Sinif Mucadelesi

Milliyetçi kışkırtmanın acı sonuçları

Pazar 8 Ağustos 2010
Son dönemde çatışmaların artmasıyla gelen cenazeler, milliyetçi kesimlerin, ordunun Kürt düşmanlığını arttırmasına ve kullanmasına olanak veriyor. Generallere açılan davalar ve Anayasa tartışmalarının da eklendiği bir ortamda, illere giden siyasetçiler her türlü sorumsuz tavrı gösteriyor, oy almak için kendilerince gerekeni söylemekten çekinmiyorlar. İşte bu ortamda, Bursa'nın İnegöl ilçesinde, MHP çevresinin kışkırttığı kalabalık Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahalleye saldırdı. İlk gün gençler, amigolar, sarhoşların bahane edildiği olaylara bugün kışkırtma nedeniyle çıktığı söyleniyor. Zaten bir gün öncesinde MHP başkanı Bahçeli, oradaydı. Birkaç gün sonra Hatay'in Dörtyol ilçesinde, nasıl gerçekleştiği tartışma konusu olan ve MHP’li yöneticilerin de adının karıştığı 4 polisin öldürülmesi bahanesiyle kalabalık, Kürtlere saldırdı, ev ve işlerleri tahrip edildi. Tüm bu saldırıların MHP’nin kışkırtması sonucunda çıktığını söylemek yanlış olmaz. Nitekim sicili böylesi saldırılarla dolu. Ancak, tek sorumlu onlar değil. Her yıl, farklı şehirlerde, başka gerekçelerle Kürtlere, ev ve işyerlerine saldırılar oluyor. Bakanlar, polis ve yetkililer, her seferinde, suçlu olarak ya sarhoşları, ya gençleri ya da yanlış anlaşılmayı söylüyor. Ama mutlaka saldırgan Türkler, “vatanını seven” kişiler olarak övülüyor ve korunuyor. Saldırıya uğrayan Kürtler ise “kışkırtıcı” ilan ediliyor. Sözde “demokratik Kürt açılımı” yapan AKP hükümetinin yetkilerinin tavrı da aynı oldu. Üstelik Hatay'daki olaylar 4 günden fazla sürdüğü için bölgeye gitmek isteyen BDP heyetine de izin verilmedi. BDP başkanı saldırıları kınadı, polisin ve askerin saldırganları koruduğunu açıkladı ve “PKK bahanesiyle Kürt halkı rehin alınmak isteniyor” dedi. Bu söylediklerinde haklı ama eksiktir. “Teröre öfke” bahanesiyle başlayan saldırılar, her seferinde “Kürtler gelip işlerimizi elimizden aldılar” ile bitiyor. Türk devleti PKK'yı yok etmek için Kürt halkını yok etme siyaseti izledi. Binden fazla köy ve daha küçük yerleşim birimi boşaltıldı, dağlar yakıldı, tarım ve hayvancılık yok edildi. Bu bölgelerde yaşayanlar baskıyla, iki ateş arasında kalanlar zorunlu olarak batı ve güney illerine gittiler. Buralarda, ailelerini geçindirebilmek, çocuklarını okutabilmek için çok daha kötü koşullarda çok daha düşük ücretle her işte çalıştılar. Bugün Türkiye'nin her köşesinde Kürt emekçilerinin alın terinin izleri vardır. Tersanelerde, madenlerde, inşaatlarda, kot taşlama atölyelerinde en çok onlar ölüyor. Gençler için her zaman iş bulmanın zor olduğu taşra illerinde bugün iş bulmak daha zor. AKP hükümeti döneminde hızlanan özelleştirmeler, taşra illerdeki son kamu fabrikalarının ya kapanmasına ya da işçi sayısının azalmasına yol açtı. Belediyelerde iş bulmak tamamen siyasi temellerde oluyor. Tüm bunlara ekonomik kriz eklendi. İşte bu ortamda, her zaman Kürt düşmanlığını kullanan siyasetçilerin, sorumsuz kışkırtmaları bir patlamaya dönüşüyor. Böylece kitleler, kendilerini bu zor koşullara mahkum eden düzene ve düzenin sorumlularına değil, kendisiyle neredeyse aynı yaşamı paylaşan en yakınındaki komşusuna öfkesini gösteriyor. Neredeyse 40 yıldır süren, Kürt halkının ezilmesinden kaynaklanan sorunlar ve bunun etkileri bugün birbirine girmiş, karmaşıklaşmıştır. Politikacılar, sorunları çözmek yerine oy almak için milliyetçi lâfebeliği yapıyor. Bu en çok emekçilere zarar verecek bir tehlikedir. Ancak bu tehlikeyi önleyen de emekçilerdir. Çünkü aynı işyerinde, aynı koşullarda yan yana çalışan milyonlarca Kürt ve Türk emekçinin ortak emeği ve iç içe geçmiş aileleri vardır. Nitekim geçtiğimiz Aralık ayında fabrikaları kapatılan Tekel'in Kürt ve Türk işçileri, omuz omuza önemli mücadele verdiler ve “açılım” diyen hükümete, ortak mücadelelerini göstererek “asıl açılımı biz yaptık” dediler. (03.08.2010)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2010  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 146 - 6 Ağustos 2010  Site yaşamını izle Başyazı   ?