Sinif Mucadelesi

1917 Ekim Devrimi II

Pazar 12 Kasım 2017

7 Kasım 1917’de (24 ekim) Lenin Petrograd İşçi ve Asker Sovyeti’ne hitaben şunları söyledi: "Yoldaşlar, işçi köylü devrimi başarılmıştır. İşçi-köylü devrimi ne anlama gelir? Burjuvazinin en ufak katılımı olmadan kendi iktidarımıza, Sovyet hükümetine sahip olacağımız anlamına gelir (...) baskı altındaki kitleler, iktidarı kendileri yaratacak." Lenin sözlerini şöyle tamamladı: "Rusya’da sosyalist bir işçi devletin kurulmasına kendimizi adamalıyız. Yaşasın Dünya Sosyalist Devrimi."

İlk işçi devleti doğmuştu. Lenin ve Bolşevikler için bu yalnızca başlangıçtı; dünya sosyalist devriminin başlangıcı. Baskı altındaki kitleler için sınırsız umut; aynı zamanda ilerlemeleri, geri çekilmeleri ve hatalarıyla dünya çapında bir mücadele dönemi.

Beklenmeyen bu siyasi ve toplumsal patlama, yalnızca çar polisini değil, yıllardır gayretle bu an için çalışan devrimci militanların büyük çoğunluğunu da hayrete düşürmüştü.

Dünyayı sarsan günler

Yüz yıl önce Petrograd’da başlayan sarsıntının etkileri bugün bile sürüyor: Mücadelelerini, Rus işçi sınıfının açtığı yoldan yürüten farklı uluslarda, halklarda ve daha küçük ölçekte, bizler gibi devrimciler arasında.
8 Mart’ta Petrograd’lı kadın işçilerin girişimiyle serbest kalan kitlelerin yükselişi, Çar’ın tahttan indirilmesiyle yatışmadı. Ne işçiler fabrikaya, ne de askerler kışlaya döndü. Daha doğrusu işçiler ve askerler döndüler ama eskisi gibi ustabaşının ya da generalin emir ve kuralları altında çalışmadılar. Döndüler ama sorunlarını tartışmaya devam ettiler.

Halkın çıkarıyla hiç ilişkisi olmayan korkunç Birinci Dünya Savaş’ı nasıl sona erebilir? Toplum herkese ekmek sağlanacak şekilde nasıl örgütlenebilir? Milyonlarca köylüye, üniforma giydirilip, siperlere ve kışlaya gönderilen köylüye nasıl toprak verilecek? Rus Çarlığı’nda (isabetli takma adıyla "Halklar Hapishanesi") saltanat sürmüş ulusal baskı, nasıl ortadan kaldırılacak?
Tümü gerçekten somut, kelimenin tam anlamıyla can alıcı sorunlardı. Herkesin en acil ihtiyacıydı. Çünkü "toprak", "ekmek", ve "barış" sadece sözcük değil, sözde kalamaz. Tartışılan konular bir yerde, tek bir soruda birleşti; hangi sınıf, hangi güç, bu talepleri ve bu görevleri yerine getirecek siyasi kararlılığa sahip? İktidarı kim alacak? Ve kim iktidarı, barışı getirmek ve kimsenin sürmesini istemediği kasaplığa son vermek için (bundan çıkarı olan silah tacirleri ve Rusya’nın emperyalist müttefikleri dışında) kullanmayı bilecek? Toprağı köylüye vermeye kim hazır? Başka bir deyişle köylülerin beklemeksizin feodal beylerin topraklarını kendi aralarında paylaşmalarını destekleyecek bağlılığa kim sahip? Kısacası halkı sokağa döken, devrime yönelten umutları gerçekleştirmeye kim muktedir

Burjuvazi mi? Burjuvazinin bütün siyasi temsilcileri (açıkça hizmet edenler ve "sosyalist" uşakları) bu talepleri gerçekleştiremeyeceklerini; barış için Rusya’nın, Fransız ve İngiliz müttefikleriyle ilişkisini kesmeye; feodal beylerin toprağının paylaşımına karşı çıkmaya; savaş boyunca zenginleşen kapitalistlerin kâr ve ayrıcalıklarına saldırmaya muktedir olmadıklarını kanıtladılar. Çünkü tüm bu insanlarla sıkı bağlarının olması gibi iyi bir nedenleri vardı. Üstelik, iktidara gelmelerine izin veren insanlara ve devrime karşı derin bir güvensizlik ve korku duyuyorlardı.

