Sinif Mucadelesi

Morrison Demirel ile Halkçı Ecevit işçiler karşısında Amerikalı patronlarla aynı safta

Pazartesi 7 Ekim 2019

Ereğli Demir Çelik Fabrikaları Türk Anonim Şirketi fabrikalarının inşaatına 1961’de başlandı. İnşaatı yapan 21 müteahhit şirket arasında, diğer şirketlerin yanında, 2 bine yakın işçinin çalıştığı Manisa ve İzmit’te NATO füze rampalarını; Çiğli NATO havaalanını da yapan Amerikalı Morrison şirketi de vardı. Bu şirket, işçileri baskıyla, ağır koşullarda, sık sık işten çıkararak hatta doğrudan işçi döverek çalıştırdığı yetmiyormuş gibi kendi propagandasıyla şehre gelmelerinin önünü açtığı işsizleri kullanarak ücretleri düşürmeye çalışıyordu.

Ereğli’de örgütlenme çalışması yapan Yapı-İş federasyonu 1 Temmuz 1962 Pazar günü, Ereğli’de işsizlik ve işçilerin sorunları için bir miting yapma kararı alır. Bağlı olduğu Türk-İş, siyasetçilerden gelen baskı sonucunda mitingi desteklemediğini açıklar. Bunun üzerine sendika, Toplusözleşme, Grev ve Lokavt kanunu çıkarılması gündeme getirildiği gerekçesiyle iki gün kala mitingi iptal eder.

Ancak kanun çıkmadığı gibi şirketin tutumu sertleşir, siyasetçileri işçileri “cahil, eşkıya” diye aşağılayan açıklamalar yapar.

Bunun üzerine sendika, önce 4 Ağustos’da işsizlerin katıldığı sesiz bir yürüyüş ardından Türk-İş’in de desteğiyle 12 Ağustos günü mitingi yapar. Sendikanın talebi, işçiler adına toplusözleşme yapmaktır.
Ancak Morrison yöneticileri her şeyi görmezden geldiği gibi mitingin ertesi günü, mitinge katıldıkları gerekçesiyle 150 işçiyi işten atar. İşten atılanlar, sendikacılar ve bir kısım işsizle birlikte Morrison şirketinin önüne kadar protesto yürüyüşü yapar. Türk müdürlerin çağrısıyla gelen polis ve jandarma, işçileri uzaklaştırır.

Sonunda Morrison şirketi Türkiye Yapı-İş federasyonuna bağlı olan Ankara Merkez Bölge Sendikası Karadeniz Ereğlisi Şubesi ile 24 Ağustos 1962’de görüşme yapmak zorunda kalır. Sendikanın Ereğeli’deki mitingini, işçilerin ve sendikacıların taleplerini hep görmezden gelen patron temsilcilerini buna zorlayan işçilerin doğrudan mücadelesiydi.

Büyük bir işçi ve işsiz kalabalığı, Morrison şantiyesine koşarak gidip şantiyeyi çevreleyen dikenli telleri ve telleri tutan direkleri yıkar. Şantiyenin diğer yanı denizdir; sandallara doluşan Amerikalı, Türk yöneticiler hızla uzaklaşır. Çalışan işçiler, gelen işçilerle kucaklaşır. İşçiler, ateş yakarak sabaha kadar şantiyede kalır.

Bunun üzerine kaymakamın ardından gelen jandarma komutanı, Morrison şirketinin İstanbul’daki merkezinde sendikacılarla görüşmeye hazır olduğunu bildirir.

Bu mücadelede işçilerle birlikte olan sendika başkanı “fukara Tahir” lakaplı Tahir Öztürk, beş sendikacıyla İstanbul’a gider.

Morrison şirketinin görüşmeye katılan tüm yöneticileri Amerikalı sadece çevirmenleri bir Türk’tü. O dönem ABD başkan yardımcısı, sonra başkanı olan Johnson’un “… başarılı, yüksek bilgili ve yapıcı insan” diye tanımladıkları Süleyman Demirel. Demirel, Menderes’in Adalet Partisi’nin bir numaralı Amerikalı dostu olarak tanınmıştı.

Görüşmeyi bir tanıktan aktaralım: Diğerleri oturduktan sonra toplantı odasına giren bir Amerikalı, İngilizce bir selamdan sonra toplantı masasının başına oturur, ayaklarını masanın üzerine koyar. “Fukara Tahir, Amerikalıya baktı, o da koltuğunu geri çekerek ayaklarını masanın üzerine koydu.” Sendika adına gelenlerin hepsi aynını yapar. Herkes şaşkındır ama en çok kendini beğenmiş Amerikalı, ayağını indirip özür diler.

Görüşme sonuçsuz kalır. Çünkü “özgür” Amerikan şirketinin patronun hiçbir ülkede toplusözleşme yapmadıkları, İş Kanunlarını bilmedikleri hatta umursamadıkları ortaya çıkar. Fukara Tahir, 100 milyonluk iş alan bir şirketin bu tutumunu “İş Kanununa aklı ermeyen işverenle görüşme yapılmaz …” diyerek masadan kalkar.

