Sinif Mucadelesi

ABD : Sağlık hizmetleri satılık: Parası yetene

Cumartesi 17 Temmuz 2010
{Obama hükümeti ve ABD Kongresi tarafından hazırlanan “sağlık reformu” tasarısı, Mart ayında yasalaştı. Aradan geçen süreye rağmen, bu makale güncelliğini koruyor – Ç.N.} Bu “reform” hakkında ilk söylenmesi gereken, halkın önerilen değişikliklerin hepsinden habersiz olduğu ve öyle de kalacağıdır. Bu reformun ana niteliği, ABD’deki sağlık hizmetlerini tamamen çarpıtan hâlihazırdaki sistemi sadece yerinde bırakmakla kalmayıp daha da güçlendiriyor olması. Sağlık hizmetlerinden çıkarılan kârı kontrol altına alma veya biraz olsun kısıtlama yolunda hiç bir şey yok bu yasada. Yönetim harcamalarını önleyecek de hiç bir şey yok. Aksine, yasadaki karmaşık muhasebe nedeniyle bu harcamalar daha da artacak. Basında, yasanın getireceği yeni bürokrasi katmanlarının sırf yönetim harcamalarını yüzde dört ile beş arasında artıracağına dair makaleler şimdiden çıktı. Bu “reform”un getireceği bir temel değişiklik şu: Her birey ya kendisi sağlık sigortası satın almak, ya da işvereni aracılığı ile sigortaya sahip olmak zorunda – aksi halde yıllık bir ceza ödemek zorunda kalacak. Bu ceza, şimdilik kişi başına 400 dolar (600 TL) ve aile başına 1.500 dolar (2.250 TL) olarak belirlendi ancak Kongre’de bu miktarlar üzerine pazarlık henüz bitmdi. Başka bir deyişle, bugün sigortasız olan insanlar, özel şirketlerden, paralarının yetmediği, neredeyse hiç bir hastalığı kapsamayan bir sağlık sigortası satın almak zorunda kalacaklar. Veya almazlarsa, sigortasız olma “lüksü” karşılığı, gene paralarının yetmeyeceği kadar büyük bir ceza ödemek zorunda kalacaklar. Evet, gerçi insanlar gelirlerinin yüzde sekizinin altında fiyatı olan bir sigorta bulamazlarsa cezadan muaf tutulacaklar. Yani sigorta satın almama “hakkı” olacak, ancak temel sorun ortadan kalkmayacak, yani insanlar gene sigortasız kalmış olacak. Yok, eğer bir kimse ucuz bir sigorta bulacak olursa, gene o yüksek cepten ödemelere maruz kalacak, yani sigortanın fiyatı hemen iki veya üç katına çıkacak. Bu yasanın ardındaki mantık, insanların “sorumsuz” oldukları için sağlık sigortası satın almadıkları ve dolayısıyla satın almaya zorlanmaları gerektiği. Bu, insanları hor gören, iğrenç bir tavır. Emekçiler sorumsuz değiller, kâr amaçlı bu sağlık sistemince düzenlenen sağlık hizmetlerine paraları yetmiyor. Hükümetin belirlediği fakirlik sınırının (yani dört kişilik bir aile için 29.300 dolar veya 44.000 TL, yıllık gelirin) yüzde 133’ünün altında gelire sahip insanlar, Medicaid adlı devlet sigortasını almaya hak kazanacak. Ancak, Medicaid’e sahip olmak, sağlık hizmetlerinden yararlanmak anlamına gelmiyor. Bu “reform,” hiç bir doktor, hastane veya laboratuara Medicaid kabul etme yükümlülüğü getirmiyor. Daha en son eyalet bütçe kesintileri başlamadan önce bile, tüm pratisyen hekimlerin üçte birinden azı, dişçilerin ise dörtte biri Medicaid kabul etmekte idi. Ayrıca da bu yıl, Medicaid’e yeni kesintiler geldi. Örneğin, diş ve göz tedavisi, gözlük, kulak ve ayak hastalıkları, Medicaid kapsamından çıkarıldı. Bazı eyaletler, Medicaid sigortalılarından prim ve cepten ödeme alıyor. Yeni yasayla, tüm