Sinif Mucadelesi

Kapitalist ekonominin krizi

Çarşamba 14 Şubat 2018

Son haftalarda bir yandan ekonomik canlanma ile ilgili duyurular yapılıyor, diğer yandan arada bir, "dikkat edin, mali sektör çökebilir" açıklaması.
Avrupa Merkez Bankası (AMB) ekonomik canlanma konusunda iyimser, başında Mario Draghi ise "bu olacak, ama bu arada hiçbir risk gerçeğe dönmezse" diyor.

Kapitalist ekonominin en yetkili uluslararası kurumlarının öngörüleri bile, fal bakıp geleceği tahmin etmeye benziyor!

Burjuva iktisatçıların iyimserliği sadece iki paralel olguya dayanıyor: Şirket kârı ve hissedarlarına dağıttıkları kâr payları.

"Sadece 6 ayda, borsada işlem yapan Fransız şirketleri, 2013 ve 2015 yılı tutarında kazançlar sağladı. Bir yılda 50.241 milyar avro, yani %23,6’lık artış oldu.

Bu rekor kâr, dağıtılan hisse paylarına yansıyor: Dünyada toplam 1.200 önemli şirketin dağıttığı toplam hisse miktarı 1 triyon 154 milyar dolara tırmandı. Bu sadece buz dağının görünen kısmı, çünkü bankaların vergi cennetlerindeki şubelerinin kârı dahil değil.

Bu servetin kaynağı, ücretlerden kesilen kuruşlar düşünüldüğünde, üretim bantlarında çalışanların molalarının iptal edilmesi ya da süpermarket kasalarında çalışanların tuvalete gitmelerinin yasaklanması göz önünde bulundurulunca ancak anlaşılır.

Rakamlarda sınıf gerçeği yatıyor: Büyük burjuvazi sürekli zenginleşiyor. Milyarderlerin sayısı ve servetleri artıyor.

Bazısı başka konuları öne çıkarıyor: Kurulan şirket sayısının kapanan şirket sayısından daha fazla olmasını; Almanya’da, İngiltere’de ve ABD’de işsizlik azalmış; dünya ölçeğinde metal ürünlerinin fiyatındaki artış talep artışının belirtisiymiş!

Bunlar en hafif tabirle aptalca bir iyimserlik ama çoğu zaman bariz şekilde gerçekleri çarpıtmak veya alenen yalan söylemek.
İşsizliğin artmadığı ortamda bile güvencesiz çalışmada artış var. Gelir o kadar az ki tek bir iş geçinilmiyor.

1992-2013 arasında, yani 20 yıl içinde, Almanya’da çalışan sayısı 4 milyon arttı. Aynı sürede yıllık toplam çalışma saati 69 milyar saatten 66 milyara düştü.

Fransa’da 2008 ekonomik krizinden beri yarım günlük işler %80 arttı. İngiltere’de bir hafta içinde 1 saat çalışsanız bile işsiz sayılmazsınız.
ABD’de "artık iş bulma ümidi kalmayıp iş aramayanlar da eklenince (1994’ten beri bu kişiler resmi rakamlara dahil değil), gerçek işsizlik oranı, söylendiği gibi %4.4 değil %23.

İşsizlik oranının azaldığını yutturmak için ileri sürülen veriler aslında başka bir gerçeği gizliyor. Büyük kapitalist şirketler ve hissedarları, kitlesel işsizliğin yayılmasıyla öyle bir güç elde ettiler ki güvencesiz ve esnek çalışmayı genelleştirerek hem sömürüyü arttırdılar hem de çalışan sayısını artırmakla birlikte onları yoksulluğa sürüklediler.

Öte yandan sanayi şirketlerine sermaye de başka şirketleri satın alıp yutma amaçlı. Yani güçlüler, küçükleri yutuyor. Artan bu gibi işlemler, sermayeyi daha da az sayıda elde biriktirdi ama ne üretimde artış oldu ne de yeni istihdam alanları yaratıldı. Aksine şirket evlilikleri üretimi yeniden düzenliyor ve tensikatlara yol açıyor.

