Sinif Mucadelesi

Farklı güçler Suriye’deki Kürtleri manevra aracı olarak kullanıyor

Cuma 7 Eylül 2018

Yüz yıldan fazladır ulusal haklarından mahrum olan ve baskıya maruz kalan Kürtler, uzun savaşlar nedeniyle harap olan Irak’ta ve son dönemde Suriye’de durumlarının biraz iyileştiği izlenimi veriyor. Kürtlerin ulusal silahlı güçleri (Irak’ta Barzani’nin ve Talabani’nin Peşmergeleri, Suriye’de PYD) 2017 yazına kadar geniş bir bölgede özerklik kurmuştu. Ancak, 2017 sonbaharında Irak’ta Irak ordusu, 2018 başında Suriye’de Türk ordusunun saldırılarıyla toprakları daraldı.

Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesi fiilen 1991’den, resmen 2005’ten beri var. Petrol sayesinde başkent Erbil etrafında, bir miktar ekonomik büyüme oldu. Suriye Kürtleri 2012’den beri Batı Kürdistan dedikleri Rojava’da oluşturdukları özerk bölgede varlar. Bu bölge özellikle 2014-2015 yıllarında, PYD’nin IŞİD’in ilerlemesine karşı verdiği Kobane savaşında gündemin önemli başlığıydı. Ocak ve Nisan 2018 arasında, Türk ordusunun PYD’yi Afrin’den kovduğu sırada yine gündemde öne çıkmıştı.

Türk ordusu Afrin’e saldırdı, büyük güçler göz yumdu

2018 başında Erdoğan, başkanlık seçimi arifesinde Rojava’ya karşı bir saldırı düzenleyerek ulusal birlik yaratma fırsatı gördü. Her zaman yaptığı gibi Kürt milliyetçilerini terörist ilan edip Ocak ayında orduyu Afrin üzerine sürdü. Ancak bundan önce de ordu, Suriye topraklarında bir askeri operasyon yapmıştı. Ağustos 2016 ile Şubat 2017 arasında Türk ordusu, ABD’nin de desteğiyle, Fırat Kalkanı isimli bir operasyon ile Kobani ile Afrin arasındaki bölgede IŞİD güçlerini geri püskürttü. Ancak bu fırsatla YPG güçlerini de oralardan uzaklaştırdı. Türk ordusu ve onunla birlikte hareket eden Suriyeli milis güçler, Rojava bölgesinde bir sınır birleşimi istemiyor.

2018’de yapılan saldırının esas hedefi YPG idi, çünkü sınır boyunda denetimi altında bulundurduğu yeni bölgeyi terk etmesi isteniyordu. Erdoğan, Türk hava kuvvetlerini ve ağır topçu kuvvetlerini kullandı ama kara harekatında, temel olarak IŞİD’den gelen cihatçı milis kökenli Suriyeli Arap ve Türkmen askeri güçleri kullandı. PYD güçleri ve müttefiki Arap kökenli Demokratik Suriye Güçleri ancak iki ay direnebildi. Ne ABD taraftarı koalisyon ne de Rusya desteklediğinden direnme olanakları yoktu ve Afrin’den çekilip Rojava civarına sığındılar. Erdoğan, askeri harekatın Menbiç’e hatta Fırat’ın doğusuna kadar devam etmesinden söz ettiyse de ABD yöneticileri kabul etmedi. Ancak o tarihten bu yana Türk ordusu uçaklarını, insansız hava araçlarını ve komandolarını (Irak Kürdistanı desteğiyle!) PKK’nın, Irak ve İran sınırına yakın Kandil’deki üstlerine seferber etti.

