Sinif Mucadelesi

Dünya ekonomik krizi onuncu yılında

Pazar 12 Kasım 2017

Kapitalist sistemin tarihindeki en uzun krizi açıklama amacıyla milyonlarca sayfa çalışmada uzmanlar şu noktada uzlaşıyor: Bardağı taşıran son damla, dünyanın en büyük yatırım bankalarından Fransız BNP-Paribas’ın, emlak fonlarından üçünü aniden dondurarak spekülatörlerin yatırımlarını nakde çevirmelerini engellediği 9 Ağustos 2007 günüydü.

Bu olay nispeten önemsiz olsa da bankacılık sistemi yere çakıldı. Yıllarca, düşük faizle muazzam borçlanmaya giderek devasa saadet zincirleri yaratan finansal kuruluşlar birdenbire felç oldu.

Eylül 2007’de Birleşik Krallık’ın Northern Rock bankası, “kredi sıkışıklığı” denilen durumun ilk kurbanı oldu. Çok daha büyükleri aynı kaderi paylaştı. Nihayet 15 Eylül 2008’de ilk kez bir ağır top darbe yedi: ABD bankası Lehman Brothers iflas başvurusunda bulundu. Takip eden iki ayda, dünyanın her köşesinde devletler, o zamanki tabirle “batamayacak kadar büyük” bankaları kurtarmaya soyundular.

Bankalar, şirketler devletleştirildi, amaç en zengin hissedarları kamu fonlarıyla kurtarmaktı.

Dünya genelinde kapitalizmi kurtarma çalışmaları, “tasarruf çağını” başlattı. “Bütçe açığını azaltma”, her yerde devlet kuralı oldu. İşçilere sosyal harcamaların karşılanamaz hale geldiği, devletin “gelirini aşamayacağı” ve sosyal yardım ile kamu hizmetlerinin hızla kesilmesi gerektiği söylendi.
Kutsal “tasarruf” sözü, kamu fonlarından şirket ve hissedarlara giden devasa akışın üstünü örtüyor. Kriz, bankaları kurtarmanın bedelini işçi sınıfına ödetirken, devletlerin sermayeye kârı iade ederken kullandığı kılıf oldu.
Aynı anda, işçi sınıfı her yerde, işine, ücretine ve maaşına saldırıyla karşılaştı. Fabrikalar kapatıldı, elzem sosyal konut projeleri rafa kaldırıldı. Dünyanın her yanından on milyonlarca işçi, geçim kaynağını kaybetti, çok daha fazlası kendini, sürekli ve düzgün bir gelir sağlamayan günlük işlerin sömürü çarkına, yani işsizliğin gizli bir biçimine veya eksik istihdama, mahkum edilmiş buldu.

Krizin faturası, aşırı şişirilmiş emlak pazarında işlem gören, yeterince denetlenmeyen bankalara kesiliyor. Emlak vurgunu, ödenmeme riski yüksek olan yanıltıcı konut kredilerinin yaygın satışı ve bu kredilerin yarattığı dağ gibi borç elbette kriz tetikledi.

Ancak bu, hikayenin küçük bir kısmı. Her şeyden önce, böyle büyük spekülatif emlak balonunun nasıl geliştiğini, balon patladığı zaman finans sistemini durduracak kadar neden bu sisteme bulaştığını, neden ekonominin tümünü tehdit ettiğini açıklamıyor.

Tehlike 1970’lerin başından beri geliyorum diyordu. Savaş sonrasının ilk büyük ekonomik krizinden sonra, kapitalistler artık kendi sistemlerine güvenmedi. Kolayca para kazanmak için “güvenilir yollar” bulma isteği, 1980’lerin başlarında, akla gelecek her türlü finans spekülasyonu kolaylaştıran, şirketlerin ve zenginlerin mümkün olduğunca az risk alarak finansal pazarda kumar oynamalarını mümkün kılan finansal deregülasyon (kuralsızlaştırma, denetlemeyi azaltma) için devletleri teşvik etti.

Para, hızla, bir ülke ya da sanayi kolundan diğerine, sadece ve sadece daha fazla kâr için yarattığı istikrarsızlığa bakmadan, gezegeni dolaşmaya başladı. Sonuçta, dünya ekonomisi bir mali krizden diğerine koştu: 1987’de borsada, 1990’da Japonya, 1997’de Güneydoğu Asya, 1998’de Rusya ve ABD, 2001’de “nokta-com” krizi ve son olarak hala bitmemiş olan 2007 krizi.

Tüm büyük krizlerde, yığınla sermayenin kısa yoldan kâr emeliyle düzensizce dolaştırılması, salgının tüm dünyaya yayılmasını hem tetikledi hem de yayılıma imkan verdi. Hepsi, artık en önemli finans uzmanları tarafından bile akıbeti kestirilemeyecek kadar karmaşık hale gelen “finansal ürünler” üzerinde oynanan çılgınca bir spekülasyon silsilesini içeriyor. Daha kötüsü, finansal “altın yumurtlayan tavuklar”, bir krizden diğerine giderken daha karmaşık ve bulanık hale geliyor, bir sonraki ekonomik dengesizliğin nereden kaynaklanacağını ve ekonominin tümünü nasıl etkileyeceğini tahmin etmek daha da imkansızlaşıyor.

Değişen hiçbir şey yok. İlginçtir, çalışan çoğunluğun acil ihtiyaçlarını karşılayacak kadar para olmadığını her devlet ve patron sürekli tekrar ederken, finans sektörü hiç olmadığı kadar para içinde yüzüyor. Para, yaşamsal altyapıya, topluma yararlı üretimi oluşturup geliştirmeye ayrılacağı yerde, işçi sınıfının yarattığı değerin her geçen gün büyüyen payı, sermayenin finansal kumarhanelerine sürülüyor; bir sonraki krizi derinleştiriyor.

Şimdikine eklenecek “sonraki krizin” yaşanıp yaşanmayacağı değil, ancak ne zaman yaşanacağı sorulabilir. Yeni ve hiç görmediğimiz kadar hazin felaketi engellemenin tek bir yolu olacak: Çürüyen, çoktan son kullanma tarihi geçen kapitalist sistemden kurtulmak. (10.17)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:233 - 3 Kasım 2017  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?