Sinif Mucadelesi

Suriye; emperyalizmin ahlaksız, alaycı ve kışkırtıcı politikası

Cuma 7 Nisan 2017

29 Martta, ÖSO dışındaki silahlı gurupların kabul ettiği anlaşma gereği, muhaliflerin boşaltması gereken, İblid kentinin dört kasabasından birinde, kimyasal silahlı saldırı sonucu yarısı çocuk 70’i aşkın insan öldü. Bu son katliam, Suriyeli kitlelerin yaşadığı acılara eklenirken, Erdoğan başta olmak üzere, katiamlardan sorumlu olan utanmaz politikacılara, beylik laflar etme fırsatı verdi. Tramp, ABD emperyalizminin siyasi temsilcisi olarak, Suriye’de bir askeri üsse saldırı emri verdı. Elbette amacı, Suriyeli kitleler değil, açıkça söylediği gibi ABD’nin çıkarıydı. Bu güç gösterisini anlamak için geçmişe dönüp Suriye’nin bu hale nasıl geldiğine bakmak gerekli.

Bir taraftan ABD ve uluslararası koalisyon ülkeleri, diğer taraftan Rusya ve Suriye rejiminin İran ve diğer müttefikleri, ülkedeki durumun sorumlusu olarak birbirlerini suçluyor. Suriye’yi defalarca bombalayan, silah yığan, silahlı örgütleri besleyen emperyalist ülkelerin bütün liderleri, barış güvercini rolünü oynuyor.

Ancak, önce Irak’ı daha sonra Suriye’yi kargaşaya götüren, Yemen’e doğru yayılan, Ürdün ve Lübnan gibi bölgedeki diğer ülkeleri de etkileyen gelişme ve değişim, en gerici güçlere dayanmak, daha iyi yönetebilmek için bölmek, hatta savaşlar çıkartmaya kadar hiçbir şeyden çekinmeyen bir politikanın sonucu.

2011’de “Arap Baharı” Suriye’ye ulaştığında, hızla iç savaşa yol açmadan önce, Irak’ın sınır bölgelerinde dinci milisler ve etnik gruplar arasındaki savaş bir kaç yıl öncesinden beri sürüyordu.

Esad rejimi, iktidarı terketmesini isteyen göstericileri şiddetle bastırırken, Obama, çekilmesi çağrısı yaptı. Ancak emperyalist liderler, geçmişte baba ve oğlu Esad rejimini böyle mahkum etmemişti.

Eğer bu rejim emperyalizme bir sorun yaratıyorsa, kesinlikle diktatör doğasından değil, Suriye diktatörlüğünün SSCB ile 1950’li yıllarda kurduğu ekonomik ve diplomatik ilişkilerle emperyalizme karşı sergilediği göreceli bağımsızlıktan kaynaklanıyordu.

ABD, Esad’a karşı yapılan protestolarla, daha işbirlikçi bir politik iktidarın gelişine yol açmasını dilemiş olmalı. Ancak emperyalizmin Suriye’de, Tunus ve Mısır’da olduğu gibi, askeri hiyerarşi içinde güvenip dayanabileceği eski ilişkileri yoktu.

Suriye Baharı, rejim ve kurulan değişik milislerin silahlı çeteleri arasındaki savaşa dönüştü. Suriyeli, Afganistan’dan, Libya’dan, Irak ve diğer müslüman ülkelerden gelen savaşçılardan oluşan cihatcı milislerin sayısı katlanarak arttı. Amaçları İslam Cumhuriyeti kurmaktı.

Aslında Amerikan emperyalizmi ve batılı müttefiklerinin politikası, daha önceden Irak’ta yaptıkları gibi kargaşayı gelişip büyümesine katkıda bulunmaktı.

Bu kargaşadan IŞİD doğdu. Bu örgütün beşiği Irak olsa da, topraklarını Suriye’de elde etti.