PYD’nin Kuzey Suriye’deki iktidarının sallantıda olduğu ortaya çıktı. Bu açıdan iki özerk bölgenin durumu aynı. Milliyetçi Kürt gruplar, bazı devletlerin boşluğundan yararlanıp, en azından bir büyük dış gücün veya yerel gücün desteğini alabildiklerinde bazı bölgelere yerleşti. Ancak bu da geçici oldu. Bunun için bazen, diğer Kürt grupların aleyhinde taviz verdiler. Sonuç ne? Yaşanan deneyimlerin gösterdiği gibi komşu burjuva devletlerinin, rakip grupların aleyhine geçici olarak desteklemeleri güvenilir değil. Çünkü bu devletler, kendi öz çıkarlarına göre, duruma göre hesap yapıp azınlık olan ve devlete sahip olmayan Kürtlerin durumuna aldırmıyorlar. Son aylarda bunu yeniden gördük. Başta ABD olmak üzere emperyalist güçler, Irak’taki Peşmergenin ve PYD’nin uğradığı saldırılara seyirci kaldı ve topraklarının bir kısmını kaybettiler. Yerel güçlere gelince: Onlar her zaman Kürt azınlığa şüpheyle baktılar ve kendi iktidarlarına karşı bir tehdit olarak gördüler.

Demokratik Konfederasyon mı, Kürt milliyetçiliği mi?

PKK liderleri bu çıkmaz karşısında, Türkiye’de gerilla faaliyeti yoluyla bir askeri zaferin mümkün olmadığı ve liderlerinin cezaevine atılması gerçeği karşısında resmi ideolojide değişiklik yaptı. Marksist veya Leninist ideoloji etiketini, hatta savundukları bazı milliyetçi söylemleri terk ettiler: Artık ulusal devlete karşı olduklarını söylüyorlar. Böylece Erdoğan’a veya Esad’a, iktidarları için tehdit olmadıklarını göstermeye çalışıyorlar. Bu açıdan başka bir örnek Meksika’daki Çiyapas bölgesindeki Zapatistlerdir: Aynı gerekçelerle Gueveracılıktan vazgeçtiler. Artık SSCB kalmadığı için sosyalizme atıflar daha belirsiz. Demokratik Konfederasyonculuktan, feminizmden ve toplumsal çevrecilikten söz ederek, aslında büyük güçlerin uluslararası iktidarlarına bir tehdit içermiyoruz mesajı veriliyor.

2012 ve 2014 yılları arasında, PKK ile Erdoğan iktidarı arasında görüşmeler oldu ve Türk devletinin taviz vereceği izlenimi verildi. Ancak 2015’ten bu yana Erdoğan tarafından Kürtlere karşı feci bir baskı siyaseti uygulanıyor ve artık ne PKK ne de HDP gibi yasal partilerin dahil, uzun süre bazı kent veya kasaba belediyelerini yönetme imkanına sahip olma güvenceleri yok. Suriye’de şu anda PYD, Rojava’da her oluşumun %40 kadın olmasına, Cizre’de petrolü kendi olanaklarıyla rafine etmeye çalışıyor. PKK/PYD Rojava’daki durumu bir devrim gibi, sınıfsız bir toplum yaratılmış gibi tanıtmaya çalışıyor, örnek olup yayılacağını iddia ediyorlar. Bu durum, bazı uluslararası devrimci çevrelerin hoşuna gidiyor. Örneğin farklı ülkelerden birkaç yüz kişi gidip PYD’ye katıldı ve bazıları IŞİD’in veya Türk ordusunun bombalarıyla öldü.

Özerk Kürt Bölgelerinin geleceği nedir?

Suriye’nin Kuzeyinde PYD küçük bir bölgeyi yönetiyor ama burada yaşayanlar kendilerini, bölge dışında savaş ve barbarlık şartlarında yaşayanlara göre daha iyi görüyor. PYD yöneticileri, farklı güçler arasında sıkışıp kaldıklarını kabul ediyor ve ayakta kalmaya çalışıyor. Varlıklarını sürdürebilmeleri emperyalist güçler ve yakın ülke devletleriyle yürüttükleri ilişkilere bağlı. Şu anda böyle bir özerk bölgenin varlığı, Esad rejiminin işine geliyor. Çünkü Esad rejimi ile Türkiye arasında bir tampon bölge oluşturuyor. Ancak bu bölgenin varlığı, ABD ve müttefiklerinin daha çok işine yarıyor, çünkü bu sayede, sınırlı da olsa, Suriye’de arzu ettikleri varlığa sahipler. Ancak tüm bu gerçekler hızla, aniden değişebilir.

