Sinif Mucadelesi

İş kazalarında yılın ilk ayında 810 işçi öldü…

Çarşamba 8 Eylül 2010
Bunu açıklayan raporla ilgili olarak bakan, “provokasyona gelmeyin sektörü öldürmeyin” demekten başka bir söz bulamadı! Bakan bey, aslında bunlar kaza değil, cinayettir. Zonguldak Karadon’daki madende, 17 Mayıs’ta, 30 madencinin öldüğü patlamanın raporu ile ilgili çıkan haberler dolayısıyla iş kazaları yine gündeme geldi. Bu rapor, iş kazası değil, gereken önlemler alınmadığı için bir katliam olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Raporda, 30 işçinin ölümünden doğrudan taşeron firma ve Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) sorumlu olduğu ve TTK’nın yapması gereken birçok işi, taşeron firmanın üstlendiğine dikkat çekiliyor. Kazada ölen işçilerin çoğunda gaz maskesi bulunmadığına işaret ediliyor ve önemli işlerin ve denetimin, maden ocağı idaresinin sorumluluğunda olmasına rağmen tüm işlerin taşerona yaptırıldığı belirtiliyor. Bunlar, bu iş cinayetinin ardından basında yer alan ve ört bas edilemeyen gerçekler. İş kazalarının çoğunda genellikle “Allah yazısı”, “şansızlık oldu”, “kader”, “yazılan bozulmaz” gibi gerekçeler ve hatta işçiler suçlanarak, cinayetlerden sorumlu patronlar aklanıyor. Ancak bu defa suçlunun işverenler ve yöneticilerin olduğu istismar edilemediği için savcılık, rapor doğrultusunda hareket ederek 10’u TTK’dan 4’ü taşeron firma Yapıtek’ten olmak üzere 14 kişi hakkında gözaltı kararı çıkardı. 1 Kişi bulunmazken, 13 kişi gözaltına alındı. Büyük bir olasılıkla patron ve hükümet çevreleri hemen devreye girip tepki gösterdiler. Böylece mahkemeye çıkarılan zanlılardan 6’sı jet hızıyla tahliye edildi. Hep mahkemelerden şikayet eden hükümet çevreleri, bu sefer ağızlarını açmadılar. Evet, iş kazaları son yıllarda giderek artıyor ve daha da ölümcül oluyor. Ama tüm bunlar bir rastlantı değil. Çünkü krizin yol açtığı işsizlik ortamını fırsat bilen patron çevreleri, taşeronlaştırma, esnek çalışma, kadrosuz ve güvencesiz çalışma şartlarını dayatıp iş kazalarına ve çalışma şartlarının yol açtığı hastalıklara adeta ortam hazırlıyorlar. İşte 6 ay içerisinde 800’den fazla işçinin iş cinayetlerine kurban gitmesi (üstelik bunlar resmi verilerle sınırlı) ve binlercesinin yaralanması, sakatlanması ve iş hastalıklarına yakalanmasının nedeni ortada. Resmi raporlara göre sadece bir haftada, çeşitli illerdeki farklı işyerlerindeki kazalarda 10 işçi öldü, 17 işçi yaralandı! Bütün kazaları yazmaya maalesef sayfalar yetmiyor. Emekçilerin neredeyse yarısının; 12 milyonun sigortasız ve kayıt dışı çalışatığı bir ortamda başka bir şey beklemek mümkün mü? Emekçilerin tek başına ve özellikle de küçük işyerlerinde dayatılan kötü çalışma şartlarına karşı çıkıp güvenceli ve sağlıklı çalışma şartlarını dayatmaları çok zor. Ama yine de direnmekten ve mücadele etmekten başka bir çare yok. Çünkü patronlar için her zaman emekçiler suçlu. Örneğin MESS (Türkiye Metal Sanayisi Sendikası) tarafından yaptırılan iş kazaları ve meslek hastalıkları istatistiklerine göre kazaların yüzde 80’i “çalışanların güvensiz hareketlerinden” kaynaklanıyormuş! Yüzsüzlüğün bu kadarına da pes doğrusu. Hükümetten de medet beklemek boşuna. Bakanlığın Temmuz ayında hazırladığı İş Sağlığı ve Güvenlik Kanun Tasarısı Taslağında, işçinin kendini güvende görmediği koşullarda çalışmama hakkının olacağından söz ediyor. Ancak son durumda “söz işverene aittir ve katidir” ifadesi yer alıyor. İşyerlerinde sendikaların neredeyse yasak olduğu, sendikalaşma faaliyetine başlandığında patronlar hemen söz konusu işçileri kapı dışarı ettiklerinin, sendika yöneticilerinin ise esas görevlerinin kendi ayrıcalıklı konumları peşinde olduğu bir ortamda bir emekçi tek başına “iş şartları tehlikelidir, ben çalışmama hakkımı kullanırım” dediği anda kendini kapıda bulacağı kesindir. İşte bu nedenlerle ne MESS’e ne bakanlığa değil, emekçiler olarak kendi örgütlü gücümüze güvenmeliyiz. (30.9.2010)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2010  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 147 - 3 Eylül 2010  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?