Sinif Mucadelesi

Yaşam koşullarımızdaki gerilemeye karşı mücadele etmek gerekli

Perşembe 11 Ocak 2018

Geçtiğimiz yılın son günlerinde yayınlanan KHK ile kamuda çalışan taşeron işçilerinin bir kısmı kadroya alındı. Ardından, işçi sınıfının ezici çoğunluğunun ücreti haline gelen asgari ücrete yapılan zam açıklandı. Yeni yılla birlikte beş milyon civarında memur ve memur emeklisinin ücretleri de arttı. Tüm ücret artışları, satın alma gücünü, son aylarda hızlanan düşüşten koruyacak, hatta bazı kesimler için biraz yükseltecek. Ancak nereye kadar?

Aslında hem memurlar hem de işçi ücretlerindeki artışlar, enflasyonun gerisinde. Zaten yoksul yaşama alışmış olan emekçiler açısından fazla bir değişim olmayacak. Elbette fazla sözü edilmeyen zamlar faturalara yansımaya başladığında, enflasyon kirayı arttırdığında, fiyatı artan mal ve hizmetlere ihtiyaç doğduğunda, durum değişecek.

Patronlar açısından bakıldığında durum daha farklı. Finans sektöründeki banka kârları, bir kaç yıldır rekor düzeyde. En önemli sanayi işkolu olan otomotiv sektöründe de benzer durum sürüyor. Bütün kriz işaretlerine rağmen, inşaat sektörü de patronlarına kazandırmaya devam ediyor. Kısaca patronlar, kasalarını şişirmeye devam ediyorlar.

Küçük patronlar, yani KOBİ patronların durum daha riskli, ancak devlet onlar için kasalarını sonuna kadar açtı. Neredeyse şartsız, geri ödemesiz, sınırsız para alabiliyorlar. Hükümet, sızlanan her patronun kasasını devlet musluğuyla dolduruyor. Devletin musluğuna para nereden geliyor: Emekçilerden ve borçtan.

İşte sorun burada. Emekçi ücretinden doğrudan kesilen vergi, her yıl artıyor, tükettiğimiz her şeyden alınan dolaylı vergi de aynı şekilde. Ancak bunun bir sınırı var. Ücretler gerektiği kadar yükselmez, çalışan sayısı artmazsa, kasalar boş kalır. Bu nedenle borsa rekor kırıyor, liranın değerlenmesi için uğraşılıyor, faiz tartışması bitmiyor. Türkiye’yi, paradan para kazanılan bir ülke halinde tutulup, ülke dışından para girişi sağlanıyor. Böylece açıklar kapanıyor. Çark dönüyor, ta ki durana kadar.

Emekçilerin fabrikalarda, işyerlerinde ürettiği zenginlik, bir avuç patronun elinde birikiyor. Bu zenginliğin ancak çok küçük bir kısmı işçi sınıfına geri dönüyor. Bunca zenginlik, teknolojik olanak, bilimsel yenilik, tıbbı gelişme, emeği olanlara, kendisini var edenlere ulaşmıyor.

İşçiler, ürettikleri ve kullandıkları zenginliğin nasıl paylaşılacağına ilişkin söz söyleme hakkından mahrum. Bu durum her zaman böyle kalmıyor.

Örgütlenme ve mücadele dönemlerinde, en azından emeklerinin ürünü olan zenginliğin paylaşımında söz sahibi olabiliyorlar. Yakın dönemde Renault işçileri, önemli bir deneyim yaşadılar. Ücretlerini arttırmak için verdikleri mücadeleyle, değişmez denilen sözleşmeyi değiştirdiler, olmaz denilenleri oldurdular. Var ettikleri zenginlikten biraz daha fazla yararlanıp yaşam şartlarını iyileştirdiler.

Metal işkolunda yine sözleşme dönemi. Ücret zamlarını, oy karşılığı verdiklerini açık açık söyleyen politikacıların verdikleriyle yetinmek zorunda değiliz. İnsanca bir yaşam için uygun gördüğümüzü almak için mücadele, her gün geçim derdine katlanmaktan daha zor olmasa gerek. (07.01.18)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:235 - 8 Ocak 2018  Site yaşamını izle Başyazı   ?