Sinif Mucadelesi

Yerel seçimler ve son bir yıl içerisindeki önemli gelişmeler

Cuma 3 Mayıs 2019

Son yerel seçimlerden aylarca önce kamuoyu yoklamalarının çoğunluğu Erdoğan’a bağlı Cumhur ittifakının önemli büyük şehirleri kaybetme olasılığının yüksek olduğuna vurgu yapıyordu. Erdoğan, Bahçeli ve Cumhur ittifakı bunu görüp kendi çıkar ve koltuklarını koruyabilmek için “ellerinden geleni” yapmaya başladılar. Ancak her geçen gün krizin bedeli ödeyen AKP’ye oy verenler dahil kitleler, tepki göstermeye, mesafe koymaya başladı.

Erdoğan ve Cumhur İttifakının yıpranmasının temel nedenleri

Özellikle son bir-iki yıl içerisinde dünyada sürmekte olan ekonomik kriz, kapitalist düzenin tıkanması ve acizliğinden dolayı, her geçen gün büyüdü. Bunun sonuçları Türkiye’yi de çok etkiledi. AKP iktidarının “Ey kriz dur, nereye gidiyorsun” deyip onu durdurma olanağı yok!

Yavaş yavaş ilerleyen ekonomik kriz geçen Ağustos ayında AKP iktidarının ABD ile S-400 füzeleri konusunda zıtlaşmasıyla zirve yaptı. Çünkü son yıllarda iyice bozulmuş olan ülke ekonomisi yabancı sermayeye, özellikle dış finans kuruluşlarına çok daha bağımlı hale geldi. Yani ekonomi çarkını döndürebilmek ve bütçe açıklarını kapatabilecek iç üretimin yeterli olmamasından dolayı dış piyasalarda borçlanmak gerekiyordu. İşte geçen Ağustos ayında tam bu sıkışlık ortamında başta ABD’ye bağlı, Batılı finans kuruluşları Türkiye ekonomisini sıkıştırdılar ve bunun ani sonucu olarak Ağustos ayında bir gecede TL %20’den fazla değer kaybına uğradı.

Olay sadece TL’nin değer kaybı ile sınırlı değil. Bunun emekçiler ve yoksul kitleler için somut sonuçları var. AKP hükümeti, diğer burjuva hükümetleri gibi, krizin bedelini patronlara ve burjuvaziye ödetmiyor. Tam aksine bedeli patronlar ve zenginler ödememesin diye hükümet bütün olanaklarını seferber edip, elindeki medya olanaklarını da kullanıp, “vatan, millet, sakarya” edebiyatı yaparak, kitlelere karşı “kemer sıkma” tedbirlerini uyguluyor. Tüm bunların somut sonuçları olarak :
- İşsizlik hızla artıyor. Örneğin işsizlik resmi TÜİK verilerine göre bile, bir yıl içerisinde %11,1’den %14.7’ye tırmandı. İşsiz sayısı 4 milyon 688 bin olarak veriliyor. Genç işsiz sayısı %27 civarında.

Gerçeklere daha yakın olan DİSK verilerine göre işsizlik oranı %22’ye, işsiz sayısı 7 milyon 552 bine tırmandı.

- Fiyatlara gelen sürekli zamlar yüzünden satın alma gücü her gün eriyor. Bazı tahminler satın alma gücünün erimesinin, yani yoksullaşmanın oranlarının %30 civarlarına ulaştığını belirtiyor. Gittikçe daha yüksek sayıda aile, ay sonlarını getiremez oldu. Asgari ücret açlık sınırının altında. Enflasyonla beraber açlık ve yoksulluk hızla artıyor. Nisan ayı açlık sınırı 2 bin 107 lira, yoksulluk sınırı ise 6 bin 862 lira oldu.

- Güvenceli ve kadrolu istihdam olanakları her geçen yıl azalırken geçici, sözleşmeli, günü birlik, güvencesiz istihdam sayısı artıyor. Her 4 saatte bir işçi iş kazalarında ölüyor.

İşte AKP’nin metal yorgunluğu diye söz ettiği olay budur. Cumhur İttifakı “beka” sorunu olarak bunu gündeme getirip kafamızı şişirdi. Bu durumda iktidardakilerin beka sorunları var. Çünkü gittikçe daha geniş kitleler bu gerçekleri görüyor ve hoşnutsuzluk giderek artıyor.

31 Mart yerel seçimleri

AKP ve Erdoğan’ın Cumhur ittifakı, seçimlerden birkaç hafta önce, Ankara dahil büyük kentlerin çoğunu kaybedeceğini gördü. İstanbul son ana kadar sınırda idi.

İşte bu nedenle başta Erdoğan olmak üzere kaybettikleri seçmen kitlelerini her yolu deneyip yeniden kazanmaya çalıştı. Bu amaçla yasaları bol bol çiğnemeden çekinmediler. Örneğin Erdoğan’ın Devlet Başkanı olması nedeniyle seçim kampanyasına katılmaması gerekiyordu. En az 120 seçim miting ve toplantısı yaptı. Meclis Başkanı Binali Yıldırım, İstanbul’a adaylığını görevde iken koydu. Halbuki önce istifa etmesi gerekiyordu vb.

Özcesi, şimdi İstanbul seçimlerini bin bir yasal bahane ile iptal ettirmeye çalışan Cumhur ittifakı hem seçim kampanyası döneminde hem de seçim günü ve akşamı yasa masa tanımadı!