O halde kim olabilir? Cevap, işçi sınıfıydı. Eski toplumsal düzenle, silah tüccarlarıyla ve emperyalist müttefiklerle hiç bir bağı olmayan sınıf. Marks’ın yüz yıl önce söylediği gibi zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan ama kazanacağı bir dünya olan sınıf. Yalnızca kendisi için değil, bütün bir toplum için kazanacağı bir dünya olan sınıf.

Proleter demokrasisinin organları; Sovyetler

Mart 1917’de Lenin, Rusya devrimci işçi sınıfının acil görevlerinden birinin "devlet iktidarının büyük toprak sahipleri ve kapitalistlerin hükümetinden işçi ve köylü hükümetine geçirilmesi" olduğunu yazdı. Lenin açısından izlenecek yol baştan beri açık ve netti. Devrimi sonuca ulaştırmak, toplumsal çıkarların sorumluluğunu üstlenmek, işçi sınıfına ve müttefiki olan köylülüğe bağlıydı.

Şubat/Mart 1917’den sonra işçi köylü hükümeti, sadece bir proje olarak değil, günün gerektirdiği gibi somut bir varlık olarak oluşturuldu. İşçi sınıfı, bu defa rolünü ayak işleriyle sınırlamadı. Önceki devrimlerdeki gibi, diğer sınıflar için bir sıçrama tahtası olmadı.

Önce Petrograd ve Moskova’da, sonra hızla hemen her şehirde, fabrikalardaki işçiler, kışla ve bölüklerdeki askerler, kendi temsilcilerini komite ve konseylere yolladı. Konsey sözcüğünün Rusçası, çok kısa zamanda dünya kelime hazinesinin bir parçası haline gelen "Sovyet"tir. Seçilmiş temsilcilerin, kendilerini seçenlere karşı sorumlu olduğu ve seçenler tarafından geri alınabildiği Sovyetler, işçilerin, halkın, yaşayan demokrasinin organıydı. Hatta daha fazlası; tökezleyen burjuva iktidarının yerini alabilecek, yeni işçi ve köylü iktidarının organıydı.

İşçiler başlangıçta sovyetlerin başına en ılımlı ve uzlaşmacıları getirdi. Hep böyle olur. Bütün devrimler, eski düzeni yıkan, baskın duygunun “bütün insanların” birlik olduğu bir şevk ve oy birliği döneminden geçer. Herkes aynı ideali başarmak için ihtirasla birbirine bağlanmış gözükür. Ancak kardeşlik, farklılıkları ve çatışan çıkarları maskeler. Rus Devrimi bu kuralın dışında kalmadı.

Baştan itibaren Sovyetler, gerçek iktidardı. Ancak iktidarın, tek amacı devrimi hedefinden saptırmak olan Geçici Hükümete teslim ve terk edilmesini önlemedi. Olaylar, çelişkileri ve farklı çıkarları ortaya çıkardı. Beklenen barış gelmedi. Toprağın tanzimiyle ilgili kararlar askıya alındı. Eski düzene dönme tehlikesi vardı.

İşçiler, tecrübeleri sayesinde kimin yanlarında, kimin karşılarında olduğunu anlar. Ancak tecrübe, engelleri aşmak için tek başına yeterli değil. İnsanlar, her aşamada tecrübeden ders çıkartmak, kendi güçlerini olduğu kadar düşman güçlerini de ölçmek ve işin içindeki çeşitli kesimlerin niyetlerini görmek zorunda.

Şubat devrimiyle Ekim devrimi arasındaki sekiz ayda, burjuvazinin ve siyasi temsilcilerinin iktidarsızlığını herkes gördü. Aynı zamanda işçi sınıfının sorumluluğunu, görevlerini öğrenmesine ve iktidarı tecrübe etmesine izin verdi. En ileri ve bilinçli üyeleri, durumu net olarak gördü. Çünkü Rusya’da, devamlı ilerleyen, geçmişin tecrübesinden yararlanan ve böylece gelecek görevlere hazırlanan işçi sınıfına bağlanmış devrimci bir parti vardı.

