Sinif Mucadelesi
ABD

2018 Seçimleri: Her İki Taraf için de bir Referandum

Cumartesi 8 Aralık 2018

Çoğu eyalette, özellikle de Trump’ın 2016 seçimlerinde galip geldiği Orta Batı’da, seçimlere katılanların sayısı rekor seviyelere ulaştı. Michigan’da son 50 yılda yapılan tüm yarı-dönem seçimlerinden daha yüksek katılım oldu.

Kendi adı pusulada olmasa bile bu, Trump’a yönelik bir referandumdu. Zaten neredeyse tüm eyaletlerde seçim çalışması yaparak, kendi yönetimine destek olan herkesin Cumhuriyetçilere oy vermesini isteyerek kendi kendini seçime dahil etmişti.
İstediği desteği alamadı. Seçim, Temsilciler Meclisi’ni Demokratların kontrolüne verdi.

Bu oylar Trump’a karşıydı. Peki Demokratlara destek niteliğinde miydi?

Olaylar yıllardır olanların aynısıydı aslında: Beyaz Saray’daki iktidar partisi, ara seçimlerde Temsilciler Meclisi üstünlüğünü çoğunlukla kaybeder. Daha geniş ölçekte, Beyaz Saray’da üstünlük sağlayan parti genellikle 2-3 dönemlik başkanlıktan sonra burayı da kaybeder.

Haliyle, seçmenlerin bir partiyi iktidara getirmektense, diğerini iktidardan kovmaya yönelik motivasyonu daha yüksek. Bu partilerden herhangi biri, yaşamak için her gün çalışan insanlar adına tek bir söz söylüyor mu? Bu partiler iktidara geldiklerinde bizim sorunlarımızı çözüyor mu?

Çoğu insanın oy vermemesi de şaşırtıcı değil. Çoğu eyalette “rekor seviyede” katılım sağlanan geçtiğimiz seçimlerde bile, bu katılım oranı toplam seçmenin yarısının altında kaldı. Oy vermeyenlerin çoğu emekçilerdi: yoksul çiftçiler, yoksul şehir sakinleri…

Cumhuriyetçiler kırsalın desteğini aldıklarını iddia ediyor. Gerçekte, kırsal bölge emekçilerinin çoğu oy vermedi ve genellikle de vermiyor. Demokratlar büyük şehirlerde üstün olduğunu iddia ediyor. Fakat gerçekte büyük şehirlerdeki emekçilerin çoğu oy vermedi ve genellikle de vermiyor. Bu açıdan, bu seçimler de çoğu seçim gibi, her iki partiye yönelik referandumlardı. Her iki parti de suçlu bulundu.

Bu ülkenin şehirde veya kırda çalışan halkı olan bizleri temsil eden, ihtiyaçlarımıza cevap veren, çıkarlarımıza hizmet eden hiçbir parti yok.

Çalışanların, kendi çıkarlarını temsil eden ve işçilerin sorunlarından söz eden bir başkan adayı çıkardığı son seçimler, neredeyse bir asır geride kaldı. 1920’de Eugene Debs dördüncü kez başkanlık yarışına girdi. O sırada cezaevindeydi, bunun nedeni, ABD’yi 1. Dünya Savaşı’na sokan sözde “vatanseverliğe” karşı ülke çağında yaptığı konuşmalarıydı. 1918’de yasa tasarısına müdahale etmekle yargılanan Debs, hem Demokratları hem de Cumhuriyetçileri, ülkeyi savaşa sokan tüm kapitalist partileri suçladı. Cezaevine konmakla tehdit edildiğinde, “Yıllar önce, içinde bulunacağım tek bir savaş olduğunu, bu savaşın da dünya sömürgecilerine karşı dünya emekçilerinin savaşı olduğunu söylemiştim,” dedi.

Debs’in cezaevine ilk girişi değildi bu. 1894’te, Orta Batı’daki demiryolu trafiğini kesen büyük Pullman demiryolu grevinin liderlerinden biri olarak hapsedildi. Başka işçi grevleri için yaptığı destek konuşmalarından olayı hapse girdi. ABD’nin 1914’teki Meksika işgalini kınadığı için hapisle tehdit edildi.

Cezaevinde olabilirdi, ancak kırda ve kentteki çalışanlar ona oy verdiler. Debs’i, sınıflarının gerçek temsilcisi olarak gördüler.

Bugünün çalışanları olarak bizim de Eugene Debs’imize ihtiyacımız var. Ancak Debs gibi, bizi temsil eden siyasi liderler, gökten zembille inmiyor. Onlara ancak kendi örgütlerimizi oluşturduğumuzda sahip olabiliriz.


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:246 - 7 Aralık 2018  Site yaşamını izle Uluslararası Gündem   ?