Örneğin Alstom fabrikası, Siemens tarafından, STX tersaneleri Fincantieri tarafından, devletlerin de araya girmesiyle satın alındı ve sermayede tekelleşme arttı. Kriz dönemlerinde genellikle sermaye tekelleşmesi olur yani bir üretim dalındaki dev şirketler daha da büyür. Emperyalizm tekellerin hakimiyeti demek. Mali sektörün hakimiyetiyle bu tekeller, ekonominin damarlarını tamamen kurutur.

Paranın kullanıldığı işlemlerden biri olan büyük şirketlerin borsada kendi hisselerini satın alması, yeni üretim güçleri yaratmaz. 2003-2012 arasında ABD borsalarında işlem yapan en büyük 500 şirket, kârın %54’ünü, borsada hisse senedi satın almak için kullandı. Dahası, bu işlemler için borç alanlar bile var! Yani mali sektör, bir yılanın kendi kuyruğunu sokmasına benzer bir şey yapıyor. Kendi hisse senetlerini satın alıp bir kısmını yok etmesi, şirketin geriye kalan senetlerinin değerleri artıyor ve böylece en zengin hissedarlar kazanıyor. En zenginler daha da zenginleşiyor ve diğer burjuvalarla mesafesi açılıyor.

Marx kamu borçlarıyla ilgili olarak; "Üretici olmayan para, tılsımlı değnek sayesinde, hiç risk almadan, sanayideki hiç riske girmeden sermayeye dönüşüyor" diye yazmıştı.

Farklı şekillerde tüm emperyalist ülkelerde, büyük sermayenin dayatmasıyla, devlet gelirini ve mali kaynakları mali sektörün ellerine teslim ediliyor.
Örneklerden biri sağlık. Bağımlıların sağlık hizmetleri, yaşlı bakımevleri, engelli sağlık harcamaları mali sektöre teslim ediliyor. Teknik ve tıbbi açıdan muazzam ilerlemeye rağmen, özel klinikler, özel bakımevleri ve hatta kamu sağlık sektörüne mali sektörün girmesine yol açmak, insani açıdan çok büyük gerilemeye yol açıyor. Hastalar, yaşlılar ve engelliler metaya dönüşüyor!
Mali sektörde biriken milyarlar neye yarıyor?

İrlanda’da biriken borç senetleri, ABD devlet tahvili; vergiler çok düşük olduğu için yerleşen büyük çokuluslu şirketlere ait. Çoğu ABD kökenli: Google’ın sahip olduğu ABD tahvili 37 milyar, Facebook’un 11 milyar, Apple’ın 52 milyar, Microsoft’un en az 111 milyar dolar.

Büyük şirketler bu savaş ganimetleriyle ne yapıyor? Üretime yatırım yapmıyor, mali işlem yapıyorlar. Ford, Coca-Cola ve Boeing’in de olduğu 30 büyük ABD şirketinin yatırım diye yaptığı, tahvil tipi hisse senedi tutarı 800 milyar doları geçiyor.

Mali sektör hakimiyeti sanayi üretimini, yani artı değer üretimini zayıflatıyor. Oysa mali alanın kazanç kaynağı sanayi üretimi, yani sömürüdür.
Mali vurgun saldırısına uğrayan büyük şirketlerin sahipleri ve saldırıyı yapan spekülasyon fonları aynı kişilere ait! Yani sanayiyi yutan mali sektör, bir anlamda kendi kendini yutan kapitalizmdir.

FED’in Başkanı Janet Yellen’in ve Mario Dragi’nin sözlerine ya da mali pazar yorumlarına bağlı bir fırtına kopabilir. İstikrarsızlığın hakim olduğu bir uluslararası ortamda; Trump’ın Kuzey Kore veya Venezüella aleyhine bir laf etmesi, Londra veya Barselona’da bir suikast girişimi, bir devletin parçalanma tehlikesi gibi durumlar hiç beklenmedik sermaye hareketliliklerine yol açabilir. Ekonomi ile siyasetin iç içe geçtiği kapitalist düzen bir çılgınlık içinde.
Düzenin en son çılgınlığı Bitcoin veya Ethereum gibi sanal paralarla yapılan spekülasyon ve bunun sonucu olarak şişen spekülatif balon. Balon şimdilik sanal ama gerçek bir mali krize dönüşebilirler.

