Sinif Mucadelesi

Genel seçimlerden sonra Cezayir -II

Salı 12 Eylül 2017

İktidar patronların hizmetinde

Patronlar, büyük tüccarlar, büyük toprak sahipleri ve vurguncular, Buteflika’nın iktidarındakinden başka hiçbir dönemde işlerinin bu kadar serpilip geliştiklerini görmedi. Cezayirli patronlara ve Cezayir’de yerleşen yabancı şirketlere yapılan, vergi indirimi gibi avantajlar, sübvansiyonlar, kamu şirketlerinin özel yatırımlara açılması, uygun faiz oranlarıyla kredi verme, yerel otoritelere ödenen ve onların temel gelir kaynaklarından biri olan işletme vergilerinde indirim yapılması gibi hediyeler, yağmur gibi yağmaya devam etti. 2016’da vergi muafiyetlerinin tümü 14 milyar dolar civarındaydı.

2016 ve 2017 yıllarında çıkarılanlar, mali kanunları; yerli ve yabancı burjuvaziye yapılan desteği, yeni muafiyetler getirerek, tarım arazilerini çok ucuza satarak ve işverenlerin ucuz el emeği sağlamaları için devletin istihdam yardımı ödemesini sağlayarak sağlamlaştırdı.

Cezayir, tonlarca ihracat yapan ve böylece yerel ithalatçıları ve bayileri ihya eden Avrupalı ve Asyalı otomobil üreticileri için önemli bir Afrika pazarına dönüştü. Hükümet, ulusal ekonomiyi geliştirme bahanesiyle, Cezayir’de otomobil montajı yapılmaları için otomobil üreticilerini yatırım yapmaya teşvik etti. Oran’da yerleşen ve buradaki fabrikada Renault Symbol modelinin montajını gerçekleştiren Fransız Renault şirketi bunlardan. Cezayir devleti, bu fabrika sitesinin inşasının %70’ini finanse etti ama sadece %51’ine sahip oldu. Devlet ayrıca, burada çalışan her emekçi için ayda 15 bin dinar yardım vererek Cezayir pazarını, Renault’a bir tepsi içinde sundu. Üstelik Renault, 5 yıl boyunca, ticari faaliyetleri de dahil tamamen vergiden muaf tutularak, kamu siparişlerinin tekeline sahip oldu.

Cezayir’de montaj yapan üreticilere verilen avantajlar, dolandırıcılara iyi fikirler verdi. Ayrıca bakanın nisan başında, eski bir sebze tüccarının Hyundai arabalarının montajını yapmasını onayladığı da öğrenildi. Aslında uygulamada, montaja gelen arabaların neredeyse tamamen monte edilmiş durumda olduğu, sadece tekerleklerin monte edilip sabitlenmesinin kaldığı biliniyor.

Böylece Cezayir devleti kendisini, diğer devletler gibi yararlandıkları kanuni muafiyetlerden başka, büyük çapta dolandırıcılık, yolsuzluk yapan, vergi kaçıran, yerel olduğu kadar yabancı patronlar için de sağılacak inek olarak gösteriyor.

Üstelik, Panama belgelerindeki birkaç yolsuzluktan başka, ithalat ve ihracatı ele geçiren veya daha çok Cezayirlilerin şaka ile karışık söyledikleri gibi konteynır (mal taşınmasında kullanılan büyük kasalar) taşıyıcılarının dolu gelip boş gittikleri (yani sadece ithalatın olduğu ihracatın olmadığı - ÇN) bir ithalat ve ihracatı kendine mal eden, kamunun gölgesinde zenginleşen, küçük çaplı, çıkarcı, uyanık, iş adamları çevresi de var. Ticaret bakanı, ithalatçıların 2016’da, yıllık ithalatın toplamının %30’una denk gelen, yaklaşık 18 milyar dolar tutarında aşırı yüksek faturalar düzenlediklerini ileri sürdü.

