Sinif Mucadelesi

Ekonomi battı ve her geçen gün daha da batıyor. Bedelini patronlar ve kodamanlar değil kitleler ödüyor. Yeter artık!

Cumartesi 7 Kasım 2020

Ekonomik krizin sorumlusu emekçiler ve yoksullar değildir. Her geçen gün ekonomi büyük bir bataklığa saptanıyor. En basit göstergeleri; TL’nin dolar, avro ve diğer dövizler karşısında eriyip gitmesi; gerçek işsizliğin sürekli artıp 10 milyonun üstüne tırmanması; son 3 yılda icralık sayısının 2 milyon artması... Hepsi bunu gösteriyor. Vatandaş kredi kartı, tüketici kredisi ve esnaf borçlarıyla köşeye sıkışmış durumda.

Devlet gelirleri adeta erimiş durumda. Örneğin geçen yıl turizmden gelen 26 milyar dolar, 8 milyar dolara düştü; özellikle Ortadoğu ülkelerinden ve Rusya’dan inşaat faaliyetleri ve tarım ürünleri ihracatı geliri neredeyse sıfıra indi. Ancak Saray çevresi, hükümet ile devletin ileri gelenlerinin lüksünde, ceplerini doldurma faaliyetlerinde gerileme görülmüyor. Patronların kârında, bankaların vurgunlarında da gerileme yok, artış sürüyor. Bankaların kârı çok çarpıcı bir örnek; son yayınlanan verilere göre geçen yılın ilk 9 ayına kıyasla bu yıl net kârları %28.8’lik artışla 46 milyar 254 milyon dolara tırmandı.

Hükümet, bankalardan borçlanarak onların kârını şişiriyor, sonra aldığı parayı patronlara dağıtıyor. Örneğin “beşli çete”ye sadece bir köprü için yılda 6 milyar verildi, tüm EYT’liler için gereken para ise 5 milyar. Üstelik EYT’liler yıllarca çalışıp bu parayı devlete ödemişti. İzmir depremi ile gündeme gelen deprem vergilerinden biriken 37 milyar dolar, deprem için kullanılmadığı gibi hangi patronun kasasına aktığı da açıklanmıyor. Başka bir çarpıcı ve anlamlı örnek emekçilerin maaşlarından her ay kesilen işsizlik parası. Normalde bu para, işsiz kalan emekçilere ödenmeliydi. Ne gezer! İşçiye giden her bir liraya karşın patronlara 10 lira verildi; “teşvik”, prim desteği, işçi eğitimi, kısa çalışma ödeneği ve benzeri bahanelerle.

Emekçiden alıp patrona verme düzenini, çok ileri düzeye taşıdı AKP. Kıdem tazminatı, işsizliği önleme bahanesiyle yeniden gündemde. Asıl amaç patronları tazminat yükünden kurtarmak. Yasa çıkar çıkmaz 1 milyonu aşkın işçinin tazminat hakkını kaybedeceği açıklandı. Elbette patronlar, daha kolay işçi atacağı gibi işçilerin birikmiş haklarına da el koymaya çalışacak.

Tüm bunların sonucu olarak kitleler arasında feci bir yoksulluk yayılıyor. İktidar destekçisi Bahçeli’nin önerdiği tek çözüm “askıda ekmek.” İşsiz, çalıştığı halde geçinemeyen emekçiler; en ucuz, değersiz yiyeceği bile alamayacak durumda; iktidar ortağı, yoksul kitlelere normal bir yaşam değil “dilenci” yaşamı öneriyor. Erdoğan’ın son Malatya ziyaretinde yaşananlar da çok çarpıcı. Erdoğan “artık eve ekmek götüremiyoruz” diyene cevabı “Bu bana abartılı geldi, al bu keyif çayını iç” oldu. Fransız devrimi öncesi günlerde aç kitlelere hitaben “yiyecek ekmek bulamıyorsanız, pasta yiyin” diyen kraliçeyi hatırlattı.

Muhalefettekilerin Kılıçdaroğlu’ndan Akşener’e, Davutoğlu ve Babacan’a kadar özetle yaptıkları; sataşma, laf atma, polemik, laf kalabalığı. Hükümetten farklı olarak emekçiler ve kitleler için somut ne yapacaklarına ilişkin bir şey yok! Kitleleri harekete geçirerek acil önlemler almak için, patronların ve kodamanların hesap defterlerini kitlelerin denetimine açıp mevcut işin tüm emekçiler arasında adaletli bir şekilde bölünmesi için, parayı herkesin insan gibi yaşayabileceği şekilde dağıtılması için adım atmalarını beklemek ölü gözünden yaş beklemek gibi.

İşçi sınıf açısından tek çözüm; kendisinin harekete geçip üretimden gelen gücünü kullanarak sermayenin derebeylik düzenine son vererek tüm insanlar için yaşanabilir bir düzenin kurulması ekseninde mücadele etmektir. (03.11.2020)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 266 - 6 Kasım 2020  Site yaşamını izle Başyazı   ?