IŞİD sadece halk üzerinde barbar bir diktatörlük kurmakla kalmadı, aynı zamanda Batılılara karşı yaptığı provokasyonlar katlanarak arttı. Kafa kesme gösterileri, Orta Doğu’da, Afrika’da, Asya’da, hatta Batılı devletlerin bağrında varolan ve faaliyet gösteren diğer cihadcı grupların tamamı aralarında bağ kurmak, biraraya gelmesini sağlama amaçlı cihad, kutsal dini savaş çağrısı gibi provakosyanlar yaptı.

IŞİD’in Irak ve Suriye’de hızla ilerlemesi emperyalizm için bütün Ortadoğu’nun çatırdaması ve kontrolünün dayandığı, üzerinde temellendiği ittifak sisteminin parçalanması anlamına geliyordu.
Böylece Obama, 2014 yılının yaz aylarından itibaren bölgesel güçleri IŞİD’e karşı uluslararası bir koalisyon içinde bir araya gelmeye zorlamaya karar verdi.

Temel politik amaç, değişik bölgesel güçlere, ABD’nin arkasında birlik oluşturmayı ve IŞİD’’e yardımcı olmamalarını dayatmaktı.

Ancak emperyalizm, durumu kontrol altına alamadı. ABD, Afganistan ve Irak’taki müdahale deneyimleri pahalıya mal olunca, yeni bir çelişki, çatışma ve savaş batağına saplanma riskine girmek istemiyordu. Buna karşın Esad olmadan hiçbir siyasi düzenleme olanaklı görünmüyordu. İnandırıcı ve güvenilir bir politik alternatif sunma yeteğine sahip hiçbir güç ortaya çıkmadı.

Rusya’nın 2015’te yaptığı müdahale, emperyalist liderleri kurtardı.
Rusya, birçok nedenle müdahalede bulundu. Öncelikle Suriye ile SSCB zamanından beri süregelen politik ve ekonomik bağları korumak iseğiyle müdahale etti. Putin, Suriyelilerle bir çok anlaşma imzalanmıştı. Rusya, Suriye’de, 1970 yıllarında Sovyet üssüne dönüşmüş olan Tartus’daki deniz donanma üssünü tutmak istiyordu.

Aynı zamanda kargaşanın Rusya’ya yayılması korkusu gibi bir siyasi nedeni vardı. Rusya’nın yıllardır savaştığı çok sayıdaki cihadcı Çeçen mücahit, aynı zamanda Suriyeli köktenci gerici dinci milislerin içinde olduğu gibi, aynı zamanda IŞİD ve El Nusra içinde de var.

ABD, Rusya’yı suç ortağı olmakla suçlayarak Esad’ın suçlarına karşı öfkelenmiş gibi yaparak bir komedi oynadı.

Aslında gerçek olan, Suriye rejimine otoritesini yeniden kurma görevini bırakmayı tercih etti.

ABD emperyalizmi böylece, yıllar içinde, güç ilişkilerinin değişimine göre giderek farklılaşan, fırsatları yakalayarak, müttefilerini karşı karşıya getirerek, bazı güçlerle manevralar yapıp onlar kendine karşı dönene kadar bu güçlere dayanarak, Suriye politikasını belirledi.

Irak’tan sonra Suriye’deki savaş, gerçekten de bölgesel bir çatışma boyutunu aldı. Tüm bölgesel güçler, özellikle de destekledikleri milislere göre savaşa, şu ya da bu biçimde müdahale ediyor. Hepsi kendi piyonlarını ileri sürüp çatışıyor.

ABD’nin baskısından rahatsız ve hoşnutsuz olan Erdoğan, bir süre sonra Rusya’ya ve Esad rejimine yaklaştı.

Türk iktidarının önceliği, iç savaşı kullanarak Türk sınırları boyunca özerk bir Kürt bölgesi yaratmayı başaran Suriye PYD’si ve Kürtlere karşı mücadele etmek.