Hatta Erdoğan ve İçişleri bakanı seçim öncesinde tehditler yağdırdı. Millet İttifakının adayları seçilse bile koltuklarına oturamayacakları anlatıldı… Hatta Erdoğan, CHP İstanbul adayı İmamoğlu için “o da Trabzonludur ama mesele Trabzonlu olmak değil, adam olmaktır” gibi hakaret etmekten çekinmedi. Bir vatandaş Erdoğan için böyle bir şey söylese başına gelecekleri siz tahmin edin.

31 Mart akşamı yaşananlar ve sonrası

CHP son seçimlerden ders çıkararak seçim akşamı için, özellikle İstanbul’da, seçim sonuçlarını denetlemek için ciddi önlemler aldı. Geçmiş seçimlerde AKP iktidarı seçim akşamı her şeyi önceden planlayıp, YSK ve Anadolu Ajansını da ayarlayıp, ilk saatlerden itibaren öncelikle yüksek oranlarda oy aldıkları sandıkların sonuçlarına dayanarak rakamlar veriyorlardı. Muhalefetin yüksek oranlarda oy aldıkları sandıkların sonuçlarını hesaba katmıyorlardı ve tüm sandıkların sonuçlarını beklemeden gece saat 22-23 sularında “zafer” ilan ediyorlardı. Haziran seçimlerinde bunu aynen uyguladılar. Üstelik 2 milyon mühürsüz oyu, yani geçersiz oyu, YSK geçerli kabul etmiş ve Erdoğan daha sandıkların %45’i hesaba katılmadan “zaferini” duyurmuştu.

CHP, İmamoğlu ağzıyla bu defa tüm sandıkların sonuçlarını hesaba katarak önde gittiğini sürekli aralıklarla basın yoluyla duyuyordu. Böylece İmamoğlu’nun yaklaşık 20 bin oy farkıyla önde gittiğini örtbas edemediler. Tüm bunlara rağmen AKP eski yöntemlerini uygulamaya çalıştı: Saat 23.30’a doğru Binali Yıldırım 3 bin oy farkıyla “zafer” ilan etti ve daha önceden hazırladıkları dev afişlerle ertesi sabah, 1 Nisan’da (ama 1 Nisan şakası değildi) tüm İstanbul’da Erdoğan ve Binali Yıldırım fotoğraflarını içeren afişlerle kazandıklarını duyurdular. Bu defa YSK açıkça gerçekleri çarpıtma cesaretini gösteremedi ve gerçek sonuçları duyurdu.

Cumhur İttifakı hemen bütün gücünü seferber ederek İmamoğlu’nun mazbatasını almasını binbir bahane ile 17 gün boyunca engelledi. Böylece en azından bazı yoksuzlukları ve usulsüzlükleri temizleme zamanını elde ettiler. Esas amaç belediyeyi CHP’ye teslim etmemekti. Çünkü 16 milyonluk bir kent olan İstanbul’un olanak ve imtiyazları AKP iktidarı için can alıcıdır.

Cumhur İttifakının “yolsuzlukları” bahane ederek İstanbul seçimlerini iptal ettirmek istemesinin hiçbir mantıklı ve ciddi gerekçesi yok. Her şeyden önce Cumhur İttifakı seçimden önce eleştirilere cevap olarak “31 Mart seçimleri en adaletli seçim olacak, çünkü gereken her şey yapıldı” gibi açıklamalar yapmıştı ve YSK ise muhalefetin seçim listeleri ile yapılan yolsuzluk iddialarına cevap olarak 22 Ocak tarihinde her şeyin denetlenmiş olduğu cevabını vermişti!

Şimdi geldiğimiz aşamada AKP-MHP iktidarı başta, Ankara olmak üzere, ülkenin en önemli büyük kentlerin belediyelerini kesin bir şekilde kaybetti. Şu anda İstanbul sorunu çözülmedi.

Seçimin hemen ertesi günü Erdoğan, önünde daha 4 yıl 6 aylık bir süresi olduğunu duyurup aynı şekilde yoluna devam edeceğini duyurdu. CHP Başkanı Kılıçdaroğlu, artık seçimlerin bittiğini, önümüzdeki esas sorunun ekonomik güçlükler olduğunu ve CHP’nin bu konuda elinden geleni yapmaya hazır olduğunu duyurdu.

Seçim sonrası Erdoğan ve iktidarın siyaseti

Seçimlerin hemen ardından hükümetin ekonomi bakanı Albayrak’ın ağzından açıkladığı planın temelini patronlara ve bankalara yapacakları yardımlar ve emekçiler ile yoksul kitlelere ödetecekleri fatura oldu.

Bu faturanın başında 17 milyon emekçiyi ilgilendiren kıdem tazminatlarına yapılmak istenen saldırı var. Buna ek olarak da gittikçe büyüyen ekonomik krizin faturasını, fiyat zamları başta olmak üzere bin bir yöntemle kitlelerin cebindeki parayı alıp patronların ve bankaların kasalarına aktarmaktır. Yani yoksuldan alıp zengine verme siyasetidir.

Bu saldırılara karşı ise tek bir çözüm var; son haftalardır Cezayir ve Sudan’da yaşananlardan esinlenerek kitleler halinde harekete geçmektir. Özellikle işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanarak tüm bu saldırıları “yeter artık” demesiyle yeni bir başlangıç mümkün. (01.05.2019)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:251 - 3 Mayıs 2019  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesinin Sözü   ?