Sinif Mucadelesi

İşçi çıkarma yasaklandı mı ertelendi mi?

Cuma 3 Temmuz 2020

Salgının ilk günlerinde muhalefet partileri devlet eliyle üretimin durdurulmasını ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmesini istedi. İktidarın tutumu tam tersiydi. Hastanelerde yığılma başlayınca durum değişti.

DİSK, kendi üyeleri arasında yaptığı bir çalışmada, işçiler arasında salgının toplumun genelinden 8 kat daha hızlı yayıldığını açıklayarak, fabrikaların kapatılmasını talep etti. İktidar, DİSK’in bu talebini alıp işçi sınıfına karşı bir darbe yapmak için kullandı.

Fabrikalar, hatta silah üreten fabrikalar, inşaatlar, marketler, askeri operasyonlar, hiç durmadı. Erdoğan, aldığı tüm kararlarla, işçi sınıfını değil, patronları rahatlattı. Patronların, zaten çok sınırlı olan iş kanunlarına, işsizlik kanunlarına, SGK kanunlarına bile uymamasının yolunu açtı.

Örneğin işten çıkarma yasaklandı diye söylenen; işçinin patronun değil, devletin İşsizlik Fonundan ödeyeceği günlük 34 lira ile ücretsiz izne gönderilmesidir. Bir çok işçi, işten atılmayı tercih ederdi. Çünkü işzilik aylığı çok daha yüksek ve tazminatını alacak olanlar da var ya da belki başka iş bulanlar olacaktı. İktidar, patranlara kıyak yaptı; ceplerinden tek kuruş çıkmadan, işçisini geri çağırabilecek. Oysa iş kanuna göre üretimi patron durdurursa, işçiye ücretini ödemek zorunda. Hatta geçmişte böyle durumlarda ücret ödemek istemeyen patronlar, sendikalarla pazarlık yapar, anlaşma imzalardı. Bu maddeleri sendikacılar çok iyi biliyor ama ağızlarına almıyorlar.

Üstelik, işçi çıkarma hiç de yasaklanmadı aksine işçinin aleyhine olacak şekilde serbestti ve patronlar bunu kendilerin hak gördü. İş kanununun 25/2 maddesi yani “Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri” nedeniyle işçiler işten çıkarıldı. Bu madde kapsamında çıkarılan bir işçinin işe dönmek ya da tazminat hakkı için mahkeme kararı alması gerekiyor. Mahkemelerin kapalı olması, patronlara eliniz serbest mesajıydı.

İktidarın patronlar için aldığı bir önlem de kısa çalışma ödeneğinin tüm işyerlerini kapsayacak şekilde genişletilmesi oldu. Böylece bir yandan patronun cebinden çıkan para azaltıldı ve bir yandan da asgari ücret daha da yaygınlaştırıldı. İşine geldiğinde taraflar anlaşsın diyen Erdoğan, işçinin patronundan hak talep etmesini önlemek için devlet eliyle işçi sınıfına kısıtlamalar dayattı.

Salgın döneminde fabrikalar ve diğer çalışma yerleri dışında iki yer çok kalabalıktı: PTT ve İŞKUR önleri. Birinde sözde devletin vereceği 1.000 lirayı alabilmek için diğerinde ise iş bulmak ya da işsizlik ödeneği almak için. Salgın tepe yaptığında bile hastanelerde böyle kalabalık olmadı.

İktidarın yaptığı düzenlemelerin ne anlama geldiğini patronlar kadar işçiler de yaşadıklarından çok iyi biliyor. Birçok işçi, hastalığı kaptığında doktora bile gitmedi, bantın başında çalışmaya devam etti; çünkü hastalanmak sanki işçinin hatasıymış gibi işten atılma sebebi olmuştu.

AKP iktidarı salgını adım adım derinleşen ekonomik krizin üstünü örtmek için kullanıyor. Sanki her şey yolundaydı ve salgına karşı önlem alıyormuş gibi yapıyor ama öyle değil. Yapılanlar, salgını ve sonuçlarını önlemeye yaramıyor, bu ortamda işçi sınıfının var olan haklarının budanması, yaşam düzeyinin geriletilmesini sağlıyor. Zaten hedeflenen de budur.

Tüm kurumlarıyla ve diğer araçlarıyla kapitalizm artık sürdürülemez bir hale geldi. Marx, Kapital’de patronların işçi sınıfının bedenen ve ruhen yaşadığı acılara, zamansız öldüklerine dair yakınmalarına olan cevabını tüm güncelliği ile şöyle resmeder. “Bu acılar keyfimizi (kârımızı) artırdığına göre, niye bizi dertlendirsin?” (02.07.20)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 262 - 3 Temmuz 2020  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?