eyaletler bu hakka sahip olacak! Bir diğer sözde “can simidi”: Gelirleri resmi fakirlik sınırının yüzde 133’ü ile yüzde 400’ü arasında bulunan aileler, sağlık giderlerinin bir bölümünü karşılamak üzere vergi kredisi alabilecekler. Fakat o krediler, en ucuz sigorta primlerinin bile ödemeye yetmez. Ayrıca da, bu kredilerden yararlanmak için insanlar, vergi formları doldurup bir sene beklemek zorunda. Ancak, fakirlik sınırında yaşamak demek haftadan haftaya yaşamak demektir. Bu insanlar bu sene ödedikleri parayı geri almak için gelecek seneyi beklemek lüksüne sahip değiller. Senato Finans tasarısının giderlerini hesaplayan Kongre Bütçe Bürosu, bu tasarının 25 milyon kişiyi sigortasız bırakacağını tahmin etmiştir. Söz konusu “reform”un niteliği hakkında başka bir yoruma gerek var mı? Hükümet, var olan bürokrasiye yeni bürokrasi katmanları ekleyerek yeni bir kuruluş oluşturacak. Bu “ulusal sigorta pazarı”na gidecek insanlar sözde daha hesaplı sigorta satın alabilecekler. Ancak, hiç bir sigorta şirketi “hesaplı” sigorta satmak veya bu sigorta pazarına katılmak zorunda olmayacak! Ayrıca, hiç bir işveren işçilerine sağlık sigortası vermek zorunda olmayacak. Veren işverenler ise gayet düşük kapsamlı bir sigortadan fazlasını vermekle yükümlü olmayacak. Gene Kongre Bütçe Bürosu’nun tahminine göre, tasarı Kongre’den geçerse bugünkünden daha fazla sayıda işveren, bu yasayı bahane edip işçilerine sigorta vermekten vazgeçecek. Evet, gerçi işçilerine sigorta almayan işverenler küçük bir “ücret” (ceza değil de ücret!) ödemek zorunda kalabilir. Ancak, miktarı işçi başına 150 dolar (225 TL) ile sınırlı bu ücret toplam işçi sayısı üzerinden değil, sadece sigorta satın alınca vergi kredisi alan işçilerin sayısı üzerinden hesaplanacak. Sigorta satın almayan işçiler, işverenin ödeyeceği ücrete dahil edilmeyecek. Ailesi aracılığı ile sigortalı olan işçiler de sayılmayacak. Maaşı düşük olup da Medicaid’e hak kazanan işçilerden de işveren sorumlu olmayacak. Ayrıca, haftada kırk saat çalışan işçi sayısı elliden az olan işverenler de bu ücretten muaf tutulacak. Başka bir deyişle, bugün iş piyasasında çok yaygın olduğu üzere, eğer bir firma 49 işçiyi haftada 40 saat, 500 işçiyi ise 40 saatten az çalıştırıyorsa, bu firma ne işçilerine sigorta almakla yükümlü olacak, ne de bu ücreti ödemekle! Sözde, sigorta şirketleri, bugün sık sık yaptıkları gibi, hastalanan sigortalılarının sigortalarını iptal etmekten veya önceden hastalığı olan insanları reddetmekten men edilecekler. Aslında bu tür yasalar bugün de bazı eyaletlerde var zaten, fakat bu yasalar sigorta şirketlerinin ödemeleri geciktirmesine, hatta hastalanan bir sigortalının faturalarını ödemeyi reddetmesine ve doktorların da faturaları sigorta şirketi yerine hastalara göndermesine engel olmuyor. Sözde, sigorta şirketleri, sağlık durumuna göre bir sigortalıdan yüksek prim alamayacak (örneğin bugün şeker ve kalp hastalığı, yüksek tansiyon gibi kronik sorunu olan insanlara yaptıkları gibi). Fakat Senato’daki tasarı, sigorta şirketlerinin yaşlı insanlardan genç sigortalılara kıyasla dört kat daha fazla prim almasına izin veriyor. Ve tabii ki söz konusu kronik sorunlar da