Rojava’nın varlığını sürdürebilmesi, tıpkı Irak Kürdistanı’nın varlığını sürdürebilmesi gibi emperyalist güçlerin yapacağı tercihe bağlı olacak. Emperyalistler böyle küçücük bir Kürt devletini, tıpkı İsrail örneğinde olduğu gibi bölgedeki Arap ülkelerine ve İran’a karşı sürekli bir tehdit olarak kullanabilir. Şunu hatırlatmakta yarar var: Başta Siyonistlerin önemli bir bölümü sosyalist olduklarını söylüyordu ama bu emperyalizmi hiç rahatsız etmedi, çünkü emperyalizmin egemenliğini hiçbir zaman zora sokmadı. Eğer böyle bir tercih Esad’ın PYD’ye ve Kürt küçük burjuvazisine verdiği bir taviz olursa, ancak geçici ve tamamen güvencesiz olur.

Bir yüzyıldan fazladır milliyetçi Kürt hareketler, Ortadoğu’nun Balkan ülkeleri örneğindeki gibi emperyalist çıkarlar ekseninde küçücük ülkelere bölünmüşlük ortamında, kendilerine bir yer bulmaya çalışıyor. Bölünmeler ve çatışmalar daha da büyüyor.

Kürtler, bu süreç boyunca sadece büyük güçlerin işine gelince özgürlük alanı elde edebildi ve sadece bu güçlerin ve bölgedeki rejimlerin çıkarlarına denk düştüğü sürece devam edebildi.

Ulusal varlıkları emperyalistlerin egemenliği yüzünden ayaklar altına alınmış azınlıklara tek örnek bu değil. Onların durumunu, Filistin ve hatta başka halklar ile kıyaslayabiliriz. Yaşanan örnekler, çok belirgin şekilde, kendilerine mevcut düzende bir alan yaratmaya çalışan milliyetçi örgütlerin, Marksist olduklarını iddia etmeleri durumu da dahil, nasıl kaçınılmaz olarak çıkmaz sokağa sürüklendiğini gösteriyor. Daha ileriye gidebilmek için emperyalizmin egemenliğine ve son tahlilde emperyalizmin varlığına karşı gelmek gerek. Yani mali sermayenin, halkların haklarını hiçe sayarak, onları hor görerek, ekonomik, siyasi ve askeri egemenliği altına almasına karşı çıkmak gerekir.

Tüm dünyaya egemen olan bu düzeni yıkabilecek tek güç proletaryadır. Emperyalizmin egemenliğine son vermek ancak ve ancak bir sınıf siyaseti uygulamakla, yani proletarya enternasyonalizmi ile mümkün. İran’daki ve Irak’taki Kürt örgüt ve partiler, enternasyonalist bir siyaset izlemediği gibi Türkiye’deki PKK ve Kürt partisi HDP’nin de hiçbir zaman böyle bir siyaseti olmadı. Ancak 1917’de Rus devrimcilerinin yaşadıkları zor şartlar şimdiki Ortadoğu’daki şartlardan daha iyi olmamasına rağmen, takip ettikleri yol bu olmuştu. Halkların, ulusal haklarını elde etmek, sadece bununla sınırlı kalmayıp insanlığı giderek dünyanın daha fazla bölgesinde uçuruma sürüklemekte olan emperyalizmin gidişatını durdurmak için başka hiçbir yol yok. LO (08.18)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:243 - 7 Eylül 2018  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?