Sinif Mucadelesi

Atatürk Havalimanındaki vahşet, kapitalist düzenin vahşiliğinin bir uzantısı

Pazartesi 4 Temmuz 2016
28 Haziran gecesi Atatürk hava limanında 3 canlı bombanın gerçekleştirdiği intihar saldırısı sonucu, son bilgilere göre, 44 kişi öldürüldü ve 40'ı ağır yaralı 250'den fazla kişi yaralandı. Hükümet, diğer terör eylemlerinde olduğu gibi hemen yayın yasağı getirdi. Belli ki tüm gerçeklerin ortaya çıkmasını istemiyor. Olayın hemen ertesinde yapılan polis baskınları, eylemcilerin bilindiğini de gösteriyor. Ne yazık ki son bir yıl içerisinde, benzer biçimde on terör saldırısı gerçekleştirildi: 17.07.2015’te Suruç’ta; 10.10.2015’te Ankara’da, 12.01.2016’da Ankara’da; 13.02.2016’da Ankara’da; 19.03.2016’da Taksim’de; 27.04.2016’da Bursa’da; 01.05.2016’da Gaziantep’te; 07.06.2016’da Vezneciler’de ve 28.06.2016’da Atatürk Havalimanı’nda. Bu saldırılarda ölenler, yaralananlar, sakat kalanlar, sevdiklerini kaybedenler, çalışamaz duruma gelenler, hiç biri, saldırganların gerekçelerinin ne karar alıcısı ne de uygulayıcısıydı. Vezneciler'de, Atatürk Havalimanı'nda diğerleriyle birlikte, geçinmek için sadece emir altında işini yapan emekçiler de öldü. Terör saldırıları, baskılar, en doğal ulusal haklarını isteyen Kürt halkına karşı yürütülen iç savaş ve hepsinin yol açtığı ölümler, vahşetler, yıkımlar ve baskılar ne dinle ilgili ne de beklenmedik. Tüm bunlar, Ortadoğu'daki vahşetle ilgili, AKP hükümetinin hem Suriye hem de Kürt sorunu konusunda izlediği siyasetlerin sonucu. Tüm bunların bir sorumlusu da AKP iktidarı. AKP iktidarının El Nusra, DAEŞ gibi İslamcı terör örgütlerini, bir kaç ay öncesine kadar nasıl desteklediğini öğrenmek için bir kaç haber dinlemek, internete bakmak yeterli. Suriye'de, Esad iktidarını yıkacağı beklentisiyle önce el Nusra Cephesi'ne (DAEŞ'e katıldı), sonra da Kürt bölgesi kurulmaması için Kürt kenti “Kobane düştü düşecek” diyerek, Türkmen örgütlerle birlikte o zamanki adıyla IŞİD'e kamyonlarla, ağır silahlar bile gönderildi. Erdoğan “Esad, Suriye'nin üçte birini kontrol ediyor” diyerek, o zaman güçlü görünen IŞİD'den yana oynuyordu. ABD, İran, Rusya şimdi dengeleri değiştirdi. Ancak Erdoğan'ın diktiği çamlar, masumların üzerine devriliyor. DAEŞ, hem Irak'ta hem de Suriye'de sıkıştı. Ayrıca son bir haftada, Türkiye'de üst düzey yöneticileri gözaltına alındı; kıskıç daraldı. Erdoğan, “Fırat'ın doğusuna geçilmesine izin vermeyiz”, “kırmızı çizgimiz” laflarını ağzından çıkaramıyor. Çünkü ABD'nin ve Kürt milislerin de çabasıyla DAEŞ'in, Türkiye'den açık kapısı 98 kilometreden, 70 kilometreye düştü. İşte bu nedenlerle Türkiye, artık DAEŞ'in doğrudan en önemli hedefi haline geldi. Erdoğan ve hükümet, bugünkü cehenneme giden taşları, söylediklerinin aksine terör örgütleri arasında ayırım yaparak, yanlış siyasetleriyle döşediler. Şimdi herkesi, kendi saflarında birlik olmaya çağırıyorlar. Bu çağrının hedefinde; işçi sınıfının haklarına saldırı, baskı ve Kürt kitlelere karşı yürütülen savaşı kabul ettirmek de var! Asla onlarla birlik olmaycağız! Biz, devrimci komünistler, teröre tamamen karşıyız ve tepkimiz sonsuz. Ancak sömürü düzeni ve AKP gibi iktidarların devam ettiği müddetçe terör saldırıların son bulmayacağını çok iyi biliyoruz. Evet, tek çözüm bu canileşen sömürü düzeni kapitalizme işçi sınıfının son verip kendi iktidarını kurmasıdır. Marks’ın o meşhur deyiminin güncelliği ve önemi her geçen gün daha da artıyor: “Ya sosyalizm, ya barbarlık.” (01.07.2016)

Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2016  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 217 - 4 Temmuz 2016  Site yaşamını izle Başyazı   ?