Bu pazar hızla büyüyor ve ona yönelenler sadece iyi niyetliler değil. Daha çok, "gölge ekonomiler"; yani uyuşturucu pazarının, kaçak silah ve insan ticaretinin ve her türlü kara para aklamanın geliriyle oluşanlar.

Sanal para, yatırımın birkaç katı kadar gelir getiriyor. ABD’nin en büyük bankalarından Goldman Sachs bu müthiş kazanç için Bitcoin işlemi yapmak istiyor ama ona benzeyen ve rakibi olan JP Morgan bankası patronu, sanal paranın üçkağıt olduğunu söyleyerek dolandırıcılık diyor. Neden söz ettiğini çok iyi biliyor. Aslına bakacak olursak tüm sanal paralar, elektronik ağlarla dünyada dolaşan milyarlarca dolar ve avrodan çok farklı değil.

Küçücük bir azınlık olan büyük burjuvazinin emekçiler aleyhine servetine servet katması ve mali sektörün şişmesi ekonomik ve sosyal hayatı tamamen bitiriyor.

Örneğin Avrupa’da en sanayileşmiş ülke olan Almanya’da bile yolların altyapısı çökmek üzere. Bazı yollar, belirli bir tonaj üzerindeki kamyonları taşıyamıyor... Hatta zengin mahallelerdeki liseler bile, asgari bakım için ailelerin hayırseverliğine başvuruyor.

Roma’da hem kuraklıktan hem de su şebekesinin eskimesi ve bakımsızlığından, çözüm için gereken paranın bulunamamasından dolayı büyük sorunlar yaşanıyor. Su şebekesini yeniden normal kullanılabilir duruma getirmek için 2 milyar avroya ihtiyaç var ancak Roma bu parayı veremiyor. Bu durum, bir zamanlar dünyanın en ilerisi olan bir kentin 2 bin yıl geriye gittiği anlamına geliyor!

Geri kalmış ülkeler sürekli benzer durumda. Çünkü emperyalizm yoksul ülkelerde iyi bir sağlık sisteminin ve günümüz şartlarına uygun altyapının gelişmesine hiç zaman izin vermedi.

Gözlerimizin önünde "kendi kendini yiyen" kapitalizmin tüm toplumu yemesini mi bekleyeceğiz, yoksa gereken gücü toplayıp bu mevcut düzeni yıkıp büyük burjuvazinin hakimiyetine, üretim araçlarının özel mülkiyetine, sömürüye ve rekabete son verip yeni bir toplum inşa edebilecek miyiz?
Bu aşamada esas fark, Marx’ın deyimiyle, Marksist fikirleri kullanıp sadece dünyayı anlamakla yetinenler ve bu fikirleri esas amaçları için, yani dünyayı değiştirmek için kullananlar arasında.

Marks kendi döneminde, metaların, özellikle de paranın kutsallaştırılması ve insanlar arasındaki, daha somut olarak sosyal sınıflar arasındaki ilişkileri; yani bir sınıfın bir diğer sınıf üzerinde hakimiyet kurmasını, somut olarak kapitalist sınıfın sömürülen sınıflar üzerine kurduğu hakimiyeti teşhir ediyordu.

İnsanlığın gerçekten özgürlüğe kavuşabilmesi ve en can alıcı sorunlarına çözüm getirebilmesi; kutsallaştırılanları ve özellikle de onların gizlediği sosyal ilişkileri yok etmek; temel olarak bunu mümkün kılan büyük burjuvazinin ve kapitalist düzenin hakimiyetine son vermekle mümkün. Bunu da başarabilecek güce ve çıkara sahip tek sosyal sınıf dünya proletaryasıdır. LCD, Sayı 188 (25.10.2017)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:236 - 2 Şubat 2018  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?