genelde yaşlı insanlarda görülür! Dahası, işçilerine sigorta alan işverenler, kronik sorunları olan işçilere sigorta primlerinin yarısına kadar olan bir bölümünü ödettirebilecek – eğer o işçiler bir “iyileşme programı”na yazılıp şeker, tansiyon ve kilolarını belirli “hedef”ler düzeyine indirmezlerse. Bu, insanların sağlıklarına dikkat etmeleri için bir “teşvik ödülü” olarak gösterilmeye çalışılıyor, oysa cezadan başka şey değil. Bu planın bütün yaptığı, sigorta primlerinin bir bölümünü işverenin sırtından alıp işçilere yüklemektir. Dolayısıyla bu, işverenlere verilmiş bir diğer hediyeden başka şey değil. Bu da yetmiyormuş gibi, sigorta şirketlerinin de aynı oyunu oynayıp “hedef”lerini tutturamayan sigortalılardan yüzde elliye varan oranda fazla prim almalarına izin verilecek! Tasarıdan çıkarılmış olan “kamu seçeneği” [devletçe idare edilecek sigorta şirketi – Ç.N.] tasarıyı “satma” bahanesiyle geri getirilse bile, Kongre Bütçe Bürosu’nun tahminine göre, sigortasız insanların ancak yüzde beş kadarı bu seçeneğe hak kazanabilecektir. Bu alanda tanınmış iki araştırmacı, özel sigorta şirketleri piyasayı kontrol ettiği sürece “kamu seçeneği”nin sorunları niye hafifletmeyeceğini şöyle açıklıyorlar:“Bir kamu sigorta planı, özel şirketlerin kârlarını azaltabilir ve bu yüzden şirketler bu seçenekten nefret ediyorlar.” Sonuç? Sağlık giderleri ve sigorta giderleri artmaya devam edecek. Sigortası olanlar daha yüksek fatura, vergi ve giderlere maruz kalacak. Bugün sigorta satın alamayan insanların çoğunluğu gelecekte de sigorta almakta güçlük çekecek. Medicare ve Medicaid sigortalıları için son zamanlarda yapılan kesintilere yenileri eklenecek. Medicaid programına yeni katılan sigortalılar, doktorların sigortalarını kabul etmediğini keşfedecek. İşte sonuçta bu “reform”un niteliği bu: Halkın üzerine geniş çaplı bir saldırı. Sağlık sanayi için ise bu “reform” bir piyango. Ekonomik kriz yüzünden üye sayısında azalma bekleyen sigorta şirketleri hem yeni üyeler kazanacak, hem de bu yeni üyelerden daha fazla para alacak. İlâç üreten şirketler, hem yeni müşteriler edinecek, hem de “biyoteknoloji tedavisi” adı altında devletten büyük sübvansiyonlar alacak. Artmakta olan işsizlik nedeniyle ödenmeyen faturaların ve acil bakım ziyaretlerinin artmasını bekleyen hastaneler, bu para kayıplarını karşılayacak. Hepimizin, tüm insanların, yaş ve vatandaşlığına bakılmaksızın, sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanması gerekir. Bundan azı sadece insanlık dışı değil, tüm toplum için de zararlıdır. Hastalıkların salgın halinde yayılacağı bir ortam, tüm toplumu hem sağlıksız, hem de verimsiz hale getirir. Evet, neden her insan ücretsiz olarak sağlık hizmeti görmesin? Zaten vergi ödemiyor muyuz? Neden böyle bir şey mümkün değil bugün? Çünkü topluma kapitalizm hükmediyor. İşte bu insanlık dışı sistemi ortadan kaldırıp yerine insan ihtiyaçlarına öncelik veren bir sistemi, yani sosyalizmi koymak için bir neden daha. (21 Ekim 2009)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2010  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 145 - 2 Temmuz 2010  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?