26 Ağustos’da Johnson Ankara’ya gelir. Başbakan İnönü ve eşi karşılar. İki gün sonra İzmir’e gider. Morrison şirketi İzmir’de Çiğli havaalanını inşa etmektedir. İşçiler Jonson’a, birçok sorunlarını iletir ve Morrison şirketinin zorla imzalattığı, imzalamayanı işten çıkardığı “Pazar, bayram, fazla mesai ve normal ücretimi aldım, hiçbir alacağım yoktur” diye yazan ibranamenin birini verir. Oradan İstanbul’a giden Johnson katıldığı bunca toplantıya, görüşmeye ek olarak Demirel’le görüşür. Demirel’i tanımaktadır çünkü Demirel, kısaca EEF olarak adlandırılan bir bursla ABD’ye giden ilk Türk stajyerdir.

Daha sonra CIA başkanlarından biri, bursla ilgili olarak, “yararlı ve dost unsurları desteklemek için” paranın üçte biri CIA tarafından sağlandığını açıkladı.

Ereğli’ye dönen Fukara Tahir, işçilere görüşmeyi anlatır. İşçilere fikirlerini sorar; işçiler “iyi yapmışsın” derler.

Ertesi gün albay Fukara Tahir’e çalışma bakanın, kendisiyle görüşmek için Ankara’da beklediğini söyler. O güne kadar Ereğli mitingi başta olmak üzere tüm mücadelenin kendisine karşı yapıldığını söyleyen ve işçinin sorunlarını çözmek için kılını kıpırdatmayan çalışma bakanı Bülent Ecevit’tir.

Morrison şirketi, sendikacıları Ankara’ya götürmek için özel uçağını gönderir. Ancak onlar, patronun aracına binmez.

Ecevit’i görüşmeye zorlayan işçilerin artan tepkisi değil, işçinin ve işsizin mücadelesinden rahatsız olan Morrison patronlarının ve Amerikalı siyasetçilerin baskısıydı. Patronlar, siyasetçileri, işçilerle sorunlarını bitirmeleri, işçileri dizginlemeleri için harekete geçirdi; “halkçı” Ecevit, hemen emri yerine getirmeye çalıştı.

Hiç bekletilmeden Ecevit’le görüşmeye alınan Fukara Tahir, tüm süreci anlatır. Sorunları çözmek için şirketle toplusözleşme yapmak istediklerini söyler. Ecevit, bunun mümkün olmadığını, çünkü ABD ile yapılan anlaşma gereği Amerikan şirketlerinin Türk yasalarına tabi olmadığını söyler.

Devamını yine tanıktan dinleyelim: “Fukara Tahir bana dönerek “benim canım kardeşim, bu adam Türkiye Cumhuriyetinin mi yoksa Morrison şirketinin mi bakanı?” dedikten sonra “kalk gidelim boşuna gelmişiz buralara” dedi ve yürüdü.

Fukara Tahir, Ereğli’ye dönüp işçilere olanı anlattı. İşçiler dinledi ve hepsi sendikaya üye oldu, hepsi üye kimliklerini aldı, hepsininkinde işyeri Morrison Şirketi Ereğli yazıyordu.

İki aydır süren işçi mücadelesine rağmen kılını kıpırdatmayan Ecevit, işçileri ve sendikacıları bu şekilde durduramayınca daha da ileri gitti; görüşmenin hemen ertesinde 28 Ağustos’da Ereğli’ye gitti. Şehir yöneticileriyle, Türk-İş ve Yapı-İş yöneticileriyle görüştükten sonra bir basın toplantısı yaptı. Morrison şirketi yöneticileri hiçbir açıklama yapmamışken Ecevit bu toplantıda; Morrison şirketi adına hiçbir şikayet dilekçesinin bulunmadığını, sendikacıların şikayetçi olmadığını söyledi. Sonuç değerlendirmesi şuydu; “Morrison mümtaz (seçkin, üstün) bir şirkettir.”
Çalışma bakanı, Morrison patronlarının önünde siper olmuştu. Aynısını Soma maden faciasında Erdoğan’dan bir kez daha gördük.

İşte böylesi mücadeleler nedeniyle iş kanunları çıkarıldı ve bu kanunlar yoluyla patronların çıkarını korumak için işçinin mücadelesi “kanunsuz” denerek kısıtlandı.

Ereğli mücadelesinde olup bugün olmayanlardan biri kendini beğenmiş patrona aynı şekilde karşılık veren, patron ağzıyla konuşan bakana kim olduğunu söyleyen, her şeyi işçiye olduğu gibi anlatın sendikacıdır. “İşçinin derdini dinlemekten hasta oldum” diyen Tahir Öztürk, TİP ( Türkiye İşçi Partisi) üyesiydi, eksikleri, yanlışları vardı ama kapalı kapılar ardında işçi adına patronla pazarlık yapmadı, konumunu kullanıp işçinin sırtından kendine ayrıcalık sağlamadı. (03.10.19)

Not: Kısa bir özet kesitini aktardığımız Ereğli inşaat işçilerinin mücadelesi, Can Şafak tarafından yazılmış Sosyal Tarih Yayınları’ndan çıkan “Ereğli 1960-1965 Morrison’un Yapı İşçileri” kitabında anlatılmaktadır.


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 256 - 6 Ekim 2019  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?