Emekçilere karşı saldırı

Hükümet, 2016 sonbaharda 32 yıllık prim ödeyenlerin yaş sınırı olmaksızın emekli olma olanağını kaldırarak, kamu emekçilerinin emeklilik haklarına karşı saldırı yaptı. Bağımsız sendikaların çağrısıyla başlatılan grevlere çok katılım oldu. Hükümet, en azından hastanelerin tıp dışı sağlık personeli için geri adım attı. Aynı zamanda kanunun 2019’da uygulamaya konması kararını aldı.

Şimdi de İş Yasaları görüşülüyor. Hükümete yakın ve görüşme yetkisine sahip tek sendika Cezayir Emekçileri Genel Birliği, öngörülen reformun içeriğinin ne olduğunu, emekçilere hala açıklamadı. Kamuda çalışanlarının statülerini hedef alınacak gibi görünüyor. Kamu çalışanlarınan çoğunluğu kadrolu, grev hakları var ve işten atılma tehlikesi olmadan sendikalarda örgütlenebiliyor. Hükümet, kamu sektörünü özel sektöre geçirmeye çalışarak bu sektördeki güvencesizliği yaymak istiyor. Özel sektörde güvencesizlik, kural haline gelmiş durumda, sendikalaşma yok, 50 saatlik haftalık çalışma çok sık ve patronlar genellikle fazla çalışmanın, mesai saatlerinin ücretini ödemeyi sık sık unutuyorlar.

Başbakan Abdelmalek Sellal, kamunun kasalarının boş olduğunu gerekçe göstererek bir dizi tedbir açıkladı. Tedbirler; 2016’da benzin ve elektriğe zamla başladı. Bu zamlar; ulaştırma, taşıma, temel tüketim maddeleri ve servis fiyatının artışına yol açtı.

Bu yılın başında KDV oranı %17’den, %19’a yükseldi. Hükümet, işletme gelirinden alınan vergiyi azalttığı ve şirketlerin ödediği vergi miktarı tüm vergi gelirinin sadece %13’ü kadar olduğu için bu karar, çok kötü karşılandı. Bu duruma rağmen yolsuzluk yapan şirketler izlenip mahkum edilmiyor. Aksine, yerli ve yabancı şirketler tarafından ödenmemiş 100 milyar dolarlık vergiyi silecek bir vergi affı çıkartılması söz konusu. Çalışanların vergileri ise doğrudan maaşlarından kesiliyor.

KDV artışına, 2014’ten beri %30 değer kaybeden Dinar’ın yeniden düşüşü de eklendi. Enflasyon aşırı yükseldi ve satın alma gücü çöktü. Bir aile, haftalık alışverişi için 5 bin dinar harcaması gerekiyorsa ve asgari ücret, 18 bin dinar ise (resmi kurlara göre 150 avro) hayat pahalılığıyla nasıl başa çıkılabilir? Aslında emekçilerin çoğuna asgari ücretten düşük ücret ödendiğini eklemek gerek. İşsizlere gelince, gençlerin üçte biri işsiz ve Cezayir’de hiç işsizlik yardımı yok. İşsizlerin çoğu, kayıt dışı ya da aile dayanışmasıyla yaşıyor.

Döviz girişi sağlamak için tarım, en az masrafla en iyi topraklara el koyan Cezayirli, Suudi Arabistanlı, Amerikalı büyük toprak sahipleri korunup desteklenerek ihracata yönlendirildi. Tarım ürünlerinin dağıtımının tekeli artık özel şirketlerde ve fiyatları üzerinden spekülasyon yapmada tereddüt etmiyorlar. Sonuç olarak, et Cezayirliler için bir lüks olup tüketebilenler çok az, herkesin kolayca ulaşabilmesi gereken portakal, patates veya domates artık %400 zamla yani fahiş fiyatlarla satılıyor.