ABD, IŞİD içinde de var olan Suriye Kürtlerine dayanıyor, hatta doğrudan silahlandırıyor. Suriyeli Kürtler de, IŞİD’in başkent ilan ettiği Rakka’nın IŞİD’den kurtarılmasına katılmaları karşılığında, müzakere masasında bulunmak ve ayrıca da Rojava’nın özerkliğine garanti istiyor.

Esad rejimine düşman Körfez ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan, diğer milislerle birlikte IŞİD milislerine de para ve silah yardımı yaptı. Suudi Arabistan, IŞİD’e karşı mücadele etmekten daha çok, öncelikle İran’ın giderek daha da artan etkisine karşı mücadele ediyor.

Çelişki ve çatışmalar, İran gibi Şii eksendeki ülkelerin, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye gibi Sünni eksendeki ülkelere muhalefetiymiş gibi sunuldu.

Ancak, bölgesel güçleri, yani bu bölgenin güçlü devletlerini birbirlerine muhalif kılan dini doktrinler değil.

Kendi halklarının desteğini sağlamak için çeşitli rejimlerin dini inançları kullanmalarının gerisinde, ekonomik çelişki ve çatışmalarla örtüşen politik bir çatışma bulunuyor.

İran, Katar, Suudi Arabistan ve Irak önemli enerji kaynaklarına sahip ve Suriye toprakları, Arap ülkelerinin ve İran’ın gaz ve petrolünü Avrupa’ya taşıma yolu üzerinde, stratejik bir konumda.

Büyük bölgesel güçlerin, yer kazanmak için yaptıkları mücadelenin gerisinde, bu ülkelerin yönetici sınıflarının kendi devletleri aracılığıyla, emperyalizm tarafından gerçekleştirilen yağmalamadan en iyi payı koparmak için çatışmaları, savaşmaları var.

“Arap Baharı’nın” başlangıcından altı, Rus müdahalesinin başlangıcından bir yıl sonra durum henüz istikrara kavuşmadı.

Suriye, rejimin birlikleri ya da kendi kalelerini kurmak için çabalayan değişik grupların, milislerinin işgal ettiği bölgelere ayrılmış, yani parçalanmış durumda.

Medya düzenli olarak IŞİD üzerinde kesin zafer açıklaması yapıyor. Ancak, emperyalizm çok yerde, çok fazla ateş yaktı ve ne yazık ki şimdi yangının yayılmasını engelleyemiyor.

Trump, uluslararası politikada değişiklikler vaat ediyor. Diğer alanlarda olduğu gibi özet olarak; “yapılması gereken yapılacak” diyor.

Trump, Suriye ile ilgili olarak, IŞİD’i “ölümüne bombalamak”, terörizmle savaşmak için Rusya ve Esad rejimi ile ortaklık yapmak istediğini tekrar etti. Bu, Obama’nın politikasıyla bir kopma anlamına gelmiyor, hatta tam aksine aynı politikayı sürdürüyor.

Trump, Yemen’de, burada mücadele eden milislere karşı, 29 Ocak’ta 60 kişinin ölümüne yol açan saldırı gibi saldırı ve baskınlar düzenleyerek, Obama’nın izleyicisi, devamcısı olduğunu gösteriyor.

Trump, yeni müdahale kararı alacak mı? Bush ve Obama’nın askeri manevra ve müdahaleleleri, Orta Doğu’da gerçek bir kargaşa yarattı.

Hiç şüphesiz, yeni emperyalist müdahaleler, sadece kargaşayı daha da ağırlaştıracak, arttıracak.

Kuşkusuz şu bir gerçek; Trump da, kendisinden önceki başkanlar gibi, Suriye ve diğer bölge halklarının ödeyecekleri bedel ne olursa olsun, çok uluslu şirketlerin kârlı işler yapabilmeleri için, petrol ve gaz zengini, bu bölgede, var olma ve kalma gerekliliğini rehber edinen bir politikayı reddetmeyecek. LO (20.02.2017)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 226 - 7 Nisan 2017  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?