Sinif Mucadelesi
Sağlık

Sağlık sistemi çöküyor!

Cuma 3 Mart 2017

YÖK’e bağlı üniversite hastaneleri tıp eğitiminin ilk basamağı. Buradan mezun olan öğrenciler, pratisyen hekim olarak zorunlu hizmetlerini tamamlayıp doktor olabilir ya da Tıpta Uzmanlık Sınavı ile uzmanlık eğitimi almak için eğitim araştırma hastanesi veya üniversite hastanesine yerleşebilir.

Sağlık çalışanları, sağlık sisteminin çürüdüğünün farkında. Devlet hastanelerinin acil polikliniklerinde tetanoz, kuduz gibi aşılar yok, serum setleri tükenmiş durumda. Hastaların 38 derece ateşle serum getirmesi bekleniyor! Haftada on binin üstünde acil başvurusu olan eğitim araştırma hastanelerinde, hasta yoğunluğu yüzünden hastalar sandalyeler üzerinde tedavi ediliyor. Doktorlar, gecede kişi başı 700-800 hasta tedavi etmek zorunda kalıyor!

Artık sorunlar, patronların kâr hırsına peşkeş çekilmiş devlet bütçesiyle sürdürülmeye çalışılan tıp eğitimine kadar indi. Üniversite hastanelerinin bütçesi, YÖK tarafından belirleniyor. Bütçe o kadar kısıldı ki üniversite hastanesinde sağlık çalışanlarının kullanacağı malzemelerde kesinti yapıldı! Maliyeti daha az olduğu için en kalitesiz enjeksiyonlar, gazlı bezler ve hatta çağ dışı kabul edilen ve sağlığa hiç uygun olmayan pudralı eldivenler kullanılmakta. Bunlar hem sağlık hizmetini tehlikeye atıyor hem de halkın sağlığını!

Uzmanlık eğitimi alan öğrenciler, bir bir üniversite hastanelerine istifalarını veriyor ve daha yüksek maaşlı eğitim araştırma hastanelerine geçiyor. Tüm bunlara ek gerekçeleri ise çalışma koşullarının yoğunluğu: Sorumlu oldukları hasta sayısının fazlalığı, 24 saat nöbetin ertesi günü izin olmaması (toplam 32 saat olan çalışma günü), yardımcı sağlık personelinin işten çıkartılması yüzünden tüm yükün hemşire ve doktorlara yüklenmiş olması. Bu koşullarda çalışan uzmanlık öğrencisi doktorların maaşlarına, döner sermayeden öğretim üyelerinin paylarının yanında neredeyse hiçbir şey eklenmiyor; neredeyse tüm paya hastaneye arada bir uğrayan profesörler el koyuyor!

En çok çalışanın değil en “kıdemli” olanın en çok kazandığı bir düzen kurulmuş hastanelerde. Bu da profesörleri düzenin ayrıcalıklıları olduğu için koruyucuları haline getiriyor. En az çalışıp en çok ücret alan profesörler, çalışma koşullarının kötüleşmesinden şikayet eden öğrencilerine kendi öğrencilik zamanlarında ülkenin durumunu örnek verip ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar! Bugün bir kamu hastanesi, özel bir şirkete satılsa, özel şirket kadrolarla ilgili hiçbir sıkıntı yaşamaz çünkü zaten özel bir şirket gibi çalışıyor.

Tüm bu koşullar en çok sağlık işçilerini etkiliyor. Bütçe kısıtlandıkça işten çıkartma artıyor. Ancak doktor açığı olduğundan doktor değil, temizlikten sorumlu işçiler ve hasta bakıcılar işten çıkartılıyor. Bu durumda hasta bakmak ve tedavi etmekten sorumlu doktor ve hemşireler, onların işlerini de yerine getirmeye çalışıyor. Bu hem tam bir karmaşaya hem de iş yerinde ciddi bir gerginliğe sebep oluyor.

Doktorlar, zamanlarının çoğunu hasta bakmak yerine dosya doldurmak, hastaya eşlik etmek, bilgisayara hastaların bilgilerini kaydetmekle geçiriyor. Tüm bunlar sağlık hizmetini niteliksizleştirirken hasta ve yakınlarının, sağlık çalışanlarına öfkesini büyütüyor. Oysa bu durumun gerçek sorumlusu sağlık çalışanları değil.

Bunlar yaşanırken sağlık bakanlığı 38 bin uzman doktor gereksinimi olduğunu açıkladı. Ancak 38 bin uzman doktoru hangi koşullarda, ne ücretle yetiştirecekleri belirsiz… Böyle giderse poliklinikler ve acil kapısında bekleyen hastalar artık hastanelere sığamayacak. (27.02.2017)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 225 - 3 Mart 2017  Site yaşamını izle Fabrikalardan... İş yerlerinden   ?