Hükümet, var olanlardan daha köklü önlemler alınmasını isteyen patron çevrelerinin aşırı baskısına direnmeye çalışırken, sonuçta burjuvaziyi dinliyor ve emekçilere saldırıyor. Geçmişte olanlardan dolayı temkinli kalan rejim, emekçilerin tepkisinden korkuyor. İktidarı zorlayan, istikrarsızlaştıran 1988 yılının ayaklanmalarının anıları var. Bu ayaklanmaya perspektif sunabilecek, etkili bir devrimci komünist işçi partisinin yokluğu İslamcıların yolunu açtı ve iç savaşa neden oldu. İktidar, yapabildiği sürece her şeyi zamana bırakmak istiyor. Buteflika, 1999’da iktidara geldiğinden beri, birçok grev ve ayaklanma yaşandı. 2001’de anlaşmazlık ve çatışmalar Güney’e, hatta Kabil’e kadar yayıldı. Buralarda uygulanan baskı ve şiddet 127 kişinin ölümüne yol açtı. Rouiba’daki Ulusal Sanayi Araçları Şirketi’nde, 2008’de maaşlar ve emeklilik için yapılan grev, hükümeti geri adım atmaya hatta başka sektörlerde de uzlaşma imzalamaya mecbur etmişti.

Emekçiler, 2011 ve 2013 yılları arasında bütün Arap ülkelerini sarsan protesto dalgasının teşvikiyle, hükümeti emekçilerin ve emeklilerin maaşlarının önemli oranda arttırılması için zorladı. Ücretleri arttırtmak, konut ve iş olanağı elde etmek için binlerce grev ve mücadeleye girişti.

2013’te, bu defa güneydeki kentlerde, işsizliğe, yetkililerin “hogra” adıyla anılan küçük azınlıklara karşı gösterdiği aşağılama ve hor görmeye, kaya gazı işletmelerine karşı canlı bir sosyal hareketlilik yaşandı. 2016’nın sonbaharda, Cezayir’de aşırı sıcaklar ortalığı kasıp kavurup, Güney’de sıcaklık 50 dereceye kadar yükseldiğinde, klimalar elektrik faturalarının aşırı yükselmesine neden olmuştu. Kitlelerin harekete geçmesi, hükümetin indirimli bir tarife uygulamasını zorunlu kıldı.

Cezayir işçi sınıfı, Afrika’nın en büyük ve önemli işçi sınıflarından. Bu genç, yoğun ve savaşçı işçi sınıfının kendisine dayatılan özverilere karşı koyma olanağı var. Ve bunun için sadece kendi gücüne güvenebilir.

Sözde muhalefet partileri, iktidarı, işçi karşıtı reformları uygulamada yeterince hızlı hareket etmemekle eleştiriyor. Hatta Louisa Hanoun’un İşçi Partisi bile düzenli olarak Buteflika’ya destek verdi. Böylece işçi sınıfını savunmak yerine milleti ve burjuvaziyi savunma alanında mücadele etti. Giderek artan bir hızla birbiri ardına açıklanan işçi karşıtı önlemler, emekçileri sosyal ve politik düzeni protesto etmeye kadar götürecek mi? Her koşulda durum şu; kitlelerin muhalefeti İslam bayrağı altında ifade edilmiyor ama İslamcıların Cezayir toplumundaki ağırlıkları azalmıyor ve hala toplum için bir tehditler.

İslamcı akımlar, cami ve sosyal ağlar aracılığıyla, yardım faaliyetleri yoluyla örgütlenmeye devam ediyor. Özel medyada her zaman ve her yerdeler. Toplumdaki çelişki ve çatışmalar onlara iyi görünmek için fırsat ve olanak veriyor. Günümüz Cezayir gençliği, 1990’larda, İslamcı gruplarla orduyu karşı karşıya getiren ve 100 bin kişinin ölümüne neden olan iç savaşa tanık olmadı. Yoksulluk, umutsuzluk ve dindarlığın ağırlığı, hiçbir şey önermedikleri halde, kitleleri yeniden İslamcı akımlara yönlendirebilir.

Oysa, skandal yaratan eşitsizlikler, işsizlikle insan emeğinin heder edilmesi, gelişimenin karşılaştığı çıkmaz, işçi sınıfının ve gençliğin bağrında devrimci komünist perspektifin savunulmasını zorunlu kılıyor.
(Sınıf Mücadelesi (Lutte de Classe) sayı 184, Mayıs-Haziran 2017)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:231 - 8 Eylül 2017  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?