birlikte, 14 Ocak’tan, Bin Ali’nin ülkeden ayrıldığı günden bu yana geçenler gösterdi ki her şey kazanılamadı ve kazanılmaktan çok uzak. Eski diktatörün silahlı taraftarları ortalığı kırıp geçmeye devam ediyor. Ordu, kitlelere bu gruplara karşı onları koruduğunu söylüyor. Ancak kentleri tamamen denetimi altında tutup kitlelerin iktidarı ele geçirip, ülkeyi yıllardan beri talan eden diktatörü destekleyen çevrelerle hesaplaşmasını engelliyor. Kısacası, bizzat muhalefetteki birkaç kişi aracılığı ile hükümet, birkaç gün önce diktatöre hizmet edenlerin ellerinde kaldı. Bu kişiler, imtiyazlı sınıfların egemenliğini ve iktidarının temellerini savunmak için gözden düşen diktatörden kurutulmak gerektiğini düşündüler. Ama emekçiler, işsizler, gençler iktidarın bir cephesini değiştirmek için kendilerini feda etmek, kanlarını dökmek zorunda değil. Onlar, bu kişilere karşı net isteklerle ayaklandı: Özgürlük eksikliğinden, özellikle işsizlikten, yoksulluktan, eşitsizliklerden, adaletsizlikten, sömürüden ve yozlaşmadan kurtulmak için. Bugün, onları eski diktatörün taraftarlarına meydan okumak için örgütlenmeye ve silahlanmaya çalıştıklarını görüyoruz. Ve isteklerini gerçekten yerine getirilmesi için, daha dün Bin Ali ile iktidarda olanlara, demokrasi sözü bile verseler, güvenmemeliler. Kitleler sadece kendi güçlerine, emekçilerin ve kitlelerin örgütlenme güçlerine ve kendi haklarını öne çıkarmalarına güvenebilirler. Bin Ali’ye karşı mücadelelerinde güçlü olduklarını ispat ettiler. Bizler, Bin Ali gibi devrilen ve ondan daha iyi olmayan bir rejim tarafından değiştiren başka diktatörler de gördük. Gerçek bir sosyal değişiklik için yola çıkan Tunuslu emekçiler, yoksul kitleler, bunu kabul ettirmek için mücadeleye devam etmeliler. Onların böyle bir gücü var, Bin Ali ülkeyi terk etti, onun sistemi iktidarda kalmamal. (29.01.11) LO

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2011  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 152 - 4 Şubat 2011  Site yaşamını izle Uluslararası Gündem   ?