Sinif Mucadelesi

Adana Mutabakatı ve Türkiye-Suriye ilişkileri

Cuma 1. Şubat 2019

Suriye’ye yeni bir askeri operasyon hazırlığı sürerken Erdoğan’ın yakın dostu Putin, Moskova ziyaretinde Türkiye’nin 21 yıl önce baba Esad ile imzaladığı Adana Mutabakatı’nı gündeme getirdi. 2011’den bu yana fiilen uygulanmayan bu anlaşma ile Suriye yönetimi, PKK ve uzantılarının kendi topraklarını kullanarak Türkiye’ye tehdit oluşturmasını önleyecekti. Putin anlaşmayı gündeme getirdi, artık Erdoğan’ın da dilinde.

Tıpkı Trump’ın ekonomik tehdidinden sonra PKK-YPG’den çok hiç sözünü etmediği İŞID’ten bansetmeye başlaması gibi.

Suriye, Irak, Türkiye ve genel olarak Ortadoğu’daki temel sorunun ve bunların çözülmeyip tırmandırılmasının esas nedeni, başta ABD emperyalizmi olmak üzere tüm emperyalist güçlerin bölgenin enerji kaynaklarını talan etmek istemeleri. Meseleyi bu temel çerçeveye oturtmadan anlamak, çözüm bulmak olanaklı değil.

Özellikle 2011’den sonra Rusya, Suriye üzerinden Ortadoğu’da etkinlik alanını genişletti. ABD emperyalizmi ile enerji ve özellikle doğal gaz paylaşımı kavgası büyüdü. Rusya, İran’ı da kendi safına çekerek ABD’ye karşı güçlendi. Ancak Rusya artı İran, ABD ve Batılı emperyalistlere karşı güç dengesini değiştirerek kendi çıkarını savunmak için yeterli değil. İşte Erdoğan ve çevresinin Türkiye’nin 21 yıl önce yaptığı anlaşmayı hatırlamayıp (veya hatırlamak istemeyip) Putin’in hatırlaması ve bunun üzerinden Türkiye’ye, Suriye rejimi ile olan sorunlarını bu yolla çözebileceği mesajını vermesi boşuna olmasa gerek!

Adana Mutabakatı’nın Putin tarafından gündeme getirilmesinin arka planında şu var: Rusya, Türkiye hükümetinin bir yolunu bulup Esad rejimi ile anlaşarak sınır güvenliği ve diğer sorunlarını çözmesini, ABD’nin bu konudan uzak kalmasını istiyor.

ABD emperyalizmi tüm bunları biliyor, çıkarına olmadığını görüyor. Bölgedeki güç ve olanaklarını kullanarak engel oluyor ve gerektiğinde Trump’ın tweet’leriyle tehdit savuruyor, bazen de destekle avutuyor.

Trump’ın, ABD’nin Suriye’deki askeri gücünü çekeceğini duyurmasının ardından Suriye’nin kuzeyindeki, özellikle PYD’nin ve İslamcı milislerin kontrol ettiği bölgelerde ne olacak? Bu bölgeler, yeniden Esad rejiminin kontrolüne geçip Suriye, eski bütünlüğüne kavuşacak mı?

2011’den bu yana Suriye’deki gelişmeleri; daha öncesinde, özellikle Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin “demokrasi gelecek” iddialarıyla yıkılmasından sonraki süreci incelediğimizde şunu çok açık görüyoruz: Yüz binlerce insan katledildi; milyonlarca insan evini barkını terk edip göç etmek zorunda kaldı; milyonca insan yoksullaştı ve hiçbir güvencesi kalmadı; iki ülkede birçok yer ve bölge yerle bir edildi.

İşte emperyalistlerin ve yerli iş birlikçilerinin muazzam doğal zenginliklere sahip bu ülkelere getirdiği “demokrasi” bütün çıplaklığıyla ortada. Tüm Ortadoğu’da doğal zenginlikleri kullanıp Arap, Türk, Kürt, İran ve diğer tüm kitlelerin birlikte, kardeşçe ve mutlu yaşayabilmesi için ortak temellerde bir araya gelip kapitalist düzeni silip süpürmeleri mutlaka gerekli.

“Sizin önerdiğiniz işçi sınıfının iktidarı ütopyadır”, diyenlere tek cevabımız şu: “Esas ütopya, emperyalist ve yerli ortakları olan kapitalist rejimlerin bu kriz ve kargaşada kitleler yararına bir çözüm getireceklerine inanmaktır!” Bunu görmeyenler ya kördür ya da gerçekleri görmek istemiyor. (30.01.2019)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:248 - 1 Şubat 2019  Site yaşamını izle Siyasetin Gündemi   ?