Rusya’da büyük bir köylü kitlesine gömülmüş küçük bir azınlık olan işçi sınıfının iktidarı alması kaçınılmaz değildi. Devrimin başlangıçta burjuva-kapitalist aşamadan geçmesi gerektiğini düşündürecek, ya da devrimde öncü rolü ve itici gücü köylülüğün oynayacağını, işçi sınıfının zamanının sonra geleceği düşündürecek bir ülke varsa, o da Rusya idi. Üstelik bu tür fikirler yaygındı. Hem de sovyetlerdeki iktidarını, burjuvazinin temsilcilerine veren işçi sınıfı tarafından da destekleniyordu.

Ancak Lenin, Şubat devriminin Rusya’nın gündemine aldığı görevleri yalnızca işçi sınıfının başarabileceğini açıkça gördü. Diğer siyasi ve toplumsal güçlerin hepsi toplum dışına düşecekti. Bunların ötesinde, sosyalizm, Rusya’da gündemde olmasa da, Avrupa ve dünya çapında gündemde olduğunu biliyordu. İşçi sınıfı, Rusya’da küçük bir azınlık olduğu halde, uluslararası işçi sınıfının ayrılmaz bir parçasıydı.

Bolşevikler için 1917’de "Rus" devrimi yoktu. Yalnızca Rusya’da bir işçi devrimi vardı. Dünya sosyalist devrimi kavgasında bir ilk zafer. Kendine özgü nedenlerden dolayı yaşlı Çarlık imparatorluğunda ama çok daha geniş ufukları olan bir anlamda başarılmıştı.

Sonuç

Ekim 1917, zaman ve mekan olarak tecrit edilen yeni devrimci sınıfın ilk girişimidir. Bu yüzden temel sorun, bu ilk girişimden neler kaldığını, kalanların işçi sınıfı devriminin geleceği açısından neleri kolaylaştırıp, neleri zorlaştırdığını değerlendirmektir.

Sovyetler Birliği’nin ne sosyalizm ne de komünizmle pek alakası olmadığı gerçeğine, devrimin yozlaşmasına rağmen, işçi sınıfının Ekim Devrimi’ni inkâr etmek için sebebi yok. İnsanlığın gelişimi açısından, başarısızlığa rağmen Ekim Devrimi, hem Rusya ile karşılaştırılabilecek gelişmişlikte liberal kapitalist ülkelere, hem de radikal milliyetçilerin önderlik ettiği devrimlere göre daha başarılı oldu.

Sovyetler Birliği, bürokratik kargaşaya rağmen, kapitalist dünya ülkelerinin hiç birinin sağlayamadığı kadar büyük oranda, endüstriyel gelişmeyi başardı. Bu, burjuvazinin kamulaştırılmasıyla sonuçlanan planlı ekonomiden, kamulaştırmanın köklü sınıf doğasından kaynaklanıyor.
İktidardaki Rus işçi sınıfı, bir süre için burjuvaziyle ekonomik düzeyde uzlaşmayı kabul etti ama hiç bir zaman denetimi elden bırakmadı. Burjuvaziyi kamulaştırmaya zorladığında, Rus imtiyazlı sınıflarınca biriktirilmiş zenginlik ve kaynakları, ülkenin gelişmesine akıtabildi.

Şüphesiz tarihi yapan ilerleme ve gerilemeyi tahmin etmenin yolu yok. Ancak insan en azından, 1917 Ekiminin devrimci geleneğinin işçi sınıfı içinde yeniden canlanmasını garantilemek için bütün gücünü bu mücadeleye adayabilir. En azından, dünyanın tamamının keskin toplumsal kargaşa ve sınıf mücadelesine doğru gittiğini görebilir.

Bugün patronlar, işçi sınıfını bölmek ve güçsüz düşürmek için ulusal düşmanlıkları ve ırkçı önyargıları istismar ediyor. Ancak tüm dünyada işçiler, başka ülkelerden, kıtalardan gelen işçilerle yan yana çalışıyor. Bugünkü birbirine karışma, yarın bir devrimci işçi hareketinin yayılmasına yardım edebilir. Eskiden kendilerinin farklı olduğunu düşünen ve birbiriyle rekabet içinde olanlar, olayların içinde, tek ve aynı sınıfa ait olduklarını ve kardeş olduklarını keşfettiklerinde eski kapitalist hükümranlığın günleri sayılı olacak. (02.11.17)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:233 - 3 Kasım 2017  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?