Sinif Mucadelesi

Pazarlık sürüyor: Siyasetle, kanla, tehdit, aldatmayla... Acıların sona ermesi Kürt ve Türk emekçilerin çabasına bağlı

Perşembe 7 Ekim 2010
Anayasa oylaması biter bitmez, hükümet tarafından Kürt sorunun çözümüne yönelik bir görüşme “trafiği” yeniden başladı. Tıpkı, yerel seçim sonrasında, ondan önce de genel seçim sonrasında olduğu gibi. Bugüne kadar devletin inkar ettiği Kürt sorunu, artık sadece Kürtleri ve Türkleri, Türkiye'yi hatta bölge ülkelerini ilgilendiren bir sorun değildir. Siyasilerin ve devlet yetkililerinin, Amerika'ya, Irak'a, ardı ardına yaptıkları ziyaretler, bunun ifadesi. Sözde Irak'tan askerlerini çeken ABD yönetimi, bu ülkedeki ve bölgedeki hakimiyetini, ekonomik ve siyasi araç ve yöntemlerle sürdürmeyi seçmiş görünüyor. İşte bu yöneliş, Türkiye'deki hükümeti de bir düzeyde etkiliyor. Ancak bununda ötesinde, Türk büyük sermayesi, bugüne kadar, son Hakkari'de çocuklar da dahil Kürt köylülerin öldürülmesinde olduğu gibi, Kürtlere karşı savaştan nemalanan, bu savaştan elde ettiği kârla palazlanan kesimler de dahil, uzun bir süredir, benzer şekilde, savaş siyasetini terketti. “Barış”, “siyasi çözüm” ve bu yolla gelecek yeni kâr olanaklarından en azami şekilde yararlanmak istiyorlar. Çözüm, kendini, Kürt kitlelerinin çektiği acılar nedeniyle değil, sermaye düzenin ulusal ve uluslararası ihtiyaçları nedeniyle dayatıyor. İşte AKP, burjuvazinin bu önemli ihtiyacını gerçekleştirebilirse yeniden iktidar olma yolunda önde olmayı sürdürecek. Aksi taktirde, yönetimi değiştirilen ve kitlelerden desteğini arttırdığını gösteren CHP öne çıkabilecek. İşte bu nedenle, milliyetçi ve mezhepçi lafları, Kürt düşmanlığını dilinden hiç düşürmeyen AKP yöneticileri, birkaç gün önce söylediklerini unutmuş gibi tavır alıyor, sözlerinin seçim ortamına bağlanmasını istiyor. Çünkü şimdi pazarlık zamanı, kendini gösterme zamanı. Gerçekte Kürt halkının talepleri ile bugün öne çıkan Kürt önderlerinin talepleri ve AKP'nin vermeyi düşünebilecekleri ile Türk devletinin kadrolarının yaklaşımı arasında önemli mesafeler var. Ancak hükümet, Anayasa değişikliği ve açılan davalar yoluyla, çözüme en çok direnen ordu yönetimi ve kimi devlet kadrolarına karşı artık daha güçlü. Bu durum, aynı zamanda, AKP yönetiminin bugüne kadar kulandığı “biz çözecektik ama izin vermiyorlar” bahanesini de geçersiz kılıyor. Esas sorun şudur: Çözüm, kimin ya da kimlerin çıkarları temelinde olacak? Bu açıdan bakıldığında, sözü geçen taraflar, farklı şekilde konumlanıyor. Hükümet ve tüm siyasi sistem, DTP ve PKK, sorunu sermaye düzeninin ilişkilerine dokunmadan, sermayenin çıkarları açısından çözmek istiyor. Farkları şudur, DTP ve PKK, Kürt burjuvazisine, kendi küçük burjuvazalarına pay istiyor. Bir fabrika yakıldığı için PKK'yi kınayan Diyarbakır belediye başkanı, bir köylünün evi yakıldığında aynı tepkiyi göstermiyor. Kürt sorunu, Kürt kitlelerinin acıları, Türk devletinin yöneticilerinin bugüne kadar izledikleri siyasetler sonucu başladı, sürdü ve sürüyor. 2000'lı yılardan beri, “bölücüleri yok etme” lafları, devlet katında “Kürt sorunun çözme” haline dönüştü. Yıllar geçti, AKP 8 yıldır iktidarda, Kürt illerinden 70 civarında milletvekili var: Ne yaptı? Kürt halkının, bir halk olarak tanınması, bir halk olarak temel taleplerinin karşılanması, üzerlerindeki askeri ve sivil baskının kaldırılması, uygulanan ayrımcılığın, günlük yaşama girmiş aşağılanmanın son verilmesi için neden bekleniyor? Kürt halkının sorunlarının çözümü, düzenin siyasetçilerinin çıkar temelindeki pazarlıklarıyla değil, Kürt ve Türk emekçilerin ortak çıkarları temelindeki çabalarıyla mümkün olabilir. (01.10.10)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2010  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 148 - 1 Ekim 2010  Site yaşamını izle Başyazı   ?