Sinif Mucadelesi

Şubat 1956’da SSCB Komünist Partisi 20’inci...

Cuma 2 Aralık 2016
Şubat 1956’da SSCB Komünist Partisi 20’inci kongresinde parti başkanı Krusçev'in, Stalin’in cinayetlerini teşhir etmesi bir şok dalgası yarattı. Bu dalga, İkinci Dünya Savaşından sonra SSCB bürokrasisi ve ordusunun denetimine giren Doğu Avrupa ülkelerinde etkili oldu. Çekoslovakya’da, Doğu Almanya’da, Polonya’da protesto yürüyüşleri, grevler ve ayaklanmalar başladı. Macaristan’da ise Ekim 1956’da gerçek bir devrim başladı. “Halk Demokrasileri” diye isimlendirilen Macaristan’da, Stalin yönetimi tarafından oluşturulan devlet aygıtı, kitleler, özellikle işçi sınıfı üzerinde emirlerini direkt Moskova’dan alan siyasi polis AVH eliyle, feci bir diktatörlük ve terör rejimi kurmuştu. Fabrikalarda üretime zarar verebilecek her şey sabotaj kabul edilip cezalandırılıyordu. Grev yasaktı; greve katılanlar hapis, grevi düzenleyenler ölüm cezasına çarptırılıyordu. Mart 1953’te, Stalin’in ölümünden sonra Moskova’da yeni bir ekip yönetime geldi. Macaristan’da parti ve devlet yönetiminde dalgalanmalar oldu. Feci diktatörlük rejimi çatlamaya başladı, parti içerisinde bir muhalefet oluşup Rus askerinin gitmesini, iktidarın demokratikleşmesini istedi. 13 Haziran 1956’da SSCB politbürosunun önerisiyle 1945’te Rusya'nın iktidara getirdiği diktatör Matyas Rakosi yerine Imre Nagy getirildi. Nagy rejimi, baskılarını azaltan bazı kararlar aldı… Muhalifler ise neredeyse tüm aydınların desteğiyle basın ve fikir özgürlüğü istiyordu… 22 Ekim’de Macar halkı, birkaç gün önce Varşova’da işçiler ve öğrencilerin baskısıyla, Moskova’nın adamı olarak bilinen Rokossovsky’nin iktidardan azledilip yerine iki ay öncesine kadar cezaevinde olan Gomulka'nın getirildiğini öğrendi. Bu haber halka moral verdi ve Sovyet bürokrasisine geri adım attırmanın mümkün olduğunu gösterdi. Başkentteki öğrenciler, 23 Ekim’de Polonya’ya destek mitingi düzenledi. On binlerce öğrenci ve işçi sokaklara döküldü ve “İmre Nagy iktidara”, “Ruslar dışarı”, “genel grev” sloganları attı. Sivil polis üzerlerine ateş açınca silahlandılar. 23 Ekim gecesi devrim süreci başlayıp tüm şehre yayıldı. Birkaç saat içerisinde polis ve asker, yürüyüşçülere katıldı. Askerler, kışlaların kapılarını açıp silahları isyan eden kitlelere dağıttı. Sivil polis AVH avı başladı ve kitleler tanıdıklarını linç etti. Parti Merkez Komitesi, Imre Nagy’e hükümet kurma görevini verip Rus askeri müdahalesi ve sokağa çıkma yasağı istedi. 24 Ekim akşamı Rus askeri, başkenti işgale başladı. Rus askeri ile isyancılar arasında şiddetli çatışmalar oldu, ayaklanma tüm ülkeye yayıldı. Hatta bazı Sovyet askerleri, devrimcilerin fikirlerini benimseyip geri durdu. Imre Nagy hükümeti çatışmaların durdurulması çağrısında bulundu ama kimse dinlemedi. Her tarafta mücadeleyi sürdürmek için komiteler oluştu. Fabrikalarda üretim durmuştu, emekçiler kendi temsilcilerini seçiyordu. İşçi konseyleri, fabrikalarda yönetimi üstlenmeye başladı, işçi milisleri oluşturup sokak ve mahalle çatışmalarına katıldılar. İşçi konseyleri; grev hakkı, sendika özgürlüğü, konseylerin resmi iktidar olarak tanınmasını ve rejimin temel desteği olan Rus ordusunun ülkeyi terk etmesini talep ediyordu… İşçi konseyleri, birçok sanayi kentinde fiilen iktidarı ele geçirip merkezi bir yönetim oluşturdu… 31 Ekim’de SSCB, askeri geri çekmeyi kabul ettiğini açıkladı. İsyan zafere ulaşmış gibiydi. Başkent’teki işçi konseyleri, greve son verdiklerini ve 5 Kasım'da işbaşı yapacaklarını açıkladı. Ancak Rus bürokrasisi taktik bir geri adım atmıştı, esas hedefi devrimi ezmekti… 4 Kasım Paza günü, sabahın erken saatlerinde 200 bin Sovyet askeri, 2 bin tank eşliğinde, savaş uçaklarının desteğiyle, başkenti ve sanayi şehirlerini işgal etti. Nagy kovuldu, yerine Moskova’dan Rus tankları eşliğinde Janos Kadar getirildi. İşçi sınıfı teslim olmadı. İşçiler, fabrikaları işgal etti ve genel grev 5 Kasım'da yeniden başladı. İşçi konseyleri işin sadece kendi fabrikaları ile sınırlı olmadığının bilincinde olduğundan, 14 Kasım’da merkezi Budapeşte Konseyi'ni oluşturdular, fiilen iktidar onların eline geçti. İşçi sınıfının tümü ve kitlelerin çoğunluğu onları, kendi iktidarları olarak görüyordu. 15 Kasım’da devrim, askeri açıdan yenilgiye uğradı. On binlerce insan öldürüldü ama işçi sınıfı direndi. Moskova’nın desteklediği Kadar hükümeti, İşçi Konseylerini yasaklayabilmek ve yöneticilerini tutuklayıp cezaevine atmak için birkaç hafta daha beklemek zorunda kaldı. Böylece Rus bürokrasisi, bir işçi devriminden ne kadar korktuğunu ve kana bulamaktan çekinmediğini açıkça ortaya koydu.

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2016  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 222 - 2 Aralık 2016  Site yaşamını izle Tarihten... Tarihten... Tarihten...   ?