Sinif Mucadelesi

Siyaset değil, zorbalık var!

Cuma 2 Aralık 2016
Gün geçmiyor ki yeni bir tutuklama, görevden alma, kayyum atama, patlama, çatışma olmasın. Son haftalarda bunlara, Suriye'den gelen cenazeler ekleniyor: Suriye'de ölen asker sayısı 18'i aştı ve artacağı kesin. AKP iktidara geldiği ve yerleştiği yıllar boyunca, askeri ve bürokratik vesayete karşı siyaseti öne çıkarmaktan bahsedip durdu. Bugünkü siyaset, tam aksi yönde; karşı çıktıklarını bizzat kendileri yapıyor. OHAL ile çıkarılan kararnameler, 12 Eylül 1980 askeri darbe yönetimi döneminin yasaklarını aratmıyor; fabrikalarda olduğu gibi her yer kışla haline getiriliyor. Yani sadece silahı elinde olan, iktidar olan haklı olacak. Kanunlarda yapılan değişikliklerin ötesinde, siyasilerin verdiği mesajlar, tehditkar konuşmaları, kabadayı tutumları, AKP'ye umut bağlamış geniş çevreleri etkiliyor, örnek oluyor ve yönlendiriyor. Böylece, hem Kürtler hem de iktidarın şu veya bu siyasetine karşı çıkan işçiler, kadınlar, öğrenciler, Aleviler gibi iktidarın siyasetlerine şu veya bu gerekçeyle karşı çıkanlara yönelik benzer bir tutum gelişiyor. Siyasetçilerin, tabanlarını da bu şekilde yönlendirmeleri, faşizan uygulamaların toplumda kabul görüp normal hale gelmesine yol açıyor. Bu durumdan en çok etkilenen, muhalif Kürt siyaseti ve en uçtan başlayarak merkeze ulaşan sol çevreler. Ancak gidişat bu şekilde devam ederse, en büyük darbeyi işçi sınıfı alacak. Toplumun en aktif kesimi olan gençler, sadece Erdoğan değil, Hitler hayranlığıyla da büyüyor. Geçim derdi, savaş tehdidi, darbe tehdidi ve siyasilerin bilerek yarattığı düşmanlar karşısında sıkışan kesimler, ekonominin, siyasetin, ordunun yani toplumdaki tüm güçlerin tek elde toplanmasının, her derde deva olduğu düşüncesine yöneliyor. Hiç bahsi geçmeyen ise, gücün hangi sınıf için kullanılacağı! Yükselen Türk milliyetçiliği, bugün Kürt ve Batı düşmanlığı ile kendini ifade ediyor. Çünkü siyasi liderler, kitlelere onları düşman gösteriyor. Yarın, işçi sınıfını hedef gösterdiklerinde ne olacak? Artan hayat pahalılığı ve işsizlikle boğuşan, saf milliyetçi duygularla “vatanı” zannettiği ülkesi için kaygılanan kitlelere, gerçekleri anlatan, sınıfının siyasetini savunan bir örgütlenme yok. İşte gericiliği cesaretlendiren, Erdoğan ve çevresini, kitleleri istediği gibi yönlendirebileceğini düşündüren budur. Erdoğan, ilgili ilgisiz, her toplantıda konuşuyor, her kanala çıkıyor, günlerce aynı şeyi söyleyip zihinlerde yer ediyor. Musul harekatına katılmak için günlerce “Türkiye'ye 1 milyon göç olacak”, “alanda da, masada da olacağız” dedi. Elbette böyle bir şey olmadı. Ondan önce Suriye'nin “el Bab kasabasına gireceğiz” deyip durdu, ordu kasabaya 1 kilometre kala kıpırdayamaz hale geldi. Yarın bu da olmazsa, hesap vermeyecek, başka bir şeyi tekrarlayıp duracak! Medya, haber alma aracı olarak değil, tıpkı eski faşist ülkelerde olduğu gibi propaganda ve baskı aracı olarak kullanılıyor. Bugünkü durum genç kuşaklar için şaşkınlık verici olabilir ancak 1980 askeri darbe döneminde yaşayanlar için acı bir tekrar gibi. O dönemde Evren, baskıyı savunuyordu, şimdi Erdoğan OHAL'i savunuyor. Evren, “asmayalım da besleyelim mi?” diyordu, şimdi Erdoğan idam istiyor. Erdoğan, “OHAL neden kalksın, herkes işine gidip geliyor” diyor. “Yüz bin kişi atıldı diyorlar, atılsın, ne var?” diye şaşanlara, şaşıyor. Kitleler için uygun gördüğü “işe gidip gelmek” yani patronların sömürüsünü sürdürmek, işsizlik korkusuyla yaşamak. Bu sözler, güya demokratik bir yöneticinin sözleri! Aslında bugün durum daha kötü, çünkü şimdi her şeye savaş da ekleniyor. Artık demokrasi, tartışma, oylama, siyaset, devri geçip karanlık çökmüş gibi. Bu karanlığı ancak milyonlarca emekçinin ortak mücadelesi dağıtabilir. (01.12.16)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2016  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 222 - 2 Aralık 2016  Site yaşamını izle Siyasetin Gündemi   ?