Sinif Mucadelesi

Ekonomiye yön veren patronlar sorunların bedelini ödemeli!

Çarşamba 9 Şubat 2011
Merkez Bankasının, faiz oranları ve banka yükümlülükleri üzerinden mali sistemi etkileyen kararlarının bazıları, bankacıları kızdırdı. Nitekim bankalar, kendilerine getirilen yükleri, emekçilerin sırtına yüklediler. Aslında Merkez Bankası, bankaları, gelişi kaçınılmaz olan krize karşı korumaya çalışıyor ama bankacılar, uzun vadeli çıkarları için bile olsa günlük kârdan vazgeçmek istemiyor. 2010 yılı sonu itibariyle Türkiye'nin cari açığı (ihraç edilen mal ve hizmetlerden elde ettiği gelirin, ithal edilen mal ve hizmetlere yapılan ödemeden az olması) 45 milyar dolar civarındaydı. Bu miktar, şimdiye kadarki en yüksek açık. Sadece açık değil, açığın nasıl kapatıldığı da sorun. Önceki yıl önce açık 41,2 milyar dolardı ve neredeyse yarısı dışarıdan gelen para ile kapatılmıştı. Geçen yıl ise yüzde 84'ü dışarıdan gelen, sıcak para denilen, kısa vadeli, yatırım değil vurgun amaçlı para ile karşılandı. Bu miktar da bir rekor. Yani ekonomi, bu sıcak para ile dönüyor. En büyük korku, 2001'de, 2004 ve 2006'da olduğu gibi bu paranın gelmemesi ya da aniden çıkması. İşte bu nedenle önlem alınmak isteniyor. Bir sorun da dış borç. Hazine'den yapılan açıklamaya göre, geçen yıl sonunda Türkiye'nin toplam dış borcunun 400 milyar dolar (birçok farklı rakam vardır) civarında olduğu hesaplanıyor. Dış borcun, yarısı bankaların olmak üzere üçte ikisi özel sektörün, üçte biri devletin. Özel sektör borcu 2003'te 63 milyar iken 2008'de 186 milyar dolara fırladı ve o zamandan bu yana artıyor. Dünyanın 16'ncı ekonomisi olduğu söylenen Türkiye, devlet borcu düşük görünse de borcun milli gelire oranı açısından ise çok daha yukarıda, 9'uncu sırada. Milli gelir ise 650 milyar dolar civarında tahmin ediliyor. Yani toplamda Türkiye, tüm zenginliğinin yarısından fazla borçlu, üstelik bir avuç patron yüzünden. Ama patronlar memnun çünkü hem borçları devlet garantisinde hem de müthiş kâr ediyarlar. Hatta Koç şirketleri, o kadar kazançlı ki, kendi borçlarını daha vadesi gelmeden ödediğini açıkladı. Elbette, patronlar her zamanki gibi daha fazlasını istiyor. Yıllardır üst üste kırdıkları üretim ve kâr rekorları yetmiyor. Hatta başbakanın TÜSİAD toplantısında onlara, “babalar burada” demesinden, “milli üretim”, dünyanın onuncu ekonomisi olma masalı anlatmasına çok memnun kaldılar ama öte yandan da, iş bağlantıları zarar görür düşüncesiyle “içe kapanma iyi değil” diyorlar. Koç konuşmasında; “Biz 16. büyük ekonomiyiz ama satın alma gücüne göre 84. sıradayız, insani gelişme endeksinde de maalesef 83. sıradayız. İnsani gelişme endeksi ortalama yaşam süresinde, okur yazarlıkta, okullaşma oranında, kişi başına düşen milli gelir ve alım gücüdür” dedi. TÜSİAD'ın 600 üyesi 300 milyar doları elinde tutuyor yani neredeyse Türkiye'nin milli gelirinin yakınını. Özel sektördeki kayıtlı çalışanın yarısı, sanayi üretiminin yüzde 65'i, özeldeki katma değerin yarısı, kurumlar vergisinin yüzde 85'ini, enerji hariç dış ticaretin yüzde 80'ini TÜSİAD üyeleri yapıyor. Yani TÜSİAD, Türkiye ekonomisinde ve böylece siyasetinde belirleyici iken, hükümetler sözünden dışarı çıkamazken demokrasiden, eşitsizlikten, adeletten yakınıyor. Hükümetlerin ekonomi siyasetine büyük patronlar yön veriyor. Başbakan, toplantılarında hazırolda duruyor. Kılıçdaroğlu, her hafta bir TÜSİAD üyesiyle kahvaltı ediyor. Her türlü açığın, emekçilerin ürettiği zenginliğin emekçilere ve tüm topluma geri dönmemesinin sorumlusu onlar. Bedelini de onlar ödemelidir. (01.02.11)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2011  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 152 - 4 